Elazığ Merkez Aşağıdemirtaş (Aşağıholpenk)-Kesikköprü Köyü Web Sitesi

  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
  • default color
  • red color
  • green color
Giriş Sayfam Yap

ANA SAYFA arrow MAHALLİ DİLİMİZ arrow Beypazarı Ağzı
Beypazarı Ağzı
Perşembe, 04 Şubat 2010
BEYPAZARI AĞZINDAN SÖZCÜKLER

A GET YAVU: Bir işi veya olayı anlatan kişiye karşı, öyle olmadığını anlatmak için kullanılan söz.
ABA: Pardösü
ABA: Abla
ABABA: Annenin babası
ABARİ: Şaşma ifadesi
ABARİN: Aman
ABDES ALMAK: Abdest almak
ABDESTLİK: Lavabo
ABDILLAH: Abdullah
ABİ: Ağabey
ABICA: Amca
ABILDAMAK: Emeklemek
ABİLTİ GABİLTİ: Yok etmek, boşa gidermek, boş yere harcamak
ABOO: Hayret nidası
ABUBA: Büyük baba
ACAB: Acaba
ACALAK ACALAK BAĞIRMAK: Ağlar gibi ses çıkarmak, bağırmak
ACAN: Casus
ACAPLAMAK: Kınamak
ACAR: Kuvvetli, gürbüz, iri yarı
ACCIK, ACICIK: Biraz, az
ACEM PİLAVI: Üzeri etli pilav
ACENİS: Haber
ACEP: Acaba
ACI BEBER: Acı biber
ACI BESTİL: Ekşi meyvelerden yapılan marmelat
ACI GAK: Ekşi elmanın kurutulmuş hali
ACI GEREK: Ağızda hissedilen acı tat
ACI GICI: İlkbaharda kendiliğinden yetişen bir tür bitki
ACI KİREÇ: Tuğla ağacında kullaılan kireç
ACI KİTLEK: Yenebilen bir tür mantar şekli
ACI SOĞAN GADA MEFA GÖRMEMEK: Herhangi birinden hiçbir fayda görmemek
ACI YAĞINI ÇIKARMAK: Çok ağır şartlarda çalıştırmak, bedenen çok yıpratmak
ACIR: Salatalık türü
AÇ KÖPEK FIRIN DUVARI YIKAR: Yokluk insana her şey yaptırır
AÇACAK: Kalemtıraş
AÇILAGOMAK: Büyükçe bir boşluk açılmak
ADA: Ağda, koyu pekmez
ADAMAKILLI: İyice
ADDIRGAN: Kadınlar arası aşağılama
ADDIRMAK: Kırıtmak
ADI BATASICA: İsmini anarak beddua etme, ölmesi istenilen
AFALLAMAK: Şaşmak, yorgun düşmek
AFAT: Felaket
AFILDAMAK: Çocuğun emekleyerek yürümeye başlaması
AFUR: Hayvan yemliği
AG GAZOZ: Sade gazoz
AGA: Büyük ağabey
AGANİN: Kendinden küçük birisine söz dinlemesi için latife yapmak, anlatım
AGGA: Çocuk dilinde bir ayakkabı
AGUCUK: Küçük bebeklerin gülmesi için yapılan hareket
AĞ . Meyve ,pirinç ya da baklagillerin içinde oluşan kurt
AĞ BAKLA: Kuru fasulye
AĞ ÇİÇEĞİ: Güneşlik
AĞARTMAK: Beyazlatmak
AĞ-AV: Yöresel kıyafet donu paçalarını birleştiren parça
AĞBUBA: Annenin babası
AĞDA: Pekmeze un katılarak elde edilen tatlı
AĞDA GASNAĞI: Ağdanın içine konduğu tahta kap
AĞDIRMAK: Dengesiz eğri bir yere eğilme
AĞİÇALIK: Arka kısmı dar don
AĞIL: Açık havada hayvanların yattığı yer
AĞIR AKSAK: Yavaş yavaş gitmek
AĞIRSAMAK: Yüyeceklerin bozulmasına yüz tutması
AĞIRŞAK: İği altına dengeyi sağlamak için konan ortası delik halkamsı
AĞIZ: İlk sütten yapılan pekmezle yenen yoğurt
AĞIZ DADI: Nişan yada düğünde damat adayının, kız evine gönderdiği tatlı, yemiş vb.
AĞIZ TUTAMAĞI: Sus payı
AĞLAT: Yabani armut
AĞMAK: Aşağıya doğru eğilmek
AĞMAT: Ahmet
AĞMAZ YANINI GAVANNAMAK: Açığını aramak, kusur bulmaya çalışmak
AĞNANMAK: Hayvanların debelenmesi
AĞSAK: Topal (alet)
AĞSAMAK: Topallamak, aksamak
AĞŞAM: Akşam
AĞŞANIM: Ayşe hanım
AĞZI HARABAT: Kötü söz, küfür söyleyen
AĞZI HAVALI: Kendini beyenmiş
AĞZI KANSIZ: Hakkını koruyamayan
AĞZI PEK: Sır vermeyen ketum
AĞZI ŞAK OLMAK: Ağzının kuruması
AĞZINA ÖKÜNMEK: Dediklerini tekrar ederek alay etmek
AĞZINDAN ÇIKAN YAKANA KUYULSUN: Söylenen kötü sözü sahibine iade etmek
AĞZINI AÇMAK: Bakakalmak, şaşmak
AĞZINI ARAMAK: Düşüncelerini öğrenmeye çalışmak
AĞZININ GIRIMI: İfade etmek istediği, dilinin altındaki bakla
AĞZIYLA KUŞ TUTMAK: Olağanüstü becerili olma
AHA: işte, bu, şurada orada
AHACIK: işte, bu, şurada orada
AHBAB: Arkadaş
AHILDAMAK: Yorulmak
AHİRŞER: Ahir zaman
AHLAT: Meyve
AHMAK ISLATAN: Çok az ve süreli yağan yağmur
AHMATÇALAR: Kötü mahalleler anlamında kullanılmıştır
AHRAZ: Dilsiz
AHRETLİK: Arkadaş
AHRETTE MİZANINA KONSUN: Yapılan işten çok memnun olan kişinin hayır duası
AHSAK: Topal
AHUR: Büyük baş hayvanların yem yedikleri yalak
AK: Beyaz
AK BAKLA: Kuru fasulye
AK GÖZ: Salak
AK GÖZLÜ: Saf,cahil
AK İLE KARAYI SEÇMEK: Bir işi yaparken çok zorlanmak, sıkıntı çekmek
AK PÜSKÜL: İnce kabuklu bir şeşit üzüm
AKBAK: Bembeyaz
AKCIMAN: Beyaz tenli
AKDARMA: Tarlayı sürme, bir yerden bir yere değiştirme
AKDAŞ: Beyaz taşın ateşle pişirilerek ezilmesiyle elde edilir. Ev badanasında kullanılır.
AKDONCAK: İç çamaşırıyla
AKİDE ŞEKERİ: Şavakkal şekeri
AKIL ZAYİLİĞİ: Akıl eksikliği delilik
AKLI ÇIKMAK: Birdenbire korkutulmak, korkmak
AKLIN İLE BİN YAŞA: İçinden çıkılmaz görünen bir duruma çare bulan, fikir üreten kişi
AKLINA GELENE GİTMEK: Aklına taktığı kafasına koyduğu şeyi yapmak
AKLININ AVLASI KURUSUN: Unutkanlığına kızmak
AKPAK: Tertemiz
AKRAN: Yaşıt
AKSİ: Söz dinlemeyen inatçı
AKSUATA: Alışveriş yapmak
AKYEL: Lodos, güneyden esen yel
AL: Kırmızı
ALA DÜŞMEK: Meyvelerin olmaya başlaması
ALABELE: Zıt renkleri bünyesinde bulunduran
ALABOZ: Yarım yapılan iş
ALABOZBAŞI: Yarım yamalak
ALABÖRTME: az pişmiş
ALABULUS: Önde biraz fazlaca saç bırakılan traj etme modeli
ALACA: Üzüme düşen olgunlaşma belirtisi
ALACA GARGA: Saksağan
ALACALI: Alakbenek
ALAÇO: Yağmur öncesi sıcaklık
ALADIN NE: Acelen ne
ALAF: Alev, sıcaklık
ALAFGARGINI: Yüksek ateşte pişmek
ALAGEL: Yarı ham yarı olgun
ALAK BENEK: Alacalı
ALAMANYA: Almanya
ALAT: Aşısızz çok küçük armut
ALAT-ALAT: Acele acele
ALATLAMAL: Acele etmek
ALATTİRİK: Elektrik
ALAVERE: Alışveriş
ALAZ SÖRTME: Az pişmiş kebap
ALAZLAMA: Deli hastalığı
ALÇAK: Bir kötü sıfat
ALÇİME: Çok bilen
ALEKTRİK: Elektrik
ALEM ŞAHİT: Bir işin boyle olduğunu herkez biliyor
ALEMEŞKARE: Herkesin ortasında
ALENGİRLİ: Tefauratlı yapılması karışık uzun ve hassas olan
ALETTİRİK: El feneri, elektrik
ALETTİRİK: El lambası
ALEV ÇALDI: Lodosun sıcak ve tozla beraber bitkileri kurutması
ALGÜVEY: Damat
ALIÇ: Yabani, sarı, tatlı bir meyve
ALIÇ: Dağlarda yetişen meyvesi yenen bir tür ağaç
ALİKOPTER: Helikopter
ALLAK PULLAK: Karma karışık
ALLIK: Gelin makyajı
ALMA: Elma
ALMAZDIK: Eski ahşap evlerdeki banyo
ALNINDAN SENELMEK: Karşı gelmek
ALOĞLU: Kokulu sarı renkli üzüm
ALTIN HALKALARA YAPIŞ: Hacca git anlamında bir dua
ALTIN KUŞAK: Bindallıyı belde daha iyi tutmak için kullanılan altın karışımlı kemer
ALTUN: Altın
ALUÇ: Alıç
ALUK: Saf
AMANI: Ağıt yakmak
AMANİN: Şaşma ifadesi
AMAT-AMET: Ahmet ismin halk arasında söylenişi
AMBÜL: Lamba
AMEDENİ: Birden aniden önüne çıkmak
AMEL OLMAK: İsal olmak
AMELE . İşçi
AMESKENE: Küçük siyah erik
AN: Tarla kıyısı, sınırı
ANA: Anne
ANA,ANO: Şaşma, şaşırma,heyecan gibi durumları belirten ünlem
ANAÇ: Genellikle hayvanlar için ana olma çağına gelmiş
ANADINMI: Anladınmı, anlıyormusun
ANADUT: Buğday sapı yüklemeye yarayan alet
ANADUZ: Sap toplamak için ağaç ve demirden yapılan üç parmaklı alet
ANAMAK: Anlamak
ANAN SAMSAK BABN SOĞAN: Sen büyükleniyorsun ama sıradan bir aileden geliyorsun
ANANNE: Annenin annesi
ANARTAR: Anahtar
 ANAZIRT: Anadut, sap toplayan alet
 ANCA: Ancak
 ANCA VARIN: Zamanında gidersin, kendi yoluna git
 ANDAVAL:Aptal
 ANDAVALLI: Ahmak
 ANDIRMAK:Benzemek Benzemek
 ANERİ: Geri geri
 ANETER: Anahtar
 ANGARA: Ankara
 ANGICI GICI:Tahterevalli
 ANGIÇ: Ağaçtan yapılmış sap, ot gibi şeyleri taşımak için traktor römorkunun üzerine kurulan düzenek
ANGIÇ:Tahta ekin,saman koyulan yer
ANGUT: Bir kuş türü.Kaba,görgüsüz analmındada kullanılır
ANIDA GALMAK: Şaşırtmak.
ANILAN YOLDA OLURMUŞ: İyi insan lafın üstüne gelir
ANİNNE: Büyük anne
ANIYON: Anlıyorum, aklında yer ediyor
ANIYONNU: Anlıyormusun
ANIZ: Buğday, arpa biçildikten sonra tarlada kalan sapı
ANLAMIYON KU: Anlamıyorsun ki
ANMAK: Söylemek,hatırlamak
ANNA: Şaşma ifadesi
ANNACTAN BAKMAK GABAM SANCIR: Buluttan nem kapmak
ANNAÇ: Karşı taraf
ANNAÇTAN: Karşıdan
ANNAK: Söylemek, hatırlamak, duyurmak, danışmak
ANNAMAK: Anlamak
ANNAMAMAK: Anlamamak, aldırış etmemek
ANNAŞTIRMAK: Anlatmak, ifade etmek
ANNINI KARIŞLAMAK: Kızılan kişiye hattini bildirmek
ANNIŞAKI: Alnının ortası
ANO: Hayret sözcüğü
ANTAR: Çanta
ANTİRE: Evdeki koridor
AP ZOP: Yaptığı davranıştan haberi olmayan
APAK: Çok beyaz
APALAMADAN YÜRÜMEK: Emek harcamadan sonuca ulaşmak
APALAMAK: Çocuğun yüzüstü sürünerek ilerlemesi
APALAYOR: Emekleyen
APARTUMAN: Apartman
APCARA: İki bacak arası
APGUN SAPGUN: Deli
APIÇ: İki bacak arası
APIŞ ARASI: Kasıklar arası
APIŞAK: Bacaklarını açarak yürümek
APIŞTI KALDI: Şaşdı kaldı
APOÇLAMAK: Kınamak
APOLLE: Hoparlör
APOLYÖ: Hoparlör
ARA: Küçük giriş
ARABEYİ: Ana arı, kraliçe
ARALIK: Evdeki aralık
ARBEDE: Karışık
ARDI: Arkası
ARDILMAK: Abanmak
ARDİYE: Boş oda
ARIIIĞ: Hayret nidası
ARIK: Zayıf
ARININ DELİĞİNE DEĞNEK DÜRTMEK: Büyük bir tehlikeye davetiye çıkarmak
ARITMAK: Temizlemek
ARK: Su kanalı su yolu
ARKA EBESİ: Doğum sırasında arkadan tutan kişi
ARKA VERMEK: Yardım etmek
ARKALI: Devamı olan, ucu görünmeyen
ARKALI AKÇALIYI GEÇMİŞ: Seveni çok olan parası çok olanı geçmiş
ARPA: Hayvan yemi
ARPALAMA: Hayvan hastalığı
ARPALIK: Arpa ekimine elverişli tarla
ARSIZ: Utanmayan, sıkılmayan, çok ağlayan
ARTMA: Dğün takısı
ARTMAK:ş Asmak
ARUK: Çok su içen
ARZIMAN: Hayal edilen, arzulanan
ASAK: Topallayarak yürüyen
ASALAK: Birinin üzerinden geçinmek
ASAR: Eski yerleşim birimi
ASDAR: Tavan odanın üst tarafı
ASILMAK: Birşeyi bulunduğu yerden çıkarmak için çekmek
ASLI ÇIKMAMAK: Asılsız haber
ASMA: Üzüm ağacı
ASMAHURDAN YEMEK: Hiçbirşeyi beğenmemek
ASMAK: Kaytarmak
ASPİNİK: Naftalin
ASSAHMI: Sahimi
ASTAR: Koruyucu madde, ince bez
ASTAR: Tavan
AŞ: Yemek
AŞA: Ayşe
AŞAK: Ahşap evin eski hali
AŞAKTA DA VAR GAŞAKTA DA VAR: Ondan da var bundan da var anlamında
AŞAM: Akşam
AŞAM ERKEN: Sabah akşam
AŞAM VATI: Akşam vakti
AŞAMLİN: Akşamüzeri
AŞANE: Mutfak
AŞANİM: Ayşe hanım
AŞERMEK: Kadınların hamilelik zamanı
AŞEVİ: Mutfak
AŞIK KEMİĞİ: Kemik atmaca oyununda kullanılan kemik
AŞIP GELMEK: Beklenmedik bir anda çıkıp gelmek
AŞIRAŞI: Aşure
AŞIRMAK: Bir şeyi gideceği yere götürmek, hırsızlamak
AŞIRTMAÇ: Semeri tutan alet
AŞIRTMAK: Yüksek bir yerden yol bularak geçirmek
AŞLAMA ÇAY: Çayın ikinci kez demlenmiş hali
AŞLAMAK: Eklemek
AŞMAK: Yuvarlanmak engeli geçmek
AŞŞA: Aşağı
AŞUK: Ayağın iki yanındaki yuvarlak kemik
AŞUR AYI: Muharrem ayı
AT BESLENİRKEN KIZ İSTENİRKEN VERİLİR: Her şeyi zamanında yapmanın gerektiğini anlatan söz
ATAŞ: Ateş
ATAŞ GİBİ: Çok çabuk pratik
ATAŞA DÜŞMÜŞ GİBİ BAĞIRMAK: Çok bağırmak
ATAŞLIK: Kibrit
ATTAR: Genellikle koyu ve ev aletleri satan esnaf
ATTIRI BUTTURU: Bir işi rastgele yapmak
AV: Kurt meyve ve baklagillerin içerisinde bulunur
AV DÜŞMEK: Meyve kuruları ve pirincin kurtlanması
AVA: Kocanın erkek kardeşi
AVANE: Topluluk
AVAR . Sebze
AVARA: Boş gezen
AVARLIK: Eve yakın sebze bahçesi
AVAZ: En yüksek ses
AVAZ: Ses tonu sesin güzel yada çirkin oluşu
AVAZI ÇIKTIĞI ĞİBİ BAĞIRMAK: Tüm gücüyle bağırmak
AVCUKLAMAK: Avcunun içine almak
AVDANLIK: Av yapılan yer
AVF: Ağız içerisi pamukçuk şeklinde oluşan yara
AVGAT: Avukat
AVIÇALIK: Düğünlerde giğilen şalvar
AVIÇALIK-AĞIÇALIK: Ağı genelde kısa ve dar olan don
AVIZ: Buzağı doğduktan sonra inekten alınan ilk süt
AVKALAMAK: Azarlamak, terbiyeye sığmaz şekilde muamele etmek
AVLA: Bahçe duvarı
AVLA: Bahçelerin kenarına yapılmış duvar. Çit
AVLACA: Dere kıyısında bağ
AVLANMAK: Yabani hayvan vumak, balık tutmak
AVLU: Bahçe çiiti
AVLU GAPISI . Bahçe kapısı
AVMAK: Düşmek
AVRADI DÖRT OLASICA: Espiri yapılarak şanslı olduğunu anlatılan
AVRAT: Eş
AVSUNLAMAK: Okumak, üflemek, birisini yılan, akrep vb. hayvanlardan korumak için dua
AVU: Zehir
AVUÇALIK: Şalvar, kuyruklu giysi
AVUL: Koyun barınağı ağıl
AVULAMAK: Zehirlemek
AVUNUN KÖKÜNÜ YE: Bir beddua
AVUR: Ağız
AVURT: Çenenin iki yan tarafı
AVUTMAK: Teselli etmek, oyalamak
AVUZ: ineğin doğumdan sonra alınan koyu ve sarımtrak sütü
AVUZ EMMEDİK BIZA GİBİ: Kötü kötü duran kişiye denir
AVUZLUK: Filtresiz sigara içerken kullanılam süzgeçli veya süzgeçsiz çubuk
AVZARI: Av köpeği
AY AKŞAMDAN DOĞDU: İş başlamadan yarım kalması
AY ÜSTÜNE KALKMAK: Ayağa kalkmak
AYA: Kar küreyen alet
AYACUK: Ayakucu
AYAĞI DUTULMAK: Yürüyememek
AYAĞI TEDİK: Çabuk, hızlı, pratik olan kimse
AYAĞIN ALTINDA DOLAŞMA:: Bir iş yapan kişiye işini yaparken engel olmak
AYAĞIN KABI: Ayakkabı
AYAK YOLU: WC, hela
AYAKBA: Ayakkabı
AYAKKABI: Garevle, edük
AYAKLANMAK-AYAKLANDI: Hasta olan kişinin iyileşerek gezmeye başlaması
AYAKLI: Normal çukırlukta kuru fasulye, nohut tabağı
AYAKLIK: Çorba tası
AYAKYOLU: Hela
AYAN BEYAN: Çok açık görülen aşikar
AYANGI: Tarla
AYAR: Ölçü birimi
AYAR: Sekiz kiloya yakın buğday alan metalden yapılmış bir kap
AYAZ: Soğuk
AYÇA: Hilal
AYDIN YEMİŞİ: İncir
AYER ZELE: Çok uyanık geçinen kimse
AYIK: Sarhoş olmayan çok kurnaz
AYINGA: Kaçak tütün
AYITLAMAK: Ayıklamak
AYRAN GÖNÜLLÜ: Sabit bir şeyde kalmayan. Bir sevgiliden başka birine çabuk değişen
AYRUK: Çoğu yerde yetişen, istenmeyen bir ot türü
AYŞAM: Akşam
AYUCUK: Ayak ucu
AYYAŞ: Sarhoş
AYYUÇ: Ayak altı
AZA: Üye, taziye
AZA VERMEK: Ölen kişinin yakınlarına taziyede bulunmak
AZÇIK: Acık
AZIC KALMAK: Payına razı olmak
AZIGANSIZ: Hakkını koruyamaz
AZIK: Yemek
AZINSAMAK: Az görmek
BABAK: Kadını erkeği, erkeğin kadını
BABAN GADINLIKTANMI GELDİ: Her istediğini rahatça alan durumunda çok iyi olmayan kişiye denir
BABI: Büyük kız kardeş, abla
BACAK GİBİ: Çok kalın
BACAKAŞI: Bacanın üst tarafında sergen
BACANAK: Kız kardeşlerin beyleri
BAÇA: Bahçe
BADAK: Hayvanın kısırlaştırılması
BADARLAMAK: Azarlamak
BADE: İçki
BADEM: Badem ağaçının meyvesinin en son hali
BADİ: Ördek
BADIÇ: Büyük ayak
BADIL BADIL: Paytak paytak
BADIL BUDUL: Düzgün yürümeyenler için söylenen söz
BADILCAN: Patlıcan
BADILCAN OTU: Kokulu ot
BADILGAN: Bataklık
BADUÇ: Su bidonu
BAĞ: Bahçe
BAĞARCAK: Koyunların kaçmaması için çobanın ayağını koyunun ayağına bağlamak
BAĞCAK: Bir şeyi bağlamak için kalın ip
BAĞDAŞ KURMAK: Ayakları içe bükerek yere oturma biçimi
BAĞIL: Tahtadan olan bavul
BAĞIL BAĞIL: Bol olarak bulunan bolca kullanılabilen
BAĞIRDAK: Beşikte çocukları sallamak için kullanılan sargı
BAĞLİM: Demet, bağ
BAĞRI YUKA: Merhametl
BAHALI: Bahalı olan fiyatı yüksek
BAHARLICA: Baharatı bol
BAHÇA: Bahçe
BAK GALİ ŞUNUN YAPTIĞINA: Beklenmedik bir hareket karşısında söylenir
BAKA BAKA GÖZÜMÜN KÖKÜ SARARDI: Yolunu gözlemek beklemek
BAKA KALDIM: Şaşırmak donmak kalmak, hayretle bakmak
BAKAKOY: Gözkulak ol
BAKAM Bİ: Bakalım bir görelim bir
BAKILDAK: Küçükbaş hayvan pisliği
BAKINAK: Hayvanların ayağının arkasındakı tırak
BAKITMAK: Vaktinde yapılmayan iş veya gelmeyen bir kişiyi merak etmek
BAKLA: Fasulye
BAKLAFA: Baklava
BAKRAÇ: İnek ve koyun sağılan küçük helke
BAL BAŞI: Tatlı
BALA: Çocuk, yavru
BALDIR BACAK: Yarı çıplak
BALDIRAN: Bir tür zehirli ot
BALDIRI ÇIPLAK: Malı mülkü olmayan açık giyinen
BALİ: Gönülsüz iş yapma
BALIMA: Balık
BALLI: Gofret
BAMA PİSTAN: Kumaşdan dikilen çocuk elbisesi
BAMI DEN: Bana mı diyorsun
BAND: Kaset
BANDIRMAK: Tadına bakmak
BANE: Fiğ tanesi başağı
BANGIR BANGIR: Gürültü
BANMAK: Ekmekle yemeğin suyunu almak
BANNAK: Parmak
BANNAK: Parmak
BANNAK BASMAK: Altını çizmek, önemini belirtmek
BANYOLUK: Bamyo
BARABAR: Beraber
BARAÇ: Baraj
BARAK: Dağınık saç
BARANA: Patlıcan yemeği
BARDAK: Naşafa
BARİ: Artık
BARNAK: Parmak
BARSUK: Bağırsak
BASALAMAK: Barındırmamak
BASDAK: Merdiven
BASDIGABAK: Kabak tatlısı
BASMA: Kumaş
BASMA: Bayan elbisesi yapımında kullanılan kumaş
BASMAK . Yaprak yada peyniri yasmak
BASMAK: Merdiven, basamak
BASSAKBAŞI: Merdiven başı
BASTAMAK: Merdiven
BASTUN: Baston
BAŞ KİLİ: Saçları yıkamak için kulanılan kil
BAŞ OLMAK: Bitmek
BAŞ SOVAN: Kuru soğan
BAŞANGI: Bilgiç geçinen, becerikli
BAŞARAT: Yetenek
BAŞARET ETMEK: Yol göstermek
BAŞAŞAĞI: Tepe taklak
BAŞBAĞ: Yünden örülen hayvanın boynuzuna takılan yular
BAŞGÖZ ETMEK: Evlendirmek
BAŞI BOZULMAMIŞ: Kocası ölmemiş olan kadın
BAŞI DÖNÜMÜNE: Kendi bildiğine göre hareket etmek
BAŞI GÖTÜRMEMEK: Ses ve kalabalıktan dolayı başı ağrımak
BAŞI TUTMAMAK: Başı ağrılı olmak
BAŞIN GABATDASINA GALDIR DA VUR: Sen bilirsin, senin için bir şey yapamam
BAŞINA BUYRUK: Kendi bildiğinden şaşmamak
BAŞINI BAĞLAMAK: Nişanlandırmak, evlendirmek
BAŞKALARI Bizden olmayan, yabancı el
BAŞLAK: Baştan çıkmış kişi
BAŞLIK: Evlenecek erkeğin kız tarafında verdiği para, mal
BAŞLIK: Hayvanın başına takılan ip
BAŞOĞUL: Arının verdiği ilk oğul
BAŞTAKIM: Üzeri küçük altınla ve inci ile süslü bayanları giydiği fes
BAŞUCUK: Baş ucu
BATAK HAVLASI: Don yağı, un ve pekmezle yapılan bir çeşit helva
BAVURDAK: Çocuk salıncağının altındaki bez
BAVURMAK: Bağırmak
BAYA: Tabii, doğal, normal
BAYA Bİ MAFİR: Uzun süre
BAYAM: Badem
BAYANMAK: Süslenmek
BAYAT BASTIRMA: Çok bilen çocuk
BAYATSIMAK: Bayatlamak
BAYBOLAN: Büyük su bidonu
BAYILDAN: Patlıcan yemeği
BAYIR: Yerleşim yeri olmayan, yerleşim yerine uzak olan hayvanların yiyecek bulabildiği yer
BAYNIMAK: Büyümek
BAYNIMIŞ: Gelişmiş büyümüş
BAYTAR: Veterine hekimi
BAZAR: Pazar, alışveriş yeri
BAZARTESİ: Pazartesi
BAZI BAZI: Arada sırada, bazen aralıklı
BAZIKERE: Arasıra
BAZLAMAÇ: Evlerde yapılan ekmek, bazlama
BAZLAMAÇ: Mayalanmış hamurun saç üzerinde pişirilmesiyle yapılan ekmek
BEBE: Bebek
BEBEĞE İŞ AN ARKASINDAN KENDİN GİT: Yapamayacakları işleri kendini gönderme
BEBEK BÖLÜK: Çoluk çoçuk
BEBER: Biber
BECENE BECENE: Özene özene
BEDDELEK: Düşünmeden, saygısız
BEDİLDEMEK:: Rahat durmamak Sürekli kıpırdamak
BEDİLDENMEK: Söylenmek
BEHRÜZ: Perhiz
BEKAR: Aylıkla çalışan işçi
BEKİTMEK: Güçlendirmek
BEKMEZ TOPRA: Pekmez toprağı
BEL: Toprağı işlemeye yarayan sivri uçlu kürek
BEL VERMEK: Bir işin esneyerek düzgünlüğünü kaybetmesi
BELAGAŞŞASI: Kavga etmek için bahane aramak
BELDİR BELDİR: Bakma çeşidi
BELEMEK: Çocuğu kundaklayıp beşiğe yatırmak
BELENMEK: Bulaşmak, bulaştırmak
BELERMEK: Mecali kesilmek
BELEŞ: Bedava
BELETMEK: Nişan, işaret koymak
BELKİM: Belki
BELLEME: Öğrenme, toparğı işleme
BELLİK: Yaldızlı, süslü kağıt
BEN DÜŞMEK: Meyvelerin olmaya başlaması
BENCİLEYİN: Benim gibi
BENGİLDEMEK: İrkilmek , şaşmak
BENGİLLENMEK: Sıçramak, korkmak
BENİLDEMEK: Ani uyanmak
BENİM AKLIM TEVTAR MI?: Hafızam kuvvetli değil
BENİM DEMEM: Benim demek istediğim
BENİZ: Yüz, sıfat
BENNENMEK: Sahiplenmek
BERDÜŞ: Çok içki içen
BERE: Yara
BERİBERİLEK: En azından, kolay olanından
BERKİTMEK: Burkulmak
BERTLEK: Aniden kızan, sinirlenen
BERTLETMEK: Alt göz kapaklarını parmak ucuyla tutup gözün kızıl kısmını göstermek
BESBELLİ: Senin dediğin gibi
BESİ: Et ihtiyacı için krsilen sığır
BESİ BESLEMEK: Hayvan beslemek
BESİLENMEK: Kilo almak
BESTİL: Kurumuş meyve ezmesi
BEŞ KURUŞUN GELDİĞİ-GİTTİĞİ YER BELLİ: Ne kadar gelir gider var belli, fazla harcama yapılmıyor
BEŞ ŞİŞİ: Yünden çorap örmeye yarayan kısa demir şişler
BEŞ TAŞ: Taşı yukarı atıp düşmeden yerden öteki taşları alma oyunu
BEŞİBİRLİK: Eskiden çok kullanılan bir altın takı
BEŞİK KERTİĞİ: Kız ve erkek çocukları beşikte iken nişanlama, sözleme
BETER: Fena, kötü
BETİ BENZİ ATMAK: Çok korkmak
BETİNE GİTMEK: Ağrına gitmek, kırılmak
BEYBAZARI: Beypazarı
BEYGİR: At, binit iri yarı anlamında
BEYNAMAZ: Namaz kılmayan namazla alakası olmayan
BEYPAZARI: Beylerpazarı
BEZE: Yara
BEZEME: Bedenin bazı bölümlerinde oluşan kırmızı kabarcıklar
BEZERMEK: Bayılmak
BEZMEK: Bıkmak
BEZÜK: Soluk, cansız
Bİ DİYECEN Bİ DEPESİNE VURACAN: Tehdit ve kızgınlık sözü
Bİ DUR: Biraz bekle
Bİ GISIM: Bir avuç
Bİ GÖZÜNÜ YUMSAN: kimseden fayda yok
Bİ HAMLA: Hemen kısa sürede
Bİ HAMLADA: Hemen
Bİ KEPÇE YİYİPTE YATMAK: Ağzının payını almak
Bİ KERİŞTE: Bu sefer, bu kezz
Bİ KISIM: Bir avuç
Bİ MAFİR: Bir zaman, nice bir müddet
Bİ SOKUM: Bir lokma
BİBEK: Bebek
BİBİ: Hala
BİCAMA: Pijama, gece kıyafeti
BİCİ AŞI: İlkbahar da asmaların yapraklarından pişirilen bir çeşit yemek
BİCİ BİCİ: Buzağı sağırmak
BİCİK: Sığır yavrusu
BİCİK: Birkerecik
BICILGAN: Cıvık yağ
BIÇAĞIN SIRTI VEYA TERSİ KESMEK: Sözü geçmek, onun dediğinin yapılması, emri dinlenen
BİÇİK: Yavru
BIÇKI: Bağ bahçe işlerinde kullanılan testereye benzer ağzı bulunan bıçak
BİÇKİ: Dikiş nakış yapma işi
BIÇKINMAK: Burkulmak
BİDA: Birdaha
BIDAK: Küçük odun
BİDAMLAM: Ufak,çok az
BIDANAZ: Yumurtlama devresine gelmiş piliç
BIDDIK: Sevimli ve küçük
BIDDIMAN: Azıcık
BİDENE: Bir tane
BİDENE::: Tek , birtane
BİDENEM: Sevgi sözcüğüdür , bir tanem
BIDI BIDI ETMEK: Çok ve gereksiz konuşmak
BIDI BIDI ETMEK: Çok ve gereksiz konuşmak
BIDIK: Etlenmiş küçük
BIDIKIM: Çok az, küçük
BIDIL BIDIL: Çıplak ayaklı çocuk
BIDIRDAMAK: Söylenip durmak
BIDIRDAŞMAK: Kavga etmek
BIDLAMAK: Söylenmek
BİDON: Sukapı
BIGIDIM: Küçük , küçücük
BİGIMIK: Küçücük
BIGIRIMCIK: Küçücük
BIGIRIMIK: Ufacık küçücük
BIGRIK: Az
BİKE: Karyola örtüsü
BİKERİŞ: Bu sefer
BİKİ: Bir iki, biraz
BIKITMAK: Bir şeyden usandırma, nefret ettirmek
BİLADER: Birader, erkek kardeş, arkadaş
BILAŞIK: Kirli
BİLDİK: Tanıdık
BILDIR: Geçen sene
BİLDİR BİR: Eğilen kişinin sırtından atlanarak oynana çocuk oyunu
BILDIRSENE: Geçen sene
BİLİ BİLİ: Tavuk çağırmak
BİLİYON: Biliyorsun
BİMAFİR: Bir süre
BINAMA: Aklını kaybetme, bunama
BINAR: Çeşme
BİNDALLI: Kadifeden sırma işlemeli tek parçalı elbise
BINGIL BINGIL: Dolu dolu
BINGILDAK: Çene altındaki et
BINGIRDAK: Kundaktaki bebeğin kafasındaki doku
BİNİT: At, eşek, katır
BİR ÇARPARSAM BİRDE YER ÇARPAR: Tehdit sözü
BİR YÜZÜ İPEK BİR YÜZÜ KÖPEK: Ne zaman nasıl davranacağı belli olmayan kişi
BİREBOLU-PİREBOLU: Arı pisliği
BIRTLAMAK: Argoda ossurmak
BİŞEY: Bir şey
BİŞİ: Pişir
BIT BIT: Çok konuşan
BİTECİRİP: Beklenmedik hareketler yapan , konuşan çocuk ya da kişi
BİTİM: Verimi bol
BITIRAK: Dikenli bir bitki
BITIRAK GİBİ: Çok sık meyve için
BİTİVESİN: Artık son bulsun bukadar yeter
BİTKİ-BİR-İKİ: Birkaç, biraz
BITLAMAK: Söylenmek
BİTLİ GANE: Pis temizliğe özen göstermeyen,pasaklı kimse
BİYAZ: Bu sefer
BİYEZ: Bukez
BİZ: Tığ
BİZ: Tahta ya da demirlerin ucuna sivri bir şey takılarak genellikle ayakkabı tamirinde kullanılan alet
BIZA: Buzağı
BIZA HALKASI: Buzağının boynuna yakılan yular
BIZA TİRİDİ: Eskilerin kıtlık zamanında baslamacı ıslayarak yatıkları yemek
BIZALAMAK: Lafı söyleyebilmek, buzağılamak
BİZEMSALİ: Bizim gibi
BOBA: Baba
BOBİN: İnce dikiş ipliği
BOBOBİ: Gofret
BOCCA: Küçükbaş hayvanlarda görülen bir çeşit hastalık
BOÇA: Tarlaya veya uzak bir yere giderken hazırlanan yemeklerin konulduğu yer
BODİK: Büyük plastik bidon
BODUÇ: Su bidonu
BODUR: Kısa
BODUŞ: Küçük toprak testi
BOĞARSAK: Çiftleşme zamanı gelmiş hayvan
BOĞAZ: İmik
BOĞMAÇ: Boğazını sıkmak, üzmek
BOHÇA: Çamaşır ve elbise konulan bez
BOHÇA OTU: Hayvanların hastalığını tedavi etmede kullanılan bir çesit ot
BOKLAĞAÇ: Harmanda ürünü kirletmemesi için öküz ya da ineğin altına konularak dışkısı alınan kap
BOKNAZ: Hayvanların ayağının arkasındaki tırnak
BOL PAZARI: Pazartesi
BOLA BOL: Çokca, doyasıya
BOLARTMAK: Genişletmek
BOLLALMAK: Sarkmak
BONDİ: Bidon , su kabı
BORAN: Şiddetli kar, fırtına, tipi
BORANA: Patlıcan yemeği
BORCUN İYİSİ VERMEK, DERDİN İYİSİ ÖLMEK: İmkan varken borcunu temizlemeye bakmalı
BORÇ YİĞİDİN KAMÇISI: Borç yiğit kişiyi çalışmaya teşvik eder
BOSTAN: Eve yakın sebze dikilen yer, kavun, karpuz
BOŞANMAK-BOŞAMAK: Ayrılmak, bağlı bir hayvanın bağını kopararak yerinden uzaklaşması
BOŞBOĞAZ: Şakacı boş kunuşan
BOVAZ: Boğaz
BOY ATMAK: Boyunun uzaması
BOYLU: Gebe, hamile
BOYNA: Sürekli,daima
BOYUNA: Devamlı tekrar edilmemesi istenen kelimeler
BOYUNDURUK: Hayvanların bonuna takılan ip ,zincir vb. malzeme
BOYUNLU ARMUT: Armut çeşidi
BOZBAB: Çoban kavurma
BÖCÜK: Küçük böcek
BÖDDÜRMEK: Haşlamak, haşlayarak pişirme
BÖDÜL BÖDÜL: Cahilane düşünmeden
BÖĞENÇE: Su tutmak için oluşturulan bent
BÖĞRÜM: Yanım
BÖĞÜN:Benzemek Bugün
BÖĞÜR: Yan
BÖĞÜRMEK: Bağırmak
BÖĞÜRTLEN: Yabani üzüm
BÖLE OLUMU EY: Böyle olurmu söyle
BÖLÜK BEBEK: Küçük çocuk,küçümseme anlamında kullanılır
BÖN BÖN: Aval aval
BÖN BÖN BAKMAK: Dalgın dalgın bakmak
BÖÖĞRÜNDE: Yanında
BÖREK: Koyun , keçi, inek gibi hayvanların yenebilen böbrekleri
BÖREK GECESİ: Gelinin evlendiği günün hemen ardından kendi ailesi tarafından verilen davet
BÖRTDÜRMEK: Haşlamak, hafif pişirmek
BÖRTÜ BÖCEK: Küçük haşareler
BÖŞEMEK: Sıcak su ve nem altında yumuşamak
BÖTÜRMEK: Hoşlanmak
BÖÜZ: Bu defa, bu sefer
BÖYREK: Böbrek
BÖYÜK: Büyük
BÖYÜK MAL: Büyük baş hayvan
BÖYÜN: Bugün
BU AĞIZ SENİN DEĞİL: Sana bu sözleri lafları kim öğrettiyse onu söyle
BUBA: Baba
BUBANNE: Babanne
BUGADA: Bu kadar
BUĞUZ: Üzüntü verme
BUHUR BUHUR TERLEMEK: boncuk boncuk terlemek
BUHUR HAMAMI: Düğünden bir hafta sonra oğlan evi düğüne hizmet edenlerin, yakın akrabanın götürüldüğü gün
BUKA: Kadın donlarının kemeri
BUKAĞI: Şalvarın içinde kıvrılan uçkurluk
BULAMA: Karıştırma, ağda
BULAMAÇ AŞI: Süt ve undan yapılan bir çorba
BULANIK: Sel tortusu, duru olmayan su
BULANIK ATMAK: Çamuru atmak
BULAŞMAK: Dahil olmak
BULGUR AŞI: Bulgur pilavı
BULGUR BÜSKÜRTMESİ: Bir nevi cilt hastalığını efsunlama
BULGURAŞI: Bulgurdan yapılıp pilava benzeyen biraz suluca yapılmış yemek
BULGURLAMA: Ahşap evlerde döşeme ve tavanda tahtaların üzerinde parmak kalınlığında dökülen acı kireçli harç
BULHAYIR: Ayva ve elma marmelatı
BUN: Sıkıntı
BUNALMAK:Sıkıntı çekmek
BUNALTMAK: Birisini üzmek
BUNAMAK: Aklını yitirmek, yaşlanmak
BUNAR: Çeşme, Pınar
BUNATMAK: Kızdırmak
BUNDAN KERİ:. Bundan böyle
BUNGUNLU:Pınar Sıkıntılı
BUNLU: Sıkıntılı
BURA: Buraya
BURA GEL: Buraya
BURALIKTA: Buraya gel
BURÇAK: Siyah renkli hayvan yemi
BURE: Burada
BURGAN: Parlak
BURGU: Elektriksiz el matkabı
BURGUN: Keyfi olmayan
BURGUR: Nohut ve ekinin pişmiş hali
BURKUNMAK: İncinmek
BURNUNDAN FİTİL FİTİL GETİRMEK: Çok üzmek sıkıntı vermek eziyet etmek
BURNUNUN DİREĞİ KIRILMA: Çok kötü kokan koku
BURUK: Dargın kişi
BURUŞ: Armut kurusu gak
BUS BUS BUNALTMAK: Kızdırmak
BUSUK BUSUK BOĞMAK: Çok üzmek
BUUZ: Keder , tasa
BUVA: Baba
BUYA: Boya
BUYANNA: Bu tarafa
BUYNUZ: Boynuz
BÜCÜK: İneği çağırma şekli
BÜFE: Vitrin, küçük satış yeri
BÜK: Çeltik tarlasının ekilen sulu arazisi
BÜNEK: Ağızlık
BÜNGÜLDEMEK:. Suyun kaynağından çıkışı
BÜRGÜ: Yöresel baş örtüsü
BÜRGÜN: İki gün sonra
BÜRLENMEK: Örtünmek
BÜRTÜL BÜRTÜL: İçinde bulunduğu ortamla kaynaşmayan sert kitle
BÜRÜNMEK: Kararmak
BÜSKÜT: Bisküvi
BÜSSÜRÜ: Oldukça çok
BÜÜLENMEK: Tek gözü kalana dek örtünmek
BÜYÜK ŞEER: Büyük şehir
BÜZDEKLEMEK: Sıkıntılı bir halde dolaşıp beklemek
BÜZDÜRMEK: Bir kumaşın kenarının dikilerek, kenarının gerdirilmesi
CABBAR: Tuttuğu işi hakeden mert
CABILDAMAK: Suda oynayarak ses çıkarmak
CACIK: Ayran (köy dilinde)
CACUR: Fermuar
CADOLOZ: Yaramaz, haylaz
CAGIRDAMAK: Çene çalmak
CAĞ: Süzme torbası
CAMBAZ: Hayvan tüccarı
CAMEKAN: Cam, pencere
CAMIZ: Manda
CAN ERİĞİ: Yeşil ekşi erik
CAN GURTARAN: Can kurtaran
CAN KURTARAN: Ambulans
CANAK: Tabak
CANAVAR: Kurt
CANCAĞIZIM: Dostum
CANDARMA: Jandarma
CAPIT: Bez
CAPUT: Bez
CAR CAR: Kaba gürültüyle bağırmak
CARA: Sigara
CARCUR: Fermuar
CARILTI: Gürültü
CASCAVLAK: Tüysüz hale gelmiş , tüyü yolunmuş , ortada kalmış
CASCAVLAK: Sıcaktan aşırı derecede kızarmak
CAVA: Birçeşit pirinç
CAVLAK: Tüyü dökülmüş, haşlanmış
CAVLAMAK: Sıcaktan bunalmak
CAVLATMAK: Deriden tüy dökülmesi
CAVZITMAK: Vazgeçmek
CAYMAK: Vazgeçmek
CAZGIR: Kurnaz,açıkgöz
CAZI: Argo söz dinlemeyen
CAZUM: Kardeş
CEBRAİL DANASI: Üzeri giyinik olmayan kişilere söylenen söz
CEDELLEŞMEK: Kavga etmek
CEHENNEMİN FİNARİ: Cehennemin en alt tabakası, beddua maksadıyla söylenir
CELİMSİZ: Zayıf
CELLE: Celile
CEMBER: Büyük ve yanları işlemeli beyaz yazma
CEN CEN: Lüzumsuz karşılık verme
CENDERE: Sıkıştırma
CENDERME: Jandarma
CENGİRDEMEK: Laf kalabalığı ederek, üste çıkmak
CEPKEN: Yelek
CER CER: Çok konuşan
CER ETMEK: Harmandan köy hocasına hak ayırmak
CEREME: Bir şeyin sonucu, cezası karşılığı
CEREZ: Kuru üzüm
CERYAN: Elektrik
CET: Ata
CEYRAN: Elektrik
CIBA: Tiftiği kırkılmış keçi
CIBIL: Çıplak
CIBILDAK: Çıplak
CIBILDAMAK: Kabın içindeki bir sıvının sallanması
CİBİLDEMEK: Suyla oynamak
CİBİNLİK: Cibindirik
CIBIR: Yarı çıplak, züğürt, fakir
CİCİ: astanın üzerine sürülen yumurta
CİCİGEY: Bir tür göçmen kuş
CİCİK: Soğanın üstündeki yeşil kısmı
CİCİKLERİ GOYVERME: Üşüme
CİCİLİ BİCİLİ: Süslü püslü
CİCİLİ, BÜCÜLÜ: Kırmızı benekli basma
CİCOZ: Gitmek
CIDAV: Uyanık
CIDAVUZ: Kurnaz
CIDIR: Çevik, atik
CIDIR CIDIR: Çok konuşkan, sevimli
CİGARA: Sigara
CIGIMAK: Kaçmak
CIĞSIMAK: Rutubetlenmek
CİHAZ: Çeyiz
CIK: Hayır, olumsuz, kabul etmemek
CIK CIK: Sürahi
CİK CİK: Civciv
CIKI: Bohça
CIKIM: Tarla başı
CIKKA: Kadınlar için biraz tatlıca aşağılama
CİKLET: Sakız
CILBIR: Yoğurt, yumurta, yağ ile yapılan yemek, yoğurtlu yumurta
CİLBİR: Yumurta ile yapılan bir yemek türü
CILDIR: Canlı anlamlı bakan
CILGA: Patika yol
CİLLET: Jilet
CİLLOP: Çok hoşa giden, harika
CIMBILDAK: Oynak
CIMBILDAMAK: Kap içindeki bir sıvının sallantı sonucu taşması
CİMCİK: Bir çeşit hamur yemeği mantı,çimdik atmak
CİMCİKLEMEK: Bir elin iki parmağı ile birinin vücudunu sıktırmak sıkmak
CİN: Mukayese edatı. (ufak, küçük)Cin ufakBeypazarı ağzından sözcükleraha küçük (En cin ufak: Çok küçük)
CİN PARMAK: El ve ayaktaki en küçük parmak
CİNCİK: Misket
CİNCİK: Güzel, yeni
CİNCIVIT: Aşırı öfkelenmek
CİNCOMBALAK: Takla atmak
CİNDERMEK: Huyuna uymak
CİNDORUK: En üst nokta
CINGAN: Çingene
CINGANIN OĞLU: Cimri olanlara karşı kullanılan hitap
CINGI: Küçük ateş parçası
CINGIL: Bakraç
CİNGİL: Üzüm tanelerinin birkaçının dalıyla oluşturduğu grup
CİNGİLCİ: Cimri , para harcamayı sevmeyen
CİNGİLMEK: Düşüp bayılmak
CINGIMAK: Kaçmak, dönek, oyun bozalık etmek
CİNGİR CİNGİR: Işıl ışıl
CINGIRDAK: Çocuk oyuncağı
CİNGO: Çinko
CİNİBİZ: Küçük sevimli
CINIMAK: Döneklik etmek
CİNİNİ DERMEK: Yatıştırmak, huyuna göre gitmek
CINNIK: Azıcık
CİP: Jeep
CIPLAK: Çıplak
CİPRE: Üzüm posası
CIR CIR BÖCEĞİ: Ağustos böceği
CIRBIL YOLU:Ağustos böceği İnce yol
CİRCİNE: Deri hastalığı
CIRCIR:Fermuar
CIRCIZ BÖCEĞİ: Geceleri öten bir çeşit böcek
CİRET: Yaradan akan irin, sıvı
CİRFE: Haram, pis
CİRİT: At oyunu
CIRLAK: İnce sesli
CIRLAMAK: Yüksek sesle konuşmak,bağırmak
CIRMAKLAMAK: Tırnakları ile yaralamak
CIRMIK: Tırnak izi
CIRT: İsal
CIRTLAK: Lüzumsuz yere bağıran
CIS CIS: Dokunma yapma, elleme
CIS DEDİĞİ DAVAR OLMAK: Her söylediğinin olması
CISCIBIR: Hiçbir şeyi olmayan
CİVCİ: Civciv
CİVEK: Küçük taneli yabani üzüm
CİVELEZ: Haraketli
CIVIK: Çok sulu
CIVIMAK: Sıvı duruma gelmek
CIVLAMAK: Ufalamak
CIYAKLAMAK: Bağırmak
CIZDAVAT: Kara lastik
CIZGI: Çizgi
CIZIK: Çizgi
CIZIR CIZIR: Yaşlılar için sağlıklı anlamında söylenir
CIZIR CIZIR 7 İyice pişmiş
CIZLAMIK: Mes ayakkabısı
CİZLAVAT: Soğuk kuyu olarak bilinen ayakkabının astarlısı
COGUR COGUR İÇMEK: Küçük çocukların tadını çıkararak biberolda bir sıvıyı içmesi
COGUR COGUR ÖPMEK: Küçük çocukları severken sorarak sıkıca öpme okşama
COLUK: Hindi
COMBAZ: Hayvan alıp satan
CONMAK: Uçmak
COSBOL: Bolalmış
COŞ: Meyveden yapılan bir komposto , hoşaf
COYDURMAK: Ani karar vermek
COYMAK: Caymak
COZLATMAK:Vazgeçmek İğne vurmak, parasını veya malını almak
COZUR CUZUR: Ferahlaya ferahlaya içmek
CÖDÜRMEK-CAYDIRMAK: Karar değiştirmek
CÖNGÜL GÖNGÜL: Suya doymuş
CÖNGÜLTÜ: Davet , yemek verme
CÖVELTMEK: Dudakların büzülerek uzatılması
CÖVHER: Cevher
CÖVÜZ: Ceviz
CUĞARA: Sigara
CUMALIK: Ustaların kullandıkları peştamal
CURU: Sulu
CURU YAĞ: Sıvı yağ
CUVARA: Sigara
CUVAZIM: Yakın dostum
CÜMBÜL CEMAAT: Topluca, herkez
CÜME: Cuma
CÜMERTESİ: Cumartesi
CÜRÜTMEK: Pısmak
CÜYÜKLEMEK: Soguktan büzüşüp beklemek
ÇABUT: Bez (kumaş)
ÇAĞLA: Olgunlaşmamış meyve
ÇAKI: Küçük cepte taşınabilir bıçak
ÇAKIL: Çamursuz ve harçsız örülmüş taş duvar
ÇAKILDAK: Koyunların kuyruğundaki kalan pislik
ÇAKILGA: Ardıç, çalı
ÇAKILI: Tıka basa dolu
ÇAKIRGAYA: Su kenarlarında bol olan sert ve küçük taş
ÇAKIŞIR: Kadınların giydiği don
ÇAKMA: Bir şeyi düzeltme
ÇALACAK: Yoğurt mayalamak için saklanan bir miktar yoğurt
ÇALAK: Tırpanın açtığı yol
ÇALÇAPUT: Eski bez parçası
ÇALI: Dikenli ağaç
ÇALIM: Fiyaka
ÇALINMAK: Sürünmek, dolaşmak
ÇALKAMAK: Savurmak
ÇALLIK: Eski gelinlik
ÇAM BARDAĞI: Ağaçtan , özellikle çamdan yapılan su kabı
ÇAMIR: Çamur
ÇANAK: Çömlek
ÇANDI: Yüksekçe oturma yeri
ÇANGIL ÇUNGUL: Düzenli olmayan yerler için kullanılır
ÇANTI: Çatı, evin üst kısmı, ahşap evlerde işlenmeden bırakılmış üst kat
ÇANTI ARASI: Tavanarası
ÇAPAÇOR: Dağınık , pasaklı , karışık iş yapan
ÇAPAÇUL: Pasaklı, önemsenmeden yapılan iş
ÇAPAK: Göz pınarında biriken suyun kurumuş şekli
ÇAPAR: Sarı kişi
ÇAPIT: Bez
ÇAPIT BEZ: Patiskadan yapılan kadın örtüsü
ÇAPRAZ: Düğme
ÇAPUN: Japon
ÇAPUT ÇAPIT: İşe yaramaz bez parçası
ÇAR: Hasse ve patiskadan yapılan kadın örtüsü
ÇAR ÇEPEL: Çalı çırpı
ÇAR ÇUR: Fene
ÇARA: Balgam kıvamında sıvı akıntı
ÇARA: Koyunlar kuzuladıktan sonra son atar ona çara denir
ÇARÇABUK: Hızlıca
ÇARDAK: Eski ahşap evdeki salon
ÇARDAK PALASI: Bez
ÇARDAKİ: Çatı
ÇARIK: Sığır derisinden yapılmış ayakkabı
ÇARİNNE: Çatallı iğne
ÇARLIK: Beyaz bez üzerine yapılmış işleme
ÇARUK: Ayakkabı
ÇAŞI: Çarşı
ÇATAN: Tavan
ÇATIRIM (AYAZ): Dondurucu soğuk
ÇAY: Akarsu
ÇAY DÖKMEK: Yeni çay koymak
ÇAYAN: Akrep giller
ÇAYIR: Çimenli arazi
ÇAYSIRA GİDİP, YOL SIRA GELEN: İhtiyaçları, siparişleri almadan unutup gelen kişi için söz
ÇEBİÇ: Keçinin iki yıllık yavrusu
ÇEBİŞ: Oğlanın büyüğü
ÇEHRE: Yüz, sime
ÇEKEL: Saban temizleyen alet
ÇEKELEZ: Sincap
ÇEKİ: Terazi
ÇEKİÇ GAFALI: Sabit fikirli
ÇEKİŞMEK: Münakaşa etmek
ÇELÇEPEL: Çalı çırpı
ÇELDİRMEK: Çekiştirmek
ÇELEBA: Kocanın erke kardeşi
ÇELEN: Ağırbaşlı, hızlı, hareketli, ayağı tetik
ÇELİK: Bir karış büyüklüğünde fazla kalın olmayan ağaç parçası
ÇEMBER: Yuvarlak demir veya kalın telden yapılmış çocuk oyuncağı
ÇEMBER: Yazma
ÇEMÇEM: Çok konuşan
ÇEMKÜRMEK: Hiddetli ve durmadan bağırmak, söylemek
ÇEMRENME: Acele etme
ÇEN ÇEN: Çok konuşan
ÇENCİRE: Tencere
ÇENE ÇALMAK: Vakit geçirmek için veya konuşarak oyalanmak
7: Zararlı istenmeyen sözleri konuştuğu için beddua etmek
ÇENİK: Yarımın çeyreği
ÇENİS: Çeyiz
ÇENİZ ASMAK: Çeyiz sergilemek (Gelinlik kızın evleneceğe kadar yaptığı eşya)
ÇENTE: Çanta
ÇENTİK: Bir yere yapılan işaret
ÇEPEL: Ot artığı, ufak çöp parçası
ÇEPEL EKİN: Buğdayın harman yerinde sona kalan toz toprakla karışık kısmı, tavuk yemi
ÇEPELLİ: İçinde çöp parçaları olan
ÇEPİÇ: Keçinin iki yıllık yavrusu
ÇEPİN: Çapa
ÇEPİŞ: İki yaşındaki keçi
ÇERÇİCİ: Seyyar satıcı
ÇETELE: Nohutu yaş iken pişirmek
ÇEVRE: İşlemeli baş örtüsü
ÇEVRESALTA: Kabarık dikişli , işlemeli üst elbisesi
ÇEZMEK: Çözmek
ÇIBIR: Çıplak, yarıçıplak, züğürt
ÇİBİRE: Üzüm şırası
ÇİÇEKLİK: Duvarda kireç veya tahtadan yapılan ufak sundurma
ÇİÇİ: Keçi yavrusu
ÇIDIR: Çevik
ÇIDIRMAK: Çıldırmak
ÇİFTEKIRA: Tüfek
ÇİĞ: Pişmemiş
ÇİĞ: Gece toprağa düşen yaş
ÇİĞ YOĞURT: Sütün mayalanmasıyla oluşan yoğurt
ÇİĞİNDİRİK: Bulamacın top top olması
ÇIĞIR: Söyle
ÇIĞIRMAK: Söylemek(yüksek sesle çağırmak)
ÇIĞIT: Lohusanın yüzündeki leke
ÇIĞLAMA: Evin tahta döşemesinin üzerine topark serme
ÇIĞSAK: Nemli
ÇIĞSAMAK: Nemlenmek
ÇIĞSIK: Nemli, rutubetli
ÇIĞSIMAK: Terleyecek gibi olmak, rutubet alması
ÇIĞSIMIŞ: Bayatlamış
ÇIK ÇIK: Sülahi
ÇIKARTMA: Balkon
ÇİKERDEK: Çekirdek
ÇIKI: Azık torbası
ÇIKILAMAK: Düğümlemek, sarmak, bağlamak
ÇIKIM: Biçilecek arpa ya da buğdayın bir uçtan öteki uca kadar olan kısmı
ÇIKIM: Tarlada çalışan işçilerin yanyana durarak çalışmasıyla alınan mesafe
ÇİKİN: Çirkin, nazar değmesin diye çocuğu severken söylenen ssöz
ÇIKIŞTIRMAK: Ser konuşmak azarlamak
ÇIKMA: İşe yaramayan meyve veya sebze
ÇILBIK: Koyu olmayan yoğurt
ÇILBIK YOĞURT: Çiğ yoğurt, süte mayalama yapılarak hazırlanan yoğurt
ÇILDIR: Kesimiş dal parçası
ÇİLENTİ: Çok az yağan yağmur
ÇİLİNTİ: Çok az yağan yağmur
ÇILK ÇIKMAK: Bozulmuş yumurta
ÇİLLENMEK: Küf tutmak
ÇİLME: Çiğne, ağzında parçala
ÇILSIMCIK: Rutubet alması
ÇILTAK: Zan altında bırakmak
ÇİLTE: Minder
ÇİMDİRMEK: Yıkamak
ÇİMGE: Bir tutam
ÇIMIŞKI: Hediye
ÇIMKI: İnce değmek
ÇİMMEK: Yıkanmak
ÇİNCERE: Tencere
ÇİNDORUK: En üst nokta
ÇINGA: Çinko tabak
ÇINGI: Ateş parçası
ÇİNGİL: Üzümden bir parça
ÇİNKOV: Emaye kap
ÇİNKOVA: Dam örtüsü
ÇİPİL: Verimsiz veya kalitesiz toprak
ÇIPKI: İnce söğüt sopası
ÇIRA: Yanı
ÇIRAKMAN: Yetiştirilecek kişi
ÇİRİŞ: Gözde oluşan pislik
ÇIRITMAN: Yetiştirmek, yetiştirecek kişi
ÇİRK: Hayvan gübresi
ÇIRPI: Dalın kesilmiş uçları
ÇIRPMAK: Sallamak,çalkalamak
ÇİRTEN: Yağmur suyunun aktığı yer
ÇİRTEN: Ahır kenarına çekilen tel ya da duvar
ÇİSENTİ: Hafif yağmur
ÇİT: Çalı çırpıdan oluşan engel
ÇIT ÇIT: Birbirine geçmeli bir düğme çeşidi
ÇITAK: Depeli arkası köylerine söylenir
ÇİTÇİ: Çiftçi
ÇITÇIT: Karşılıklı birbirine geçen düğme
ÇİTELE: Ov
ÇİTİ: Sepet, leğen
ÇİTİLEMEK: Çamaşırı elle ovmak
ÇITIR PITIR: Patlayabilen , ses çıkaran fişek , maytap vb.nin tümü
ÇITIR PITIR BAYRAMI: Üç ayların girişi
ÇİTİRİK: Bir çeşit ağaç
ÇITLAK: Eski kapılarda dilli anahtar
ÇITLAT: Engel, zan
ÇİTLEK: Kabuklu yemiş, düğme
ÇİTLENBİK: Narin
ÇİTMEK: Yamamak , dikmek
ÇİTMES: Hayvan tepmesi
ÇIYAN: Akrep
ÇOBAN TANASI: Küçük taneli dolu
ÇOĞAN:Kimyasal madde yapımında kullanılan kısa boylu köklü bir bitki
ÇOĞAŞLAMAK: Kısa süreli uyumak
ÇOKCA YEMEK: Aşırı fazla
ÇOLAK: Sol elini kulanan kimse
ÇOMAK: Odun parçası
ÇON: Kalça, sırt
ÇORAÇ: Üzeri olmayan
ÇORAK: Verimsiz yer veya toprak
ÇORAŞ: Bir işi önemsemeden yapan kimse
ÇOTUK: Çok kalınlaşmış kurumuş kökler
ÇOTURA: Ağaçtan yapılan içine su konulan kap
ÇOVALDI: Çoğaldı, arttı
ÇOVAŞ: Sabah güneşi
ÇOVAŞLAMAK: Güneşlenmek
ÇOVATMAK: Çoğaltmak
ÇÖDÜRÜM ÇÖŞ: Tahteravalli
ÇÖĞDÜRMEK: Ağdırmak
ÇÖĞMEK: Dolduruşa gekmek
ÇÖKÜN: Otur
ÇÖLMEK: Çömlek
ÇÖMÇE: Ağaç kepçe
ÇÖMELEN: Yer fasulyesi
ÇÖNGÜL ÇÖNGÜL: Çok dolmuş
ÇÖNMEK . Yarı oturmak
ÇÖPÜRDÜK: Pürüz sıkıntılı
ÇÖRÇÖP: Pislik, küçük odun parçaları
ÇÖRTEN: Su oluğu
ÇÖVDÜRMEK: Dengesiz durmak
ÇÖVE ÇÖVE DURMAK: Yürümeye yeni başlyan çocuğun ayaktadurması için söylenen söz
ÇÖVÜRMEK: Çevirmek
ÇUKULATA: Çukolata
ÇUL: Kilim türü kaba giysi
ÇUL ÇABUT: Parçalamış bez kumaş
ÇUVALDUZ: Büyük iğne
ÇÜK: Erkek cinsel organı
ÇÜKÜNDÜR: Pancar
ÇÜKÜNDÜRÜK: Şeker pancarının kaynatılmış hali
DABAN: Döşeme tahta
DABAN: Çeltik ekilen alet
DABANCA: Tabanca
DABBASAN: Neliği belirsiz
DADA GETMEK: Bir şeyi sürekli başına kakmak
DADAN: Ağaçta yetişen, çitiriğe benzeyen tatlı yemişleri olan bitki
DADANMAK: Alışmak
DAGAR: Hektar
DAGGA: Dakika
DAĞBAZLAMAK: Durduğu yerde duramamak
DAĞDAN: Isırgan otu
DAĞLAMAK: Vurmak
DAĞLAN: Isırgan otu
DAĞLAYAN: Isırgan otu
DAĞSALI: Dağlık köy topluluğu
DAHA, DAHACIK DİHA: Gösterme, işaret etme, başka yokmu?
DAHACIK: Yakını gösterme
DAHRA: Takım
DAHTEREVALLİ: Kaldıraç
DAKI: Ziynet eşyası
DAKILMAŞ, TAKIM AŞ: Kesici alet
DAKIM: Yemeğin çorba, et yemeği, dolma, tatlı, pilav, hoşaf veya sıra ile ikramı
DAKKA: Dakika
DAKLAŞMAK: Sataşmak
DAL: Ağaç
DALABA GELMEK: Çiftleşme zamanı gelmek
DALAK: Arı oğulunun sepette ilk yaptığı boş petek
DALAMAK: Hafif etkileyecek şekilde yakmak
DALANMAK: İncitma, incinmek
DALAP: Hayvanların çifleşme zamanı
DALAŞMAK: Kavga etmek
DALBIZLAMA: Acele etmek, sıkıntı içinde uğraşmak
DALDI: Kirlendi, battı
DALDIRMAK: Suya dömmek
DALGIN DALGIN: Dolu dolu
DALIM AĞRIDI: Omuzun ağrıması
DALINA BİNMEK: Omuzuna binmek
DALLARI AĞRIMAK: Omuzları ağrımak
DALMAK: Böcek sokması
DAM: Ahır, düz çatı
DAMA: Mayalı, mayasız hamurla yapılan bir tür çörek
DAMAĞI: Nezle
DAMARINA BAŞMA: Hoşlanmadığı davranışta bulunma
DAMBAŞ: Toprak örtülü çatı
DAMBAŞI: Balkon
DANA: Erkek sığır
DANGALAK: Saygısızca konuşan, patavatsız
DANGIRDAMAK: Kafa ağrıtıcı konuşma
DANIŞIKLI DÖĞÜŞ: Aynı fikirde olmak, önceden planlamak
DAPCIK: Kabuk
DAR: Pekmek ocağında, şıra konulan hazne
DARABA: İnce tahtadan çakılmış üzerine sıva konulan bir bölme
DARAK: Tarak
DARANMAK: Taranmak
DARCUK: Küçük bez torba
DARGAMAK: Aralamak, ayırmak
DARILMAK: Küsmek
DARIZAMAK: İncelmek, nazelmek
DARTI: Tartı
DASTALLI: Pasaklı
DAŞ: Taş
DAŞIN KATISINI YE: Yemeği beyenmeyen kişi için söylenir
DAŞINDI: Taşındı
DAŞIRA: Tuvalet
DAŞŞAK: Hayalar, yumurtalıklar
DAŞTAHDA: Okulşlardaki tebeşirle yazılan siyah tahta önü
DAŞURA: Tuvalet
DATLI: Tatlı
DATLI KİREÇ: Bir cins alçı
DAVAR: Küçük baş hayvan keçi, koyun gibi
DAVAR EVİ: Koyunların koyulduğu yer
DAVINA GELESİCE: Ölmesi temenni edilen beddua
DAVŞAN: Tavşan
DAVŞAN: Tavşan
DAVUL BİLEDENGİ DENGİNE: Kız istemede sosyal ve kültürel durumları eşit olması
DAVULMA: Ayrılma
DAVUNA GELESİCE: Sinirlendiği zaman karşı tarafa söylenen söz
DAVUTMAK: Dağıtmak
DAYAKLAMAK: Kapıyı içeriden emniyete almak,kilitleme
DAYAMAK: Her hangi bir şeyi yere yaslamak
DAYFALMAK: Bayılma, içinin bir hoş olması
DAYYON: Diyorsun
DAYZA: Teyze
DAYZA UŞAĞI: Teyze çocuğu
DAZA: Teyze
DAZLAK: Tahta
DAZLAK: Başı kel olan
DE: Hadi,çabuk olmak
DE BAKAM: Hadi söyle bakalım
DE DAHA: Yakını gösterme
DE HORDA: Şurada
DEBELENMEK: Yerde yuvarlanmak
DEBİL DÜBÜL: Sıkışık vaziyette
DEBİLDEMEK: Ayakları ile tepinmek, yattığı yerde başkasını rahatsız etme
DEBME: Sıkıştırma
DEDELEK: Bostanlarda hayvanları korkutmak için yapılmış korkuluk
DEDİDİ: Söylemişti, demişti
DEDİĞİ DEDİK ÇALDIĞI DÜDÜK: İnadından, söylediğinden, sözünden asla vaz geçmeyen
DEGAR: Tarla dönün
DEĞDİRMEK: Temas ettirmek
DEĞİŞ TOKUŞ: Alışverişte takas
DEĞNEK: Küçük sopa
DEH DEYE DEYE EŞEK NE KADAR GİDER: Zorlayarak, üsteleyerek bir iş yürümez, kendinden olmalı
DEHOL: Defol
DEKGELME: Uygunluk (Tpatıp uygunluk)
DEKİ: Hayvanın kara et kısmı
DEKLEŞTİRMEK: Toplamak
DELBEDER: Fakir, düzensiz
DELİ DÜŞÜNDÜĞÜNDE: Yaptığı işin etrafındakilere zarar verebileceğini
K EŞİNDİĞİNDE düşünmeyen dengesizce hareket eden kisi
DELİ ESPİRE: İşine geldiği gibi konuşan kişi
DELİ GEÇİ: Yaramz kız
DELİ GÜLLÜ: Çok süslü
DELİGANLI: Delikanlı
DELİKLİ: Kalbur
DELİL: İspat etme, rehber, yol gösterici, yardım eden
DELİNMEYO: Delimiyor, delemedim
DELLAL: Bir haberi duyurmak için bağıran kişi, Bld.anonsu, ilanı
DELME: Delik açma
DEMETLEMEK: Tasarruf etmek, kontrol etmek
DEMİ: Değil mi?
DEMİ , DİMİ: Öylemi , tamam mı
DEMİN: Biraz önce
DEMŞEK: Yaramaz çocuk
DENDİMİ: Söylendimi
DENE: Tane
DENETLEMEK: Kontrol etmek
DENK: Örüşmüş büyük sebet
DENKLEME: Ayarlama
DENSİZ: Düşük konuşarak düşük iş yapan münasebetsiz hareket eden
DEPE: Tepe
DEPELİK: Başa takılan gümüş ziynet
DEPEMDE: Başımda
DEPENE VURURSAM DİLİNİ İSSIRDIRIM: Suz artık söyleyip, tekrar edip durma anlamında beddua
DEPKİ: Belin tekme vurulan ağaç kısmı
DEPME: Tekme
DEPMİK: Tekme
DEPREŞMEK: Aklına gelmek
DEPTİ: Hayvan vurması
DERE KAŞI: Uçurum kıyısı
DERİN: Söylüyorum, anlatıyorum, diyorum, yüksekliği kıyaslandığı şeyle çok olan
DERLEMEK: Düzeltmek
DERMEK: Toplamak
DERNEK: Düğün
DERT BULAŞMAKTANSA BOK: Beladan uzak durmak, çekinmek
DESTE: Vazo
DESTİ: Topraktan pişirilerek yapılmış su kabı
DESTUR: Dikkatle, temenniyle başlama sözü
DEŞİLESİCE: Karnın açılması parçalanması bedduası
DEŞİLMEYESİCE: Karnın açılmasını istemeyerek beddua etmek
DEŞİRMEK: Toplamak
DEŞMEK: Eşmek
DEŞTİL DEŞTİL: Karnı büyük hamile kadın
DEVE 1 AKÇE ALAMAM- DEVE 10 AKÇE GETİR ALIRIM: Parası yokken ucuzda olsa almayan, parası varken çok pahalıda olsa alabilen için
DEVE TABANI: Bir nevi bitki
DEVİRE GİTMEK: Ölen kişiye öldükten sonraki ilk üç gün dua için sabah namazına gidip duada bulunmak
DEVRENCİK TOPRAĞI: Bulaşık yıkamada kuallanılan kirli toprak
DEVRET: Bahçe kapısı
DEVTER: Defter
DEVTERİ DÜRÜLESİCE: Kızgınlık anı söylenen söz
DEYHA: İşte
DEYİN DEYİN UNUDURUN: Söyleyeyim diyorum unuduyorum
DEYİRMEN: Değirmen
DEYNEK: Sopa, baston
DEYNEKÇİ: Bir işin organizesini sağlaması için anlaşma yapılan kişi
DEYUS: Namuslu iş yapmayan
DEYVEMEM: Söylemem, anlatmam
DEYVER: Söyle
DEYZA: Teyze
Dİ YORA:. Bir yere tarif için işaret etme
DİBABİ: İşini bilen bir işin erbabı
DİBABI: Kurnaz
DİBBİDİ: Kısa bacaklı
DİBEK: İçerisine buğday vb. konularak ezilen kap
DİBEK: Ortası çukur bulgur dövülen taş
DİBEKLİK: Bulgur , tarhana gibi şeylerin yapıldığı , kurumaları için serildiği alan
DİBELEK: Ekinin kavrulmuş halini dövmeye yarayan tahta alet
DIBIL: Köpek yavrusu
DIBIL DIBIL: Yavaş yavaş yürüyen
DİBİŞ: Köpeği şağırma şekli
DİDABAN: Tarla bekçisi
DİDDİRİ: Dengesiz
DİDE: Dede
DİDEÇLEMEK: Parçalamak
DİDELEMEK: Yumuşak bir bütünü parçalama ayırmak
DİDİRMEK: İnce bir delikten fışkırtmak
DİDİRMEK-DİĞDİRMEK: Küçük abdest bozma, sıvının bulunduğu yerden yavaş akışı
DİDİŞMEK: Kavga etmek
DİĞDİRMEK: İşemek
DİĞREN: Sap tutmaya yarayan demir araç
DİHA: Orada
DİK: Atların gözlerinin bağlanarak koşulduğu içinde buğday ezilen yer
DIKADIM: Kapattım
DIKAMAK: Kapatmak
DİKİ: Hayvanların baldırındaki et
DIKILMAK: Göçüp ölmek
DİKİLMEK: Ayağa kalkmak
DİKİM: Lokma
DIKIM: Yenilen yiyecekten arta kalan
DIKMAK: Yemek yemek
DİKME: Fidan
DİLBURAN: Vakti geçmiş meyve
DİLBURMA: Köylerde göze kaçan pislikleri dil ile alma yöntemi
DİLDİRİM: Gzel , hoş
DİLDİRME: Büyük ağacı dalı kullanılabilir şekilde kestirmek, tahta yaptırmak
DİLLEMEK: Dedi kodu etmek
DİLME: Kesme
DİMIT: Hayvana sarılan odun yükü
DİN: Çorap ve trikotajda ilmek
DIN DIN: Herşeyden nem kapmak ağlamak
DİNAMA: Elektrik motoru
DİNELEK: At sineğinde sığırın kuyruğunu kaldırıp koşması
DİNELME: Karşı gelmek
DİNELMEK: Dikilmek
DINGIDI: Çalgı
DİNGİL TOKMAK: Takla atmak
DİNGİLDEK: Eğreti
DİNGİLDEMEK: Ayakta zor durmak
DINGILMAK: Birden yıkılmak
DİNGİLMEK: Düşmek , ölmek
DINGIRDAMAK: Alay etmek, önem vermemek
DINGIRDAMAK: Boş yere gürültü yapmak
DINGIRT: Gereksiz ses çıkartan kişi
DINGIRTI: Kulağa hoş gelmeyen gürültü
DINNAK: Tırnak
DİP BİNADAN: İptidadan, başlangıçtan
DİP KIYI: Her yer
DIRACA: Büyük bir kimseye karşı beklenmedik cevap verme karşı çıkma
DİRAN: Dirgen
DİRECEN: Destek verilen ağaç
DİREŞMEK: Karşı koymak
DİRGEN: Tarım aracı
DİRİ YAĞ: Susam
DİRLİK: Geçim düzen
DİRLİKSİZ: Geçimsiz, huysuz
DIRMIK: Tırmık
DIRNAK: Tırnak
DIRNAKSIZ-TIRNAKSIZ: Düşünsesiz hareket eden sonunda başkasına zararı dokunan
DIRTLATMAK: Ossurmak
DİŞ GÖLLESİ: Çocuğun ilk çıkan dişi için yapılan gölleli merasim
DİŞEMEK: Kızmak, aletin ağzını eğelemek
DİŞİ GÜZEL: Sansar veya gelincik hayvanı
DİTMEK: Yumuşak bir bütünü parçalama ayırmak
DİTMEK: Paramparça ayırmak
DİTTİRİ: Yere konulan iki taşın üstündeki çomağı çelme ile oynanan bir oyun
DIYDIR DIYDIR: Kısa olan
DİYHA:: İşte
DİYORA: Orası , şurası
DİZEME: Tahtadan yapılan çit
DIZIR DIZIR: Sapasağlam
DODTİRİ: Kısa kuyruklu şalvar
DODUK: Aşağılama
DOKTUR-TOKTUR: Doktor, hekim
DOKUMAK: İşlemek, ceviz hasadı.azarlamak kızmak
DOKUZ KAYA: Top ve dokuz adet üst üste konabilen küçük taşla oynanan oyun
DOLAK: Atkı
DOLAMA: Parmak uçlarında çıkan iltihaplı yara
DOLAMAN: Bir nevi mantar
DOLAMAN: Kırlarda yetişen bir mantar türü
DOLAŞIK: Karışık, karışmış olan
DOLBAZLAMAK: Durduğu yerde duramamak
DOLMA: Yaprak sarması
DOLMA BEBERİ: Dolma biberi
DOLMA İÇİ: Yaprak içi
DOLUKMA: Kolda ya da bacakta oluşan laktik asit birikmesi
DOMATİS: Domates
DOMBAY: Domates Manda
DOMBOK: Cahil,hiçbir şeyi bilmeyen
DOMDOM BÖCEĞİ: Siyah böcek
DON: Yöreye mahsuz kıyafet
DON ELİN,GÖYNEK ELİN-BİZİM KÖYE DÜĞÜNE GELİN: Herşey emanet iş yapıyoruz
DON KESMEK: Bitkilerin soğuktan bozulması
DONBARA: Fazlasıyla şiş
DONLUK: Don dikmek için ayrılan çeşitli kumaş
DONUK: Bulanık,parlak olmayan
DONUZ: Domuz
DONYAĞ: Hayvanın iç yağı
DORAMAK: Parçalamak, kesmek
DOROTU: Dereotu
DORU: Falan
DORU: DOĞRU
DORUK: Tepe
DOZER: Kepçe
DÖBÜL BÖBÜL: Paytak paytak(yeni yürümeye başlayan çocuklar için söylenir)
DÖKEGOMİYESİCE: Bir tür kızma
DÖKÜLE KALSIN: Kala kalsın boşa gitsin anlamında beddua
DÖL: Yavru
DÖL ATMAK: Rahat
DÖL BAŞLADI: Kuzulama başladı
DÖL DÖKMEK: Randıman vermek
DÖL TUTMAK: Koyunların kuzulamaya başladığı zaman
DÖLEK: Rahat
DÖLEK: Kabarıntı teşkil etmek
DÖMBEK: Gergin deriye kasnak geçirilerek yapılan çalgı
DÖMELMEK: Kabartı teşhir etmek
DÖNBEK: Tef
DÖNBELEK: Darbuka
DÖNBELEKÇİ: Dalkavuk
DÖNÜM: Tarlada hektar
DÖŞEĞİ KABA BULMAK: Gittiği yerde rahat eden, yapılan ikram ve hürmetten memnun kalan kişi
DÖŞŞEK: Yatak
DÖŞÜMEK: Elma, armut vb. meyvaları toplamak
DÖVECEK: Sarımsak döveceği
DÖVEÇ: İçindeki sarımsak ezilen kap
DÖVEK: Dövelim
DÖVELEÇ: Katı maddeleri ezmeye yarayan alet(Havan)
DÖVME: Pekmezin katılaşmış hali, ağda
DÖVÜŞMEK: Kavga etmek
DUBAKAM: Biraz bekle acele etme
DUDAK BOYASI: Ruj
DUKUZ ÇARŞAMBA BİRARADA: Bütün işlerin aynı ana sıkışması, denk gelmesi
DULDA: Güneş görmeyen
DULUK: Şakak, avurt, kulak arkası
DUMA: Öksürük
DUMA TUTTU: Nöbet halindeki öksürük
DUNUK: Mat
DURGUTMAK: Durdurmak
DUT ÇARŞAFI: Dut ağaçlarından dut çırparken kullanılan büyükçe çarşaf
DUT ÇIRPMAK: Dut ağacının meyvelerini yemek için büyük bir örtüye silkmek
DUTAMAK: Sığınılacak yer
DUTMAK: Tutmak
DUTUVERİN Nİ?: Tutuverir misin?
DUVAK: Gelin örtüsü
DUZ: Tuz
DUZ GABA: Tuz konulan kap
DUZ KİL PARASI OLMAK: Para olarak borcunu ödeyerek kişinin borcunu az az ödediğini anlatmak
DÜĞE: Dişi inek yavrulamamış
DÜĞEN: Harman aracı
DÜĞÜN AŞI: Yoğurtlu çorba
DÜĞÜN EBESİ: Düğüne çağıran düğün davetiyesi dağıtan kişi
DÜKKAN: İş yeri büro
DÜNDERME: Çatı çatı arası
DÜNEMEK: Kuş cinsinin uyumak için konduğu yer
DÜNÜR: Evlenen gençlerin anne ve babaları
DÜRMEK: Katlamak ,oradan kaldırmak,tostoparlak yapmak.
DÜRÜ: Hediyelik giysi
DÜRÜLMEK: Tostopar katlanmak
DÜRZÜ: Utanmaz, sevilmeyen iş yapan
DÜŞEYAZMAK: Düşmek üzere olma
DÜVE: Dişi inek
DÜVEN: Harman aracı
DÜZ: Yaz
DÜZÜLMEK: Süslenmek, üst baş almak
E BAKAM: Demek öyle, tamam öyle olsun
EBANİM: Doğum ebesi
EBE: Büyük anne, çocuk oyunlarında sorumlu kimse
EBELEMEK: Çocuk oyununda dokunmak, görmek, yakalamak
EBEM EKMEĞİ: Madımak
EBEM SUDAN: Çocukların toprakla oynadığı oyun türü
EBEN BOHÇASI: Papatya
EBESİNİ GÖRMEK: Kötü bir sonuca varmak , ölmek
EBESÜT: Un ve sütten yapılan özel ekmek
EBİCCİ: Eli sıkı, azar azar veren
EBİL KABIL: Rasgele
EBRİMEK: Eskimek
EBUSUT: Ebusut efendi (Hiçbir kötü hareketi yok)
EBÜR CÜBÜR: İncir çekirdeğini doldurmaz
ECCİCİK: Azcık
ECCÜCÜK: Azıcık, bir parçacık, çok az
ECCÜK: Az biraz
ECCÜK SÖBE EMME NÖRMEL: Yükü biraz uzunca ama normal
ECİR: Tuhaf, acayip, sabır
ECÜK: Küçük
ECÜK CÜCÜK: Bozuk çürük
EDEN: Ben
EDEVAT: Tamir için kullanılan takım, takımlar
EDİK: Çocuğun ayakkabısı
EDİK: Delikli naylon çocuk ayakkabısı
EDİRAF: Etraf, çevre
EDÜK: El örgüsü yarım çorap
EFE: Kabadayı, kaba kuvvetle geçinen kimse
EFİL EFİL: Serin esmek
EĞİŞMEK: Yatkın
EĞLEMEK: Durmak
EĞLEŞMEK: Oyalanmak
EĞMENE, MEŞMENE: Gönülsüz ve çok ağır tarzda
EĞRELİ ÇEHRELİ: Asık suratlı
EĞREN: Sudaki anafor
EĞRETİ: Benimsenmeyen, geçici
EĞSERİ: Küçük çivi
EĞŞEK: Eşek
EĞŞİ: Ekşi
EHTİ: Sonradan görme
EHTİYAR: İhtiyar, yaşlı
EKE: Kabadayı
EKİN: Buğday
EKİN KELLESİ: Başak
EKİŞ: Buğdayı ezmede kullanılan , altına keskin taşlar çakılan araç
EKİŞ YAPMA: Ekin ekme
EKLEME SAPLAMA: Yarım yamalak
EKLEŞMEK: Musallat olmak,takılmak
EKMEK BALIĞI: Bayat ekmek dilimlerinin hamura bulandırılarak kızgın yağda pişirilmesi
EKMEK EVİ: Aşhane, kiler
EKSİ: Aksi
EKSİK ETEK: Kadın
EL: Yabancı
EL ADAMA TÜRKÜ YAKAR: El adama ne der?Arkasından konuşur
EL EŞ: Dost arkadaş
EL FENERİ: Işıldak
EL LAMBASI: Fener
EL ÖPMELİK: Armağan vermek
EL PALASI: Bir şey yedikten sonra elleri silmek için ıslak ve kuru bez
EL VERMEK: Bir işde ehil olan kimsenin sanatını, marifetini başkalarına öğretmek
ELBEZİ: Sürgüç
ELBİS TAVUĞU GİBİ: Yabani
ELDEN: Başkasından, yabancıdan
ELEK: Eleme aleti
ELEMSEMA: Gökkuşağı
ELETMEK: Götürmek
ELEZGİ: Kilit
ELİ BELİNDE: Balkonların altına konulan destek
ELİ İLE GETİRDİĞİNİ KARNI İLE GÖTÜRMEK: Kendi getirdiğini kendi yemek
ELİ OSMAN: Ali osman
ELİF ELİF: Serin esmek
ELİMDEN ATAYAZDIM: Elimden az daha düşürüyordum, tutamadım
ELİN GICIR GICIR EDERSE CEBİN ŞIKIR ŞIKIR EDER: Çalışırsan para kazanırsın
ELLEDEN: Başkalarından
ELLEK: Kalleş kaypak
ELLEME: Dokuma, yaklaşma, oynama
ELLERİM DONDU DA BUYDU: Soğuktan çok üşümek
ELLEŞMEK: Birlikte tutmak
ELLİK: Eldiven
ELLİKLEME: Yolunmuş bir tutam yaprak, ot
ELLİKLEME: Yolunmuş halde bulunan nohut ya da mercimek
ELMA: Alma
ELTİ: Erkek kardeşlerin hanımları
EMECEN: Küçük kertenkele
EMENDİRMEK: Yormak
EMENKESE: Bir cins erik
EMENMEK: Varmak
EMESKENE: Bir cins erik
EMİ?: Tembihleme manasında
EMİŞTİRMEK: Koyun, keçi ve sığır yavrularının annelerinin yanına bırakıp, emxirmek
EMİZE GİDİYOZ: Evimize gidiyoruz
EMME: Ama
EMMİ: Amca
EMMİ UŞAĞI: Amca oğlu
EMMOOĞLU: Amca oğlu
EMNANİM: Emine kadın
EMNE: Emine
EMSAL: Yaşıt eş denk
EMSİZ: Önemsiz
EMZADE: Amca çocuğu
EMZİK: Herhangi bir sıvıyı dökmek için yapılan uç
EMZİK: Süt kardeş
EN: Hayvanların kulak delinerek veya kesilerek işaretleme
EN CİN: En ufak
ENBELA: Kolay kolay
ENDİRİN: İndirin
ENELTER: Anahtar
ENEZE: Ağır hareket eden, mızıldıtı
ENGEBE: Engel, mani, küçük tepe veya tümsek
ENGEME: Set
ENGİN: Alçak
ENİK: Köpek yavrusu
ENİNE ALMAK: Üstüne görev saymak
ENLEMEK: Küçükbaş hayvanlara yapılan işaret
ENMEK: İnmek
ENNİNE ALMAK: Yanına almak yanına kesmek üstüne görev almak
ENSERİ: Büyük çivi
ENSİN: İnsin
ENSÜKLÜ: Çocuk
ENSÜN: Elbette
ENTARİ: Elbise
ENTERE: Gömlek
ENTERESE: Alaka
ENTERESE ETMEK: İlgilendirmek
ENTERİ: Entari
ENÜK: Köpek yavrusu
EPEK: Ekmek
EPİŞEK: Yapışkan sırnaşık
EPSEM: Bir çesit küçük sinek, kaynamış şeker pancarı
ERDEN: Sabah erkenden, vakitlice
EREZİ: Kapı kiliti
EREZLE: Eski kapılara takılan zincirden kilit
EREZLEMEK: Kilitlemek
ERGENİ: Yetişkin olan insan
ERİNMEK: Üşenmek
ERİŞMEK: Uzanmak
ERİŞTE: Evde yapılmış, şehriye yerie hamur kurusu
ERKEÇ: Besili erkek keçi
ERKEN: Sabah
ERMEK: Maksada ulaşmak, kavuşmak
ERNİMEK: Eskimeye yüz tutmak
ERÜK: Erik
ESAME: Belirti, alamet, iz
ESAN: Dingil
ESBAB: Yıkanacak çamaşırlar, sebep
ESE GALMAK: Musallat olmak müptela olmak
ESELEMEK: Herşeyi düzgün yapmamak
ESERİ: Büyük çivi
ESGİN: Hafif rüzgar
ESİ: Yarısı yanmış odun
ESİRAN: Tavada yapılan yemekleri çevrimeye yarıyan hamur kazma aleti
ESİRGEMEK: Sakınmak
ESİRİK: Ne yaptığını bilmez
ESİRMEK: Şımarmak
ESKER: Asker
ESKİ KULAĞI KESİKLERDEN: Yaşanmış tecrübesi ve bilgisi olan kişi
ESKÜ: Eski evlerde odalardan biri
ESMEK: İstemek
ESMEK: Üzerine gelmek , biriyle sürekli uğraşmak
ESSAH: DOĞRU
ESSAHTAN: Sahiden
ESSALATİ: Durup dururken , aniden
ESSAN: İhsan
ESTİL ÜSTÜL: Rsat gele , dikkat etmeden
ESTÜR-ÜSTÜR: Rasgele
ESÜK: Eksik
ESÜKLÜ: Kadın
EŞ ETMEK: Uzatmak
EŞEK ARISI: Yaban arısı , bal arısının büyüğü
EŞELEK: Meyve artığı
EŞET: Çok ağır
EŞGİÇ: Ateş karıştırıcı demir
EŞİ: Ekşi
EŞİ Şİ EYŞİ: Bir şeyi benzeri, aynısı, hayat arkadaşı, ekşi olan
EŞİGIZA: Gelinin kız kardeşi
EŞİK: Kapı giriş alt kısmı
EŞİK: Kapı altı tahta
EŞİNMEK: Ayaklarıyla toz çıkararak toprağı karışmak
EŞME: Pınar, bir yeri kazmak
EŞOĞLAN: Damadın erkek kardeşi
EŞŞEK: Eşek, yüksek yere çakmak için çakılan 3 veya 4 bacaklı tahta düzen
EŞUGARİYE: Aşikar, açıktan
ETFAYİ: İtfaiye
ETİL EÇİL: Serin esmek
ETLAŞA SÜTLAŞA KARIŞMAK: Herşeye burnunu sokmak
ETLİK: Besilik
ETME AGA: Yapma diyorum ağabey
ETTEN EVELİ ÇÖLMEĞE DÜŞMEK: Herşeye karışmak
EVCEK: Ailece
EVECEN: Aceleci
EVECÜK: Acele eden telaşeli
EVELAHİR İlk önce yaşanan olay
EVELİ: Eskiden
EVERMEK: Evlendirmek ,evlenmek
EVET: Aceleci, sabırsız
EVGAT: Avukat
EVİ ÇEVİRMEK: Evi geçindirmek,aileye bakmak
EVİ ONARMA: Evi düzeltme
EVİNİZDE DOLAP DURUMU YİİN: Misafire ikram ederken daha fazla yemelerini istirham ederken, latife
EVLET: Bostanlarda sulu ziraatte tonçla çevrili ufak ekim sahası
EVMEK: Acele etmek
EVSÜK: Eksik, noksan
EVSÜKLÜ: Eş, kadı
EVZAHRA: Kandil gecelerinde kıymetli halı , eşarp ve peştamalların sergilenmesi
EY: Efendim buyur
EYE: Bile
EYECEN: Bazı otların başağı
EYELEMEK: Bilelemek
EYİ: İyi
EYİRMEK: İplik haline getirmek
EYLEMEK: Biraz beklemek, bir müddet beklemek
EYLEŞMEK: İkamet etmek, kalmak, oturmak, oyalanmak
EYLEYİVER: Dur
EYMENE MEŞMENE: Gönülsüz çok ağır tarzda
EYREN: Büyük çaylarda, sığ yerlerde su anaforu
EYRETİ: Sağlam olmayan
EYSEREN: Ekmek edilirken pazı çıkaran demir
EYSERİ: Çivi
EYSİ: Yarı yanmış odun parçası
EYŞİ: Ekşi
EYÜ: İyi
EZA: Kibrit
EZELİ: Eskiden
EZĞİ: Nazlı,eza,cefa etme
EZİYET EDİPDE NOCAK: Neden eziyet ediyorsun, ne için sıkıntı veriyorsun
EZZAHRA: Büyük yılan
FADİME: Fatma
FAKIR: Fakir olan kimse
FALAKA: Atı arabaya bağlayan uzun tahta dilek
FALFURİ: Sağı solu belli olmayan,dönek adam
FALLE DON: Pijama
FANİLE: Kazak
FARFARA: Lüzumsuz gürültü
FARİMEK: Gücü azalmak
FASİLLE: Fasülye
FASLA: Parça,kabarıntı
FAŞA: Fahişe
FATIMA: Fatma
FELAN YER: Belli olmayan yer
FELFECİR: Çok aydınlık
FELFURİ: Sağı solu belli olmayan
FELLE VERMEK: Aşikar olmak
FENER: Işık
FENGARE: Yünü ip haline getiren alet
FER: Gözün beyaz kısmı
FERA: Tapu
FERFENE: Ortaklaşma
FERMANE: Salta
FERMANİYE: Hırka, fanila kazak
FERZİ: Fevzi
FES: Kırmızı renkli, püsküllü, silindir biçiminde bir başlık
FESLİĞEN: Güzel kokulu bir çiçek
FESTİKA:Kuru üzüm
FETDAN: Yalancı, dolandırıcı
FEYİL: Doymazlık, açgözlülük
FEYİLSİZ: Doymak,kanmak,bilmez,açgözlü
FEYRETMEK: İhtiras
FIDIRMAK-FIYDIRMAK: Hırsla atma, kuvvetli atma, fırlatma
FİĞ: Yem
FIKIR FIKIR: Kaynama şekli, hareketli olma hali
FIKIRDAK: Yaramazlık yönünden yerinde duramayan
FIKLATMAK: Çimdik atmak
FİLCAN: Fincan
FILDIR FILDIR: Yerinde duramayan
FILDIRFIŞ: Yerinde duramayan oynak
FİLKE: Musluk
FİLTEKE: Demir telden yapılmış u biçiminde el işi aleti
FİNGİR FİNGİR: Oynak
FINGIRDAMAK: Dönerek ses çıkartmak
FİNGİRDEK: Kötü kadın
FIRAŞ: Küçük kürek
FİREK: Kilit
FIRIN AŞI: Kurtulmuş kemik ile göcenin kara fırın pişirilmesi
FIRIN SÜNGÜSÜ: Fırın içindeki külleri temizlemeye yarayan ucu palalı sopa
FIRINAŞI: Besi kemikleri kurutulur, bu kemikler göceyle beraber bir tencereye veya bir çömleğe konup akşam mahalle fırınına konur. Sabaha kadar fırında pişen bu aş olur ve sabah kahvaltı yerine yenir.
FIRLAMAK: Bulunduğu yerden birden çıkmak
FIRLATMA: Atma
FIRTMAK: Gücenivermek
FIRTMAK: Arayı açmak
FİSKE: Sulama tabancası
FISLAK: Bir çeşit hamur tatlısı
FİSTAN: Etek
FİŞARE: Oynatma, kötü kadın
FİŞEK: Eski yayıklarda ayran dövülen tahta
FİŞFİTLEMEK: Aleyhinde fitnelemek
FIŞIR FIŞIR: Aşırı derecede yaş
FIŞIRDAMAK: Ekşimek
FIŞKI: Hayvan pisliği
FIŞKIN: Ağaçta oluşan taze sürgün
FIŞKIRIK: Fışkıran su
FIŞLATMAK: Suyun veya bir sıvının aniden bir yere sıçraması, filan adamın lakabı
FİŞNE: Vişne
FİŞON: Kar fırtınası
FIYDIRMAK: Fırlatmak
FİYETLI: Pahalı
FIYMAK: Hızlı
FOKUR FOKUR: Suyun kaynama şekli
FOL: İçi alçıyla doldurulmuş sahde yumurta
FOLDUR FOLDUR: Bol
FOLLUK: Tavuğun yumurtladığı sandık
FONGRAF: Gramafon
FORK: Laçka olmuş
FOSLADI: Söndü
FOSUR FOSUR: Yumuşak kaba ve içine çekme
FOŞLAMAK: Gür akan su sesi
FOŞUR FOŞUR: Çok akan
GAAY: Kadına hitap şekli
GAB GACAK: Mutfakeşyası
GABA: Yumuşak
GABA: Hafif tombul kişi
GABA GÜRÜLTÜ: Boş gürültü , iş yapamayacak kapasitede olan
GABA ŞEKER: Beyaz büyük şeker
GABA ŞEKER: Akide şekerinin büyük ve beyazı
GABAK SAPI: Tulumba tatlısı
GABA-KABA KÜLLÜK: Zengin yer, zengin kimse
GABARMAK: Azemet taslama ,büyüklenme
GABCIK: Mervi kovanı
GABICAK: Kaplı
GABIK: Kabuk
GABMAK: Isırmak
GACI: Kardeş
GACIM: Kardeşim, kedisine yakın hisseden kişi
GACİM: Arkadaşım
GACUNA: Büyükanne
GAÇIL: Kenara çekil
GAÇMAK: Bir şeyin içine girmek yada düşmek
GADA: Kadar
GADAK: Küçük ayakkabı çivisi
GADAYFI: Yuvarlak içinde börek ya da pasta yapılan kap
GADE: Bardak
GADERE GIRKBEŞ: Şansına
GADEYFİ: Kadayıf
GADIN: Hanım
GAFA: Kafa
GAFAKADI: Nüfuz cüzdanı
GAGAMAK: Ucu sivri olan
GAGGIMAK: Gaga, gagaya benzer çıkıntı
GAGGİRİ: Çok zayıf
GAGIŞLAMAK: İtmek
GAGUDİ: Bir hayvanı koşturmak
GAGUL GUGUL: Düzgün olmayan , eğri büğrü
GAĞAZ: Akraba
GAĞGIMAK: Koşmak
GAĞIZGI: Demir saç
GAĞNI SIRTI BELİRSİZ: Sözünde durmayan, güvenilmez kimse
GAHBE NALLI: Kızgınlıkla söylenen argo söz
GAHIR: Tasa
GAHİR: Tane
GAHİRSİZ KAYA DİBİ YOK: Mutlaka her tarafta bir sıkıntı var, her işin bir zorluğu var
GAHROLASICA: Allahtan kahrolması istenen kişi
GAHROLMESİCE: Perişan olması istenmeyerek beddua edilen kişi
GAHVE: Kahve
GAK: Meyve kurusu
GAK: Oturduğu yerden ayrılmak dikilmek
GAK GALİ: Kalk artık
GAK GİDEM: Artık gidelim
GAK GİT: Artık git
GAKALAMAK: Azarlamak
GAKIR GAKIR: Çok sesli gülmek
GAKIRDAK: Kuyruk ve iç yağının kavrulması ile kaşan bakiye
GAKIRDAK: Burundaki kurumuş mukus
GAKIŞLAMAK: İtelemek
GAKKİRİ: Zayıf
GAKLAMAK: Eti kemiğinden ayırmak
GAKMA: Büyük kaya çıkıntısı
GAKMAK: İtmek
GAL: Bekle
GALA: Artık
GALABALIK: Çok
GALAK: Bir işin bitimi ya da yapılmasını anlatan kelimenin sonuna eklenir
GALANI KOPARMAK: Başına buyruk, sorumsuzca hareket etmek
GALAS: Kereste
GALASIZ: Düşüncesiz
GALAYLAMAK: Sövmek
GALBUR: Deriden iri gözlü elek
GALDIR AT: Bulunduğu yerden alıp atmak
GALDIR GAŞAK: Yıpranmış
GALDIR GULDUR: Düzensiz, plansız, rastgele
GALDIRIM: Taş döşeli yol
GALDIRIM MÜHENDİSİ: Boş gezen kimse
GALE ATMAK: Adam yerine koymak
GALEAK: Hızlı kişi
GALEBET: Hısım
GALEVTE: Yumuşak ayakkabı
GALFA: Okul hizmetlisi, ustanın baş yardımcısı
GALGAN: Büyükçe diken, genellikle buğday tarlalarının ortasında olur
GALİ: Artık
GALİ GULÜ: Kemik ve deynekle oynanan çocuk oyunu
GALİK: Naylon ayakkabı
GALİK: Tamam
GALİK: Naylon çocuk ayakkabısı
GALİM-GARİM: Bundan sonra yapacağı veya yaptığı iş
GALIN HERİF: Şişman adam
GALİŞ: Lastik ayakkabı
GALİŞ GULUŞ: Eskiden kemik ve sopalarla oynanan bir çocuk oyunu
GALIVESİN: Bir işi yapmaktan dönme karar değiştirme
GALLAK: Yaşlı, zayıf hayvan
GALLE: Pişmiş kabak tatlısı
GALLE: Büyük parça
GALTAK: Kötü kadın
GAM GAVET YOK: Küçük sorunları büyütüp küsme bahanesi yapma
GAMA: İki tarafı keskin bıçak
GAMAŞMAK:. Gözün güneş görmesi
GAMBIR: Kambur
GAMBUR: Kambur
GAMI YANMA: İçi cızlamak, acımak
GAMIŞ: Sulak yerlerde yetişen keskin uçurtma yapmaya yarayan bitki
GAMRAH: Sık
GANARE: Mezbaha
GANASUN: İnan ki
GANATA: Eşlerin babaları
GANCIK: Kadın, dişi
GANCIK: Dişi, dişi hayvan
GANDİL: Kuplu ufak sepet
GANDİL: Kandil
GANDIRMAK: Yalan söylemek ,aldatmak
GANEFER: Kalorifer
GANEVİÇE: İğne ile yapılan desenli işleme
GANGAL: Dikenli, vahşi bir bitki
GANGIRTMAK: Koşturmak
GANI: At arabası
GANİ: Bol, çok, fazla
GANI ALMAMAK: Kıskançlık, çekememezlik
GANI BOZUK: İşlerine alışverişine hile dalavere karıştıran
GANI GIYILMAK: Acıkmak
GANİ GÖNÜLLÜ: Cömert olan
GANI GÖVE: Karnı göve
GANI YARIK: Karnı yarık yemeği
GANIKMAK: Doymak
GANIM: Kardeşim
GANIMIN İÇİ GİBİ: Dağınık
GANIN MURADI: İçten arzulanan, özlem duyulan, çok istenen istekler
GANIRTMAK: Eğmek, zorlayarak bükmek
GANITTIRMAK: Bükmek veya yerleştirmek için eylem
GANMAK: İnanmak
GANMAK: Doymak
GANNINI ÇÜRÜTMEK: Kötü düşünmek , düşüncesini bozmak
GANTAR: Yaylı terazi
GAP: Tabak
GAP GACAK: Tencere, tabak
GAPAKLAMAK: Suçunu gizlemek
GAPAKLANMAK: Yüz üstü yere düşmek
GAPAMA Küpte bişen etli yemek
GAPCIK AĞIZLI: Ağzında laf eğlenmeyen, sır tutamayan
GAPÇUK: Cevizin yeşil kabuğu
GAR: Kar
GARA: Siyah
GARA FATMA: Kökü yenen bir ot
GARA FATMA: Hamam böceği
GARA GABIK: Kestane
GARA GAZOZ: Kola
GARA GIZ: Hamam böceği
GARA, BERE İÇİNDE: Yaralı hasta
GARAGABUK: Kestane
GARAGAÇAN: Eşek
GARAKUCAK: Karga beyni
GARALTI: Gölgelik
GARALTIN GAKSIN: Ölmesi için beddua edilen kimse
GARALTIYA GELMEK: Sinmek, saklanmak
GARANLUK: Karanlık, aydınlık olmayan
GARASABIK: Kestane
GARAZ: Zarar vermek, kötü fikirli
GARD: Yaşlı
GARDAŞ: Kardeş
GARER-AYAR GRANTUVALET: Çok şık
GAREZ: Kötülük
GAREZİNE: İnadına
GARGA: Kartal
GARGA BEYNİ: Yogurtla pekmez karışımı
GARGA BURNU: Ucu karganın gagasına benzeyen pense Ucu karganın gagasına benzeyen pense
GARI: Kadın
GARICI Kadın Oyun bozan kişi
GARIK: Havuz
GARIK: Bahçeklerin bölümlenerek sebze ekilen yer
GARİM: Bundan sonra
GARIMAK: Mızıkçılık etmek, vazgeçmek, cınımak
GARIMAK: Oyununu bozmak,anlaşmadan vazgeçmek
GARIN: İşkembe
GARINDAŞ: Kardeş
GARİPŞE: Bir çeşit armut
GARİPŞE: Bir çeşit meyve
GARİRİ OLMAMAK: Ne yapacağını bilmemek
GARIYICI: Oyun bozan
GARMAK: Vazgeçmek, mızıkçılık
GARMAK: Nesneleri birbirine karıştırmak
GARMAN GURTARIŞ: Dağınık
GARNI BURUNDA: Doğuma az kalmış
GARPIZ: Karpuz
GARSAMBA: Telaşeli dönem
GART: Yaşlı
GARTALAÇ: Kuru yufka
GARTALMAK: Büyümek, yenmeyecek hale gelmek
GARTMA: Vadilerde üst üste gelen kayalar.üst üste gelen herhangi bir şey
GARYOLA: Yatak
GASE: Kayısı, hamurun fazla beklemiş hali
GASIK: Göbeğin hemen alt sağ ve sol kısmı, fazla gerdirilmiş olan
GASIK YASTIĞI: Bağırdak, bebeği inciltmesin diye karnına konan yumuşak yastık
GASILMAK: Öğünmek, böbürlenmek, çok gergin sert duran nesne
GASLANE DOLABI: Eski ev odalarında kapaklı banyo, gusül abdesti alınan yer
GASNAK: Ağaçtan yapılmış, sofranın altına konulan malzeme
GASTE: Gazete
GASUK: Kasık
GAŞ: Tepe
GAŞAK: Kullanılmaz halde
GAŞAMAK: Laşkalık
GAŞAMIŞ: Fazla yıpranmış
GAŞANK: Tepsinin altına konulan bir araç
GAŞI: adres için tarif karşı taraf, yön
GAŞI GALAK: Bir çeşit ot
GAŞŞIK: Kaşık
GAŞUK: Kaşık
GATACAK: Ekmeğin içine konulan peynir,zeytin türü yiyecekler
GATI: Sert
GATI YASTIK:. Sedirlere konan sert yastık
GATIK: Deriye basılan yağsız peynir
GATIK: Ekmekle yenilen yiyecekler.Yoğurttan yapılmış şekere benzer yiyecek
GATIR: At
GATIŞMAK-KATIŞMAK: Birlikte yemek yeme
GATIVERMEK: Karıştırmak
GATİYEN: Katiyyen, kesinlike
GATMAK: Katmak, karıştırmak
GATUK: Keçi derisine basılarak yapılan tulum peyniri
GAV: Kart mantar
GAV GÜZEL PEYNİR: Uzun eşşek
GAVANLAMAK: Lafı ağzında dolaştırmai tokat vurma
GAVANLAMAK: Bakmak
GAVAT: Kendini bilmez, ukala
GAVATA: Bakır yoğurt kabı
GAVE: Kahve, kahvehane
GAVGUMAK: Koşmak, çok fazla yorulurcasına iş görmek
GAVGUTMAK: Söz birliği etme
GAVİL . Ezici bir biçimde çalıştıran, dayak atmak
GAVİL: Anlaşmalı, sözleşmeli
GAVİLEMEK: Çok iyi öğrenmek
GAVİLEŞMEK: Karar vermek
GAVİLLEŞME: Sözleşmek, bir işin nasıl yapılacağını birlikte karar alma
GAVİLLİ DÜVÜŞ: Planlı dövüş
GAVKAZ: Yapraklı meşe çırpısı
GAVLAMAK: Tabağın boyasının çıkması,Derini soyulması
GAVRUŞTURMA: Haşlamak, yakmadan yemeği karıştırmak
GAVUK: Oyun, delik, balon
GAVUR: Kafir
GAVURGA: Kavrulmuş yemek
GAVURMA: Kıymalık etin uzun süre saklanmak için tuzlu pişirilmiş hali
GAVURUN NALETİ: Kızgınlık anında söylenir, beddua
GAVUT: Baklagil unu (kavrulmuş)
GAVUTLAMAK: Kızgın yağda kızartmak. Buğdayı küçük parçalara ayırmak
GAVUZLAMAK: Çalkanmış hububatın yüzeyine çıkan pislikleri (çöpleri) avuçlayarak almak
GAYAR: Küfretme, ilave
GAYDIRMA: Mekikle yapılan oya
GAYDIRMA: Kadınların işlediği bir çeşit oya
GAYFARKASI: Eskiden kullanılan, kadınlar pazarı
GAYFE: Kahve
GAYGANA: Hamurla yapılan yemek
GAYGANA: Süt,un ve yumurtayla karıştırılarak yağda kızartılarak yapılan börek
GAYIL GUGUL: Düzgün olmayan
GAYIMBAÇ: Parklarda çocukların oynadığı üzerinden kaydığı oyun aracı
GAYINÇO: Kayın birader
GAYINNA: Kayınna, kayınvalide
GAYIRMA: Ayırım yapmak
GAYIRMAK: Korumak
GAYIRMAK: Taraf olmak.arka çıkmak
GAYIŞ: Bel kemeri
GAYIŞ: Kemer
GAYIT: Tedbirli olmak
GAYIT: Çerçeve
GAYKILMAK: Arkaya yaslanmak
GAYLAN: Düzgün taş
GAYLAN GICI GICI: Tahterevalli
GAYLANGAYA: Yer döşemesi olarak kullanılan yassı ve geniş kaya
GAYLANGUŞ: Kırlangıç
GAYLANGUŞ: Kırlangıç
GAYMA: Para birimi, kağıt para
GAYMAK: Sütün kaymağı
GAYMAKAM: Kaymakam
GAYME: Para
GAYNANA: Kaynana
GAYNATA: Kayınbaba
GAYNATA: Kayınpeder
GAYPAK: Kalleş kaypak
GAYRAN: Toprak
GAYRI: Artık
GAYRİ: Hemen
GAYTAN: Yöresel kıyafet olan haşlamanın kenarına dikilen parlakiş
GAYZ: Kız
GAZ AYAĞI: Sürülmüş tarlayı bir tarım aleti ile düzgünleştirmek
GAZA: Nahire, ilçe
GAZAK: Gevşek
GAZAN: Kazan
GAZATMAK: Gevşetmek
GAZEL: Kuruyup dökülmüş yapmak
GAZGIÇ: Çiğdem kazarken kullanılan sivri uçlu değnek
GAZIK: Kazık
GAZLIK: Gaz lambası konan yer
GAZMA: Kazma
GE: Gel
GE BAKAM: Gel bakalım, hesap ver makamında
GE BURA: Yanına gel
GEBE: Hamile olan
GEBERE: (Mayasıl) rahatsızlığıa karşı ilaç yapılan bir tür bitki
GEBERE: Dalları karpuzun dalına, meyvesi çileğe benzer bir tür bitki
GEBERESİCE: Ölmesi için beddua edilen kimse
GEBERMEK: Ölmek
GEBERMEYESİCE: Ölmesi istenmeyerek beddua edilen kişi
GEBEŞ: Şiş karınlı
GEBİ: Gelbi
GEBRE: Kıl kese
GECEK: Çamaşır
GECİRGEN: Isırgan otu
GEÇ GEYİN: Geç vakit
GEÇGEN: Zamanın epey ilerlemiş olması
GEÇİ: Keçi
GEÇİNMEK: Ölmek , vefat etmek
GEÇKİN: Hatırı sayılır
GEDEK: Kısa boylu,güdük
GEDİK: Parça, bölüm, tarlanın bahçenin düz olmayan yeri
GEDİR: Getir
GEGE: Dal eğmek için kullanılan çengelli sırık
GEGEMEK-GEGGEMEK: Şiş veya tığ ucu, ucu çengelli olan eşyanın ucu
GELARE: Kırbaşı
GELBERİ: Fırın temizleme aleti
GELEGIRA-GELARE: Kırbaşı nahiyesi
GELEVİR: Asma ve küçük meyve fidelerinin taban kısmında olan sürgün, yaprak
GELEYAZDIN: Geç kaldın
GELİK: Çocuk ayakkabısı
GELİN ATA BİNDİ GÖR KİME KISMET: Bir şeyin kime kısmet olacağı hiç belli olmaz
GELİN PARMAĞI: Büyümemiş havuç
GELİŞATLI: Gelişme aşamasında olan, büyüme sürecinde olan
GELİVE: Gelmek veya gitmek
GELİVE GALİ: Gel artık
GELİVESİN: Yardıma çağırma yardım isteme, yanına çağırma
GELİYOM: Geliyorum
GELİYORU: Geliyor
GELMEYORU: Gelmiyor
GEM: Galiba
GEME: Eksik dişli
GEMİNİ GEVMEK: Çok çalışan kişiye denir
GENÇELİ: Genç ali
GENE: Yine
GENİLLEM: Demekki
GEPRE: Hayvan sırtını kaşımaya yarayan ale
GERDANLIK: Kolye
GEREN: Hoşa gitmeyen
GERGİ: Örtü
GERİDUR: Uzaklaş oradan, o işi yapma
GERME: Evlerri salma su ilesulamak için önüne getirilen toprak
GERMEK: Çekmek
GERSİNGERİ: Geldiği yere unutulan bir şeyi almak için geri dönme
GESENE: Gelsene
GET YAVU: Öyle olmaz anlamında kullanılır
GETİ: Getri
GEVELEMEK: Ağızda çiğneme biçimi
GEVEN: Dikenli bitki
GEVER: Arktan su çevirme yeri
GEVGEÇ: Yengeç
GEVGEZ: Bir çeşit zararlı böcek parazit
GEVİLGEN: Deride kıl diplerinin belirlenmesi ve hafif renk değişikliği
GEVMEK: Dişi ile kesmek
GEVUR: Düşman
GEYCEK: Giyecek
GEYCEK: Çamaşır
GEYCEK BUNARI: Çamaşır yıkamak için özel yapılan yer
GEYİNMEK: Giyinmek
GEYN: Hayvanların doğum öncesi son hali
GEZ GEZ: Süpürge
GEZDAN: İki üç yaşındaki dişi keçi
GEZEK: Sıra sende
GI: Kız, kadın hitap şekli
GI GESE: Kız gelse
GIBIL GIBIL: Kımıldayarak .Boş durmadan yavaş yavaş iş yapma
GICIR: Yeni olan, eskimemiş parlaklığı gitmemiş
GICIRDAK: Devamlı ses çıkaran tahta veya metal eşya
GICIRGAN: Bir çeşit salıncak
GIÇI GIRIK: Yerinde duramayan
GIÇRANGIÇ: Takdirevalli
GIDDIR GIDDIR: Çabuk çabuk
GİDE GELE YOLA AŞINDIRMAK: Kız istemeye çok gidip gelmek
GİDEM GARA: Gidelim artık
GİDEN: Cilt hastalığı
GİDER AYAK: Gideceği zaman
GIDI: Fide dikmek için açılan kuyu
GIDİ: Arsız, yüzsüz, hırçın
GIDI GIDI: Parmakla gıdıklama işareti yapmak
GIDIK: Çene altı
GIDIK ALMAK: Gıdık almak
GIDILAMAK:Yuvarlamak
GIDIM: Azıcık
GİDİŞAT:Yol, yöntem, işin yapılış şekli
GİDİŞİK: Kaşıtı
GİDİŞMEK: Kaşınmak
GİDİVER: Git
GİDİVESİN: Gitmesi için rica, temenni
GİDİYOLA: Gidiyorlar
GİDİYOM: Gidiyorum
GİDİYOZ: Gidiyoruz
GIFI: Rüzgar almayan yer
GIG GIRDIM: Süslü havalı
GIGIKLAMAK: Cevizin yeşil kabuğunu çıkartmaya denir
GIGIRDAK: Kuyruğun eyrilmesi sonucu kalan parçalar
GIĞ: Kurumuş oğlak ve keçi pisliği
GIKI ÇIKMAZ: Sesi çıkmayan
GIKKA: Zayıf adam
GIL: Çam kozalağı
GILALIM: Kılalım
GILAN: Keçi süresi
GILÇORAP: Yün çorap
GILDIR: İnce giyinmiş
GILDIR GILDIR: Ağır ağır
GILDIR GILDIR: Gürül gürül ısınma
GILDIRDAMAK: Hareket etmek
GILDIRDAMAK: İş yapar gibi görünmek
GILDIRGICIK: Lüzumsuz iş
GILİ: Küçük simit, küçük çocukların erkeklik organı
GIMIL: Ekin haşeresi
GIMIL GIMIL: Çok hareket eden, yerinde duramayan
GIMIL GIMIL: Yavaş yavaş
GIMILDAMA: Hareket etme
GIMIŞANMA: Kıpırdama
GINA GELMEK: Sıkıntı basmak
GINACIK: Bitki hastalığı
GINAMAK: Ayıplamak
GINAŞIK: Aralık
GINCIRDAK: Gıcır gıcır ses çıkaran
GINDAM GÜZELİ: Giyindiğini yakıştıