Elazığ Merkez Aşağıdemirtaş (Aşağıholpenk)-Kesikköprü Köyü Web Sitesi

  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • red color
  • green color
Giriş Sayfam Yap

ANA SAYFA arrow MAHALLİ DİLİMİZ arrow Sivas Yöresi Lehçesi-1
Sivas Yöresi Lehçesi-1
Salı, 10 Kasım 2009
Abaz :avaz. abaz abaz, avaz avaz
Acarlamak :yenilemek
Acep :acaba, şüpheyle
Aceplenmek :şaşırmak, şüpheyle bakmak
Acıh :azıcık, acuh.
Acılı :acısı olan, yaslı olan, derdi olan
Acırak :az acı
Acuğum :amca karısı
Acun :dünya, alem, kozmos, kainat, evren
Ado :söz
Ağcıl :rengini atmış, ağarmış, içinde ak olan
Ağmak :yükselmek, bir yöne (havaya) doğru akmak
Ağnağaz :boş yere konuşma, boşboğazlık
Ağnaksız :anlayışsız
Ağnamak :at,eşek,katır gibi hayvanın tozlu veya kumlu yere yatıp sağa sola dönerek kaşınması
Ağuz :yeni yavrulayan hayvanın ilk sütü
Ağrılı :ağrısı olan, ağrıyan
Ahbın :mal gübresi
Ahir :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Al :kamuflaj, giydirme, hile, desise, kırmızı, Alla aslan avlanır.
Alaf :mal yiyeceği, yem
Alat :alınıp kenara konulan, kullanılmayan
Alata :davara gidemeyen hasta veya sakat davar, küçükbaş.
Alçım alçım :çeşit çeşit, türlü türlü
Algış :övme, övgü, dua etme, güzel sözle anma, alkışlama
Alıcıkuş :yırtıcı kuş; kartal, atmaca, şahin, doğan gibi canlıya saldıran kuşlar
Ali :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Alık :beceriksiz, şaşkın, zayıf, hastalıklı
Alim :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Alımcı :başkasının hesabına alacakları toplayan, tahsildar
Alimi Deyyan :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Allah :tanrı, hak, rab, ilah, yaradan
Allahutaala :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Alov :alev, yalaz
Alovlenmek :çabuk kızmak, parlamak, yanıp tutuşmak, harlamak
Ana keteni :kız anasına verilen bir hediye
Andan :orda, orada, oraya, oradan, o zamandan.
Andan :sonra, daha sonra
Annaç :yamaç, karşı, ön taraf, alın,
Apak :çok ak, bembeyaz
Apaz :avuç, bir avuçluk miktar
Aralıh :hol, koridor
Aralık :hol, koridor, yaşam alanı, ayak altı
Arasta :çarşıda aynı işi yapanların bulunduğu kısım
Argaç :halı-kilim dokumda aradan geçirilen iplik
Argın :yorgun argın, bitkin, güçsüz
Arhalanmak :arka çıkılmak, kayırılmak
Arıh, arık :zayıf, kuru, sıska, su yolu
Arıs :anızlık, nadasa bırakılan arazi
Arkalı :arkası olan, koruyanı olan
Armı :harmı taşı, damın kenarın dizilen taş sırası
Arşın :dirsek ile orta parmak arasındaki mesafe, uzunluk ölçüsü
Arvad :avrat, karı,eş
Asbap :elbise, çamaşır
Aşna :aşina, ortada, bildik, tanıdık
Aşifte :orospu
Aşırt :aşıt, geçit
Aşıt :aşırt, geçit
Ataç :atalardan gelen gen, atasına çekme
Atayi :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Atmık :canlıların tohumu, meni
Avara :avare, işsiz, aylak
Avhalamak :elle mıncıklamak, tutmak, kavramak
Avunç :teselli, avunma bahanesi
Ayak gıltı :ayak tarafı, alt taraf
Ayahcak :merdiven
Ayakçık :ayakcan, merdiven
Ayakdaş :arkadaş, yoldaş
Ayam :hava, gün, gündüz
Ayan :açık, aleni, gün gibi ortada
Aygın :vurgun, aşık, hayran
Ayıtlamak :ayıklamak, seçmek
Aymak :kendine gelmek, dalgınlıktan kurtulmak
Ayn :göz
Aynımda değil :gözümde değil, gözümde yok, umurumda değil.
Ayvan :bir tarafı dışarı açık oda, balkon
Aytmak :demek, söylemek
Ayar :dolandırıcı, düzenbaz, hilekar
Azad :hızmeker, yanaşma
Azadlık :azada hizmeti karşılığı verilen
Azar :hastalık
Azaz :ikinci el
Azıklı :yoksul doyuran, yemeği yenen
Azıtmak :tenha yerde serbest bırakmak, salıvermek;çığırından çıkartmak
Azim :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Aziz :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Azma :selvi ağacına benzer uzun kavak, genç boğa, tosun
Aznavur :irikıyım, iriyarı, kırıcı kimse
 

B
 
Baba çıha :nalet, hayırsız, hotük çala, bere çıka
Babal :vebal, mabal, günahı, suç
Bacılık :kardeşlik
Baç :haraç, vergi, soygun
Badas :harman yerinde tozla karışık tahıl tanesi
Badıç :tohumu saran doğal kılıf, (bakla, bezelye gibi)
Baduç :yeşil fasulye, leyvaz
Bağ :bağ bostan, üzüm bağı
Bağ :ekin bağı, demet
Bağa :kaplumbağa kabuğu gibi olan, ur, çıban
Bağan :düşük, ölü doğan cenin
Bağcı :bağ bostan, üzüm bağı bekleyen, bağ bağlayan
Bağı :büyü
Bağıcı :büyülü, baştan çıkarıcı
Bağlam :demet
Bahana :bahane
Bahtılı :sevsinler, tebrikler, şanslısın, Seni Bahtılı.
Baki :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Bala :yavru, çocuk
Balçak :barçak, kılıçların tutağındaki demir siper
Balkır :parıltı, şimşek
Bar :meyve, ürün
Baran :saban izi, bağda bağ kütüğü sırası
Barça :kaynak, memba, özü, parçası
Barçak :balçak, kılıçların tutağındaki demir siper
Barhana :ev eşyası, öte beri, yük
Barik :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Barık :parmak gibi yükseltili iniltili arazi
Basir :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Baş gıltı :baş tarafı, üst taraf, yukarı
Başat :benzerine üstünlük veren, hakim
Başmak :ayakkabı
Başyaylık :başlık
Batar :zatürre, ince hastalık
Batın :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Bay :zengin, bey
Baya :oldukça, bir hayli
Bayah :önce
Bayahdan :deminden, önceden, öteden
Bayahtan :deminden, önceden, öteden
Becit :önemli, acele, ivedi, geciktirilemez
Beden :cepken
Bedi :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Behis :bahis, söyleme
Behti :yakını, hısımı, akrabası, ehtin değil-behtin değil, yakınlık ne?
Beka :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Bekinmek, best :bir istek üzerinde durmak, ısrar etmek
Bel :omurga, yapı, karkas, şasi, devlet, kurumlar, ana yapı taşları
Belce :iki kaş arası
Belermek :göz akını çıkaracak şekilde göstermek
Beli :evet, belli, öyle
Belik :saç örgüsü, halı-kilim dokumada aradan geçirilen ipliğin yumak şekli
Bellemek :okumak, öğrenmek, ezberlemek, bilmek, sanmak, bel ile işlemek
Bendik : fesi, boğazın altından geçerek başa bağlayan bağ
Benli :yüzünde ben olan
Berge :kayısı, zerdali
Berkitmek :sıkıştırmak
Berpa :bereketli
Bes :pes, yeter
Best :bekinmek, best tutuşmak, inatlaşmak, sözünü yürütmek
Bet bereket :tadı tuzu, rengi şekli
Beti :şekli, biçimi, rengi, tadı tuzu
Beyis :bahis, söyleme
Beyle :böyle
Bibi :hala, baba kız kardeşi
Bicızım :yazı
Bijgirlemek :ucunu sivriltmek
Bi dıkım :bir lokma
Bıldır :geçen sene, geçen yıl
Bileğilemek :bileği taşıyla keskinleştirmek
Bilge :çok ve sağlam bilen, tecrübeli, ileri gören, bilmiş, eren
Bilmen :bilmem
Bimekan :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Bingildek :çocukların kafasındaki yumuşak çukurluk
Bitik :yazı
Bıyıl :bu sene
Bızbız :davula soldan vurulan çubuk
Bızdık :ufak çocuk
Boduç :ağaç testi
Boynuk :boynu tutulmuş, başı eğik dolaşan
Boyunduruk :boyuna takılan halka, samı, hamut v.b.
Bozrak :rengi boza çalan
Bozut :ortalığı birbirine düşüren
Bögün : bugün
Bögünnerde : bugünlerde
Budun :kavim, birbirine bağlı aile topluluğu
Budunsuz :birbirine bağlı olmayan insan topluluğu
Buğez :bu kez, bu defa
Bukran :yün kırpıntısı
Bulak :pınar, kaynak, çeşme, kaynak, göze
Burç :hayvanlara yem olarak verilen yeni kesilmiş ve kırılmış çırpı, ağaç dalı
Burçlanmak :tomurcuklanmak
Burkan :budha
Burunduk :yular
Burunduruk :buruna takılan yular, gem halkası
Buvez :bu kez, bu defa
Buymak :üşümek, donmak
 

C
 
Caara :sigara
Cabbar :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Cafo :cefa, eza
Cahal :cahil
Caka :insan vücudundaki 7 ana bölge
Camal :cemal, yüz, sima
Cahın :selden bulanmış çamurlu su
Calgazan :hilebaz, dümenci, numaracı
Cami :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Cançıktı :akşam güneş batımıyla yenilen yemek
Car :hız
Car :çalanlı, kadınların üstlerine başına örttükleri çarşaf
Car etmek :Yüksek sesle bağırmak, çağırmak, hay vermek, ilan etmek, duyurmak
Carcar :geveze, yaygaracı, cırcır
Carcı :işini bitirip başkasına yardıma giden
Carcur :gelişigüzel konuşmak, gevezelik etmek, şarjör
Carı :çabuk, hızlı
Cartcurt :gelişigüzel konuşmak, gevezelik etmek, öfkeyle söylenmek
Cavan :delikanlı evlat, genç
Cavlak :çıplak, tüysüz, kel
Cebem :genişce bir bez parçası, bilezik biçiminde, altından birbirine bağlanmış süs eşyası
Ceci :cin gibi, hınzır
Cehiz :evlenecek kızın hazırladığı çeyiz eşya
Celbe :avcı çantası
Celil :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Cemal :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Cemi :cemi cümle, tümü, toplamı
Cenabullah :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Cenger :avaz avaz, bas bas bağırma    
Cevre :acı,  keder
Cıbıl :çıplak, parasız pulsuz
Cıfıt :sevilmeyen, düzenbaz, hilekar
Ciğa :eklem, aşık kemiği eklemi, aşık, aşığın düzü, turna kuşunun uzun tüyü,
Cığıynan :meyvesi ile birlikte ağaçtan koparılan küçük parça dal.
Cığız :sukoyveren, çabuk vazgeçen, dönek
Cılbah, cılbak :çıplak, fakir, yoksul
Cırız :ot yemeği
Cillik :dişi üreme organı
Cilov :badana, kireç boyası
Cıngırak :çıngırak, zil
Cip :çok, pek çok, hayli, iyice, epeyce, bir hayli
Cırnak, çırnak :tırnak, pençe
Cirasun :bir nevi uzun ağaç
Cırıg :yırtık, yırtılmış
Cırt :cırmıklamak, yüzünü tırnaklamak, cırt fermuar
Cışkı :mızıkçı,oyunbozan
Civelek :canlı, neşeli, sokulgan
Cızgı :çizgi, daire şeklinde aşık oyunu
Cortan :şelale, şarlak
Cönk :anı, hatıra
Cüda :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Cünüt :batak, bataklık, su altındaki arazi, sırılsıklam ıslak
Cür :çeşit
Cürbecür :çeşit çeşit


Ç
 
Çad :iki dağın veya derenin, ırmağın birleştiği üçgen, peyk
Çağa :çoluk, çocuk
Çağal :taş, çakıl taşı ile yapılan yığınak
Çağıldak :koyunların kuyruk altında yapışıp biriken gübresi
Çakım :şimşek, kıvılcım, şerare
Çakşak :yığınla gelişigüzel dizili taş kümesi, bozuk, ayarsız
Çalab :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Çalacak :mayalık yoğurt
Çalap :Tanrı
Çalapaça :zorla, yürüterek
Çalgan :buğday yıkama yeri
Çalınmak :vurulmak; felç olmak
Çalkam :bir mayalık yoğurt
Çalmak :karıştırmak, mayalamak, bulaştırmak
Çamçak :ağaçtan yapılan kulpsuz su kabı
Çandılbaba :Hıdırellez, kabayel, nevruz, Abdal Musa, Pir Sultan için yiyecek içicek toplayan kişi
Çangal :dal, budak
Çapıt :paçavra, çaput
Çaplamak :demet yapmak, demetlemek
Çardak :kamelya, üç yan ve üstü ağaç veya otlarla kaplı bölme
Çarh :duş alınan betonlanmış tekne gibi yer
Çarha :öncü
Çark :bileği taşı, dönen tambur, değirmen taşını çeviren dolap
Çapraz :ters
Çasar :imparator, kayzer, sezar, kral, sultan
Çaşıt :müzörcü, ispiyoncu, casus
Çatma :yağ çıkartmak için tuluğu asmak maksadıyla üç ağacın yukardan uçları bağlanmış şekli
Çavmak :güneşin parıldayarak doğuşu
Çebiş :bir yaşındaki keçi yavrusu
Çeci :makineden geçen harmanda toplanmış yığın
Çekgel :omuza alınarak iki ucuna asılı yükü taşıma aleti
Çekgin :elini çekmiş, ilgisiz
Çekingen :tereddütlü
Çeleb :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Çelep :Tanrı
Çelep :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Çelmik :iri saman
Çemiş :dut kurusu
Çemkirmek :ürmek, laf söylemek, dikleşmek
Çengel :çevresinde sivri demir çivileri bulunan tasma, kanca
Çepel :kirli, bulaşık, çamurlu
Çerçi :seyyar satıcı, gezici tuhafiyeci
Çermik :kaplıca, ılıca
Çevgen :değnek
Çezmek :çözmek
Çiçi müsahip kardeşlerin eşlerinin birbirine kardeş anlamında yakınlığını ifade eder
Çığırmak :çağırmak
Çığırtgan :tellal
Çiğit :pamuk tohumu, çekirdeği, kabak çekirdeği, meyve çekirdeği
Çiğnek :yol üstü, ayak altı
Çilemek :şakımak, ırlamak, söylemek
Çilenti :hafif yağmur, serpinti, çisenti
Çimek :çimecek yer
Çimmek :yıkanmak
Çimtinmek :azar azar yemek, otlanmak
Çımşıtmak :açmak, konu etmek, tiyö vermek.
Çın :doğru gerçek
Çıngırak :zil
Çino : var olmayan, yok,
Çırağ, çıra :idare lambası, gaz lambası
Çir :berge, elma, erik kurusu
Çırman :tıska karığı, tıska ekilen çukur alan
Çirtik :küçük parça, kırpıntı
Çiselemek :hafif hafif yağmak
Çisenti :hafif yağmur, serpinti, çilenti
Çıtak :yaban, huysuz
Çıtırık :şekilli kenar süsleme
Çıvgın :rüzgarla yağan karla karışık yağmur
Çoğa :küçük yemişler
Çoksamak :çok görmek
Çolpan :çoban yıldızı
Çor :hastalık, dert, sakat, bozulmuş, kurtlu, çok tuzlu
Çotra :ağaçtan yağılmış küçük su kabı
Çotuk :dışarıda kalmış ağaç kökü
Çöğmek :havaya atılan şeyin yön değiştirerek yere doğru yol almak
Çöğdürmek :işemek, küçük tuvaletini yapmak
Çöğünmek :bir yanı inerken öteki yanı çıkmak, tahtaravalli
Çökek :çukur, bataklık yer, sazlık yer
Çökken :oldukça çökmüş
Çömçe :kepçe
Çömmek :çömelmek, topukları uyluğuna ve dizi karına değecek şekilde bacaklarını bükerek oturmak, boy küçültmek
Çörten :damın suyunu akıtan oluk
Çörtü :değirmende buğday tanesi oluğu
Çövgen :sabunotu, çevgen
Çullanmak :gizlice girmek, soymak
Çundurmak :başkasına imrendirmek
Çunmak :başkasına imrenmek
Çükür :bir yüzü kazma, bir yüzü balta olan alet
Çütcü :çifte giden, çift süren, çiftçi
Çütlük :çiftçilik yapılmaya elverişli bölge, Höbek köyü sınırındaki bölge
 

D
 
Dabaz dökmek :kızamık gibi yara çıkarmak
Dadak :şekerleme, bebe yemeği
Dafar :çare, çözüm
Dağ :yara, yanık yarası
Dağar :ağzı yayvan toprak kab
Dağlağı :dağlama aracı
Dak :kusur, eksiklik, alay
Dak tutmak :kusur bulmak, azarlamak, ayıplamak
Dal  :sırt, arka
Dalamak :köpek, kurt, çakal tarafından ısırılmak; ısırganın tene sürülmesi
Dalan :salon, bekleme odası
Dalap :zevklenme, keyf alma, zevkten geviş getirme, ağzının suyu akma
Dalli :yalancı
Daltaban :daltaşak, yalınayak kimse, aşağılık
Damak :damlamak, istenmediği anda gelmek, girmek,
Danzım :osuruk
Dar :meydan, halk mahkemesi, ikrar verilen meydan
Darvaza :büyük kapı
Dasdan :halk hikayesi
Dayama :destek
Dayim :daim, daima, her zaman
Daz :dazlak, tüysüz, cıbıl
Dazlak :başında saç kalmamış olan, dıp dızlak, dam dazlak
Debbede :bakırdan yapılmış kulplu büyük geniş karınlı yağ kabı
Degel :degil, degit, söyle, söyle hele, söyle bakalım, gel ve söyle
Degil :degit, söyle, söyle hele, söyle bakalım, gel ve söyle
Degit :degil, söyle, söyle hele, söyle bakalım, söyle ve git
Dehre :satır, ot veya et doğramaya yarayan kesici alet
Dek :uslu, terbiyeli, sıradan, biri, şöyle böyle bir kişi
Dek dur :uslu dur, akıllı ol, yaramazlık yapma
Dem :an, zaman, çağ, soluk, tavı, olgunluk, olgunluk içkisi (şerbeti)
Dembedem :zaman zaman
Dellek :tellak, berber
Depe :yön, taraf, cihet
Der :kapı, aralık
Dergah :kapı, yol, tarikat
Derkan :kapıcı
Dermek :toplamak, biçmek
Desmal :pazen, pamuklu kumaş
Deşinmek :yeri eşmek
Deşirmek :devşirmek, toplamak
Devinmek :kımıldamak, depreşmek
Devür :devir, tur, zaman,
Deyyan :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Dığrak :derli toplu, düzenli, tay gibi, atletik yapılı, vücuda oturmuş elbise
Diğelmek :ayakta durmak
Diğir diğir :tomurcuk, ürperti
Dil :konuşulan dil, edebiyat, sanat, kültür, gönül, ulus, millet,
Dillemek :aleyhinde bulunmak, dedikodu yapmak
Dımıtmak, dımıltmak :ılık hale getirmek, ısıtarak ılıtmak
Dişkirt :halı-kilim dokumda aradan geçirilen ipliği sıkıştırmaya yarayan alet
Dız vermek :Korkutmak, gözünü korkutmak, yüreğe korku salmak
Dızlak :başında saç kalmamış olan, dazlak, dam dazlak
Dolukmak :gözü yaşarmak
Dolunmak :batmak (ay, güneş)
Domur domur :boncuk boncuk, tane tane
Domurmak :tomurcuklanmak
Dost :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Dölek :ağırbaşlı, uslu olan; düzlük yer
Döndermek :döndürmek, çevirmek
Döngün :dargın
Dövlet :devlet, devletli, kudretli
Dövür :devir, tur, zaman,
Dulda :dalda
Duluh :çene-şakak arası
Dummak :çökelmek, çökmek
Duş gelmek :işleri iyi gitmek, iyilere rastlamak, rast gelmek, gözükmek.
Duva :dua, yakarı
Duvana :deli, divane, düşkün
Duygudaş :aynı duyguyu duyan, sempatizan
Duzah :cehennem, tuzak
Düğşü :gelin almaya gelen bayan
Düğüratlı :gelin almaya gelen erkek
Düğürcü :dünürcü, kız istemeye gidenler
Düğürşü :gelin almaya gelen bayan
Dülbent :başörtüsü
Dün :gece, dünü günü=gece-gündüz
Dürişmek :çabalamak, uğraşmak
Düşkün :suçlu, kusurlu, cezalı
 

E
 
Ede :büyük anne, nene, (Sultan Ede)
Ede :bibi, abi, efe, emmi, dayı, hitap sözü, (Bayram Ede, Kazım Ede)
Eferim :aferin, tebrikler, bravo, kutlarım
Ege :çocuğa bakmakla yükümlü kimse, Veli
Eğe :kaburga kemiği, yassı demir törpüsü
Eğin :omuz, sırt
Ehad :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Ehsen :ihsan, bağış
Ehtirem :ihtiram, saygı, hürmet
Ek :dağ, kutsal ek dağları, Altaylardaki kutsal dağ
Ekdi :ekilen, terk edilen, öksüz kişi, davar, kuzu, gidik,
Eke :üç yaşındaki keçi, yeterince büyük, büyümüş gibi
Ekinci :ekin biçen, ırgat
Ekti :asalak
El :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
El :il, diyar, memleket, yurt, vatan, ülke, toprak
Elciman :ele yararlı olan
Elleham :yani, şundan ki, heralım, her hal
Elleşmek :oyalamak, oyalama savaşına girmek
Ello cello :ufak tefek ,cılız, çelimsiz, hayır gelmez
Elohim :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Elti :iki kardeşin karılarının birbirine göre durumu
Emice :amca
Emlek :emen, emmekte olan
Emlik :bir yaşındakı koyun yavrusu, kuzusu
Emme :amma, velakin, fakat
Emmi :amca, emice
En :in, inmek
Eneke :anaç, büyük, baş, favori
Ergeç, erkeç :dört yaşında keçi
Ergep :akrep
Engez :alet ve edevat
Eriş :halı-kilim dokumada kullanılan iplik,
Esel :bal, asel
Eskin :hızlı, süratli
Essik :alçak, çukur yer
Eşelek :elma armut gibi meyvelerin yenmeyen iç kısmı
Eşir :koç derisi
Eşere :aşikar, ortada, meydanda, açıkta, alenen
Evciman :evci, evine bağlı, eve yararlı olan, idareli, çalışkan, becerikli
Evcuman :evciman, eve yararlı olan, idareli, çalışkan, becerikli
Evhan :yeğlik, bünyesi çok zayıf, kalitesiz, kolayca kırılabilir, bozulabilir şey, yufka, eğreti yapılmış şey
Evin :bir şeyin içindeki öz, usare
Evinli :özlü ve dolgun
Evinsiz :özsüz, boş, kof
Evlek :tarlayı sürmek veya dermek için yapılan parsel
Evleklemek :parsellemek
Evlik :ev büyüklüğünde yer
Evsemek :özünü, akrabasını, yurdunu özlemek
Evsenetli :evine, eşine dostuna, yurduna düşkün olan, yurtsever
Evvel :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan



F


Fakı :belbağı dokuma takımı
Fend :hile tuzak. Kadının fendi erkeği yendi.
Fenikmek :koşmak veya koşturarak yormak, nefes nefese kalmak veya nefes nefese koymak
Ferik :yavru horoz, 1 yaşındaki horoz
Fetil :mayasız hamur
Fettah :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Fıkara :fukara, fakir, ahali, halkı, avane
Filig :piliç, ferik, yavru tavuk
Filik :kızartılan ekin destesi
Fini :ufak, şeytan, zeki
Firede :fert, bir, tek
Firek :kapı kilidi, firenk
Fırgat :ayrılık, ayrılık acısı, yanık, duygu yüklü, şiddetli,
Fırgatlı :ayrılık acısı çekerek, şiddetli acıyla, yanık yanık, canı dişe takarak
Firig olmak :ekin denesinin sertleşmesi, süt durumundan çıkması
Firig suyu :ekin denesinin süt durumundan çıktığı sırada sulanması
Firovn :firavun, zengin, şeytan, işini bilir, akıllı, süper zengin
Fısın :değirmende suyun dar boğazdan geçtiği bölüm.
Fısınlık :fısın olduğu yer, durum, darboğaz
Fitçi :kışkırtıcı, arabozucu
Fitlemek :kışkırtmak, arabozuculuk etmek
Fodul :orçum
 

G
 
Gabah :ön, önde, görünür yerde, apaçık ortada, saklanamaz
Gabal :kabala
Gabık :kabuk
Gadağan baskı
Gadem :bereket
Gaffar :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Gafur :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Galah :yığın, tığ, tepecik
Galat damarı :ar damarı, yanlış damar
Galeylemek :kalaylamak, parlatmak, rezil etmek, küfretmek, dersini vermek
Galıh, galık :kalmış, kalan, evde kalmış kız
Galın :başlık
Gani :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Ganıgara :kanıkara, üzgün, yaslı
Gap :kap, kacak
Garameş :bir aşık oyunu
Gardaşlık :kardeşlik
Garga :gargış, garış, beddua
Garıh :salatalık v.b. Yetiştirilmek için çukurlanmış bostan karığı
Garış :garga, gargış, beddua, ah, hal dilek
Garuh :salatalık v.b. Yetiştirilmek için çukurlanmış bostan karığı
Gasıllı :asık
Gaşöv :kaşağı
Gaşövlemek :kaşağılamak
Gaşövlenmiş :kaşağılanmış, utanmaz, arlanmaz,
Gavar :menfez, su ayırma yeri, kalın ayar
Gavud :govud, kavut, kavrulmuş buğday unu, kavurga unu
Gavum :hısım, sıhri akraba
Gavurga :kavrulmuş buğday
Gavurma :kavurma, et kavurma
Gayda :derdi, kederi
Gayda :kaide
Gayıl :kail, razı olma
Gayım :katı,sert, kip, hızlı, kasıtlı, acımasızca
Gayıt :kayıt, dönmek, gaytarmak
Gaytarmak :kaçıp kurtulmak, yan çizmek, başını alıp gitmek
Gazal :gazel, kurumuş yaprak
Geçeğen :geçici, muvakkat
Geçek :köprü, güzergah, yol
Geçecek :köprü, koridor, güzergah, yol
Geçenek koridor
Gedek gidek, gidelim
Gedem kadem, ayak
Geh :gah
Gelembez :koyun yatağı
Gelet :galat, yanlış
Gelgeç :gelip geçici, sebatsız, gelgit
Gelgit :gelip geçici, sebatsız, gelgeç
Gelik :gelmiş olan, gelmiş
Gelinlik etmek :gelinin kaynana ve kayınbabasıyla konuşmadan anlaşması
Gendime :bir çeşit çorba, yayla çorbası, keşkeke benzer çorba
Gendir :semere takılı ip, urgan
Gendum :buğday
Gendüme :buğday yemeği
Genzek :burnundan konuşan, hımhım
Ger :nakış, şekil, motif, eğer
Gebre :at kılından yapılmış tımar eldiveni
Geri :sonra
Gever :tarlayı sulamak için açılan küçük su yolu, ince ayar
Gıble, gılbe :kıble
Gicim :canım, ciğerim, arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım.
Gicimek :melemek
Gidi :çapkın, hain, habis, uğursuz, nursuz
Gidik :keçi yavrusu
Gıdım : az, biraz
Gıfıl :kilit
Gımçı :ince sopa
Gılağılamak :deriye sürterek gılağını almak, keskinleştirmek, bilemek
Gildirlemek :yuvarlamak
Gildirlenmek :yuvarlanmak
Gılman :tüysüz, bıyığı bitmemiş gençler
Gımıl :kısa boylu, takoz, kıçı yere yakın
Gırah, gırağ :kenar, çevre
Giral :kiler, erzak deposu, gir ve al odası
Gırcı :kırcı
Gırçıl :içinde beyaz renkler olan, ağcıl
Gırtık :parça, kırıntı
Gısmık : cimri, hasis, imo, gıdım gıdım veren
Gişi :goca, koca, erkek eş
Goca :gişi, koca, erkek eş
Golan :hayvan üstündeki semeri, palanı tutan ipten dokunmuş kemer.
Gonah :yatak, yatılı misafir
Gonça :konça, heybe, bohça
Gonu-goğşu :konu-komşu
Gonuh :konuk, misafir
Gora :koruk
Goşa :çift, iki tane
Gov :kolay tutuşan bezden madde, çakmak taşıyla kullanılır
Govud :gavud, kavut, kavrulmuş buğday unu, kavurga tozu
Govur :gavur
Goya :güya, sözde, sanki, sözüm ona
Goz, koz :ceviz, koz, güç, kudret
Göbel :kimsesiz, başıboş çocuk, yetim
Göçer :yer tutmayan, konar göçer
Gödek :kısa,
Gödük :küçük ölçü birimi. 4 gödük=1 timinneğ, 2 timinneğ=1 uruplağ
Göğertmek :yeşertmek, yaşatmak, ayağa kaldırmak, iyileştirmek
Gök yolu :saman yolu
Gölük :yük hayvanı, deve
Gönüldeş :duyguları aynı olan
Görece :kişiden kişiye, yerden yere değişen, izafi, bağıl, nispi
Göreceli :bağıntılı
Görkemli :muhteşem
Görklü :gösterişli, güzel
Görü :manzara, görme yetisi
Götürge :değirmende taşı yukarı kaldırarak unun incelik ayarını yapan kol
Götürüm :tahammül
Göymek :yakmak
Göynek :köynek, gömlek, mintan
Göynük :yanık
Gözene :yüze geçirilen tel kafes
Gözer :kalbur
Gözgü :ayna
Gubar :toz, toprak,esrar ot tozu
Gubarmak :kendini övmek, mağrurlanmak
Gubaşmak :birleşmek, anlaşmak, örtüşmek, birlikte iş görmek
Gucu :Kucak, kucaklamak, sarılmak
Gudasıgil :yeni hısmı, gavumu
Gullap :kapı menteşesi, kancalı demir
Gulunç :sırt, ,iki kürek kemiği arası
Gunnacı :hamile, yüklü
Gurdalamak :Hoş olmayan bir şeyi veya bir konuyu gündeme getirip konuşmak, deşmek, eşiştirmek, karıştırmak
Gursak :boğaz, ağız, kursak
Gurgu :kurgu
Gusgal :hak, hakkı
Gusgal geçmek :hakkı geçmek, zararına uğraşmak
Gussalanmak :merak etmek, endişe etmek
Guş :kulak
Guva :deste bağlamada kullanılan uzun boylu şığla ot.
Guymak :kuymak, tere yağda kavrulmuş un
Guz :kuz, kuzey, güneş almayan yan
Güğertmek :yeşertmek, yaşatmak, ayağa kaldırmak, iyileştirmek
Güğüm :soba üstüne konan su ısıtıcısı
Güher :gevher, cevher, inci, kıymetli zerrecikler, mücevher
Gülbenk, gülbank :düzenlenmiş dua, hep bir ağızdan okunan dua
Güleş :güreş
Gülgez :mor, gülgün
Güman :zan, düşünce, hayal, şüphe, işkil
Gümanım :imanım, mirim, pirim, zannım
Gümenli :iki canlı, hamile, gebe
Günbed :kümbet, kubbe
Güneç :güneş vuran yan
Güneçli :güneşli, güneş vuran yer
Günindi :batı
Günülemek :kıskanmak
Gürk :Ciciv çıkartmak için yumurta üzerine yatan tavuk.
Gürük :gürk olan, civciv çıkaran tavuk, anaç tavuk
Gürneş :güneşten etkilenen davarın oluşturduğu topluluk
Güvertmek :yeşertmek, yaşatmak, ayağa kaldırmak, iyileştirmek
Güvez :gözü aç, tamahkar
 

H
 
Habar :haber, havadis, bilgi
Habbim hıyar :körpe, çiçeği burnunda hıyar, masura
Habir :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Hacik :başörtüsü
Hadi :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Hafiz :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Hak :tanrı, allah, rab, ilah, yaradan
Hakem :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Hakim :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Hako :iki yanı ve üstü taşla örülü toprak altındaki su yolu.
Hakuga :arkın üstü kapalı olanı
Hakullah :Hak için verilen, sadaka, iane, yardım
Hal dili :sessiz dil, görünüş ve şartlara göre gereği sessizce, işaretle anlatılması
Halal :helal, yasal, rızayla verilen
Halal süt emmiş :iyi yetiştirilmiş, terbiyeli, kıymet bilir
Halhal :ayak bileğine takılan bilezik
Halik :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Halim :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Haliyeli :havayi, derbeder
Haliyet :hediye, armağan
Havla :helva, havla
Hamança :Yiyecek konulan kuzu-oğlak derisinden yapılmış çıkın, torba
Hamaşa :hemişe
Hamaylı :üçgen muska şeklinde gümüş işlemeli kutu gerdanlık
Hametcük :dikiş öğretmek için çocuklara yaptırılan kuklamsı bebekler
Hamid :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Hamız :alat, atılacak kadar gözardı edilen
Hamısı :hepisi, tamamı
Hana :hane, ev
Hanadan :evine alan, konuksever,
Haneden :eli açık, cömert, misafirperver, konuksever
Haney :sofa, hol
Hangılamak :yüksek sesle gülmek, kahkaha atmak
Haral :kıldan yapılmış büyük çuval, harar
Haralım :herhalde, güya
Haram ayları :Arapların aralarında savaşı yasakladığı aylar. Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep
Haramhor :haram yiyen
Haran :küçük aş kazanı
Harmı :toprak damın örtüsü
Hasib :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Hasiyetli :cana yakın, yardımsever, eş dost bilir, kıymet bilir
Hatem :çok cömert
Hatırcamlık :hatıra şey, hediye
Hatircemlik :hatıralık, hediyelik
Havas :heves, aşırı istek
Havla :helva, halva
Havut :deveye vurulan keçeden yapılmış semer, hamut
Hay :uyarı, ikaz, alarm, ayaklandırma, bilgilendirme
Hay :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Hayana :ne yana, nereye
Hayatullah :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Haylamak :sürüp götürmek, otlatmak
Haylım :türkü, şarkı, ır, laylım, lay lay lom
Hazret :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Hedik :pişirilen buğday, kaynamış buğday
Helbe :elbet, helbet, öyle ya, evet öyle
Helbe :hölbe, yağ kabı
Helbet :elbet, helbe, öyle ya, evet öyle
Helik :hıbar
Helke :bakırdan yapılmış bakraç
Hemi :değil mi, öyle mi, böyle değil mi, yani, peki, tut ki, say ki, kaaz
Hergiz :asla, hiçbir vakit
Herslenmek :hırslanmak, öfkelenmek, sinirlenmek
Heste :hasta
Heybe :torba, heybe
Heyir :hayır
Hezen :binayı mağlara ayıran kiriş görevi yapan uzun ağaç azması
Hıbar :taş parçası
Hıcır :çakıl kum tanesi büyüklüğünde taş parçaları  
Hikmet :Allah, evren yaradılışı, başı sonu, varlığın aslını olduğu gibi aramak
Him :temel, başlangıç noktası, esas nokta
Hımbıl :budala, miskin
Himlek :toprak altındaki kaya, kalın kök
Hindi :başörtüsü
Hınik :sümük
Hınikli :sümüklü
Hıra :zayıf, cılız; obur, çok yiyen
Hırda :parça
Hırdavat :parçaları
Hırızma :buruna, kulağa takılan halka, hızma
Hırtlik :boğaz, gırtlak
Hışır :ufak kırıntılar, zer zevat, parçacıklar
Hızan :yoksul
Hizmeker :erkek hizmetçi, hizmekar
Hocek :çukur, delik, çöküntü yer.
Hod :iyi
Hon :ekin, yonca v.s. biçilirken alınan evlek, parsel, yiyecek
Honcu :ekin, yonca v.s. Biçilirken evlek alarak yarıp giden, parselleyen
Horlak :yabani
Horum :yonca veya ot demeti
Hotahçı :ırgat
Hotan :büyük pulluk
Hotek :çukur
Hotik :haram, yara, kötü bir şey, hotik çıha, hastalık, kıran
Hotük :rahatsızlık, hastalık, kıran
Hoyrat :değer bilmez, haldur huldur adam
Hozan :ekini biçilmiş tarla
Hozancı :ekini biçerek evlekleyen kişi.
Hödük :görgüsü ve anlayışı olmayan
Höl :yaşlık, nem
Hölbe :ağaçtan yapılmış yağ küleği
Höllük :nemi alınmış toprak
Höllük taşı :ısıtılarak höllük içine konulan ve nemi alan taş, kara taş
Hu  :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
Hub :güzel insan, güzel kadın
Hublar :güzel insan, güzel kadın
Huk :bostanlarda yapılan yanları açık, üstü dal ve yaprakla kaplı bostan kulübesi
Hulük :hocek, hotek, çukur, delik, çöküntü yer.
Hurşut :güneş
Hüda :tanrı, allah, hak, rab, ilah, yaradan
 
< Önceki   Sonraki >

ELAZIĞ HAVA DURUMU

Giriş Sayfam Yap

SİTEYE ÜYELİK

Siteden daha iyi istifade etmek için üye olunuz.





Şifremi unuttum !
Siz de bize katılır mısınız ? Kayıt Olun

SİTE İSTATİSTİĞİ

Ziyaretçiler: 160547

KİMLER SİTEDE

Şu anda 19 ziyaretçi çevrimiçi

CANLI SOHBET KÖŞESİ

Lütfen Argo ve Küfür İçeren Kelimeler Kullanmayınız!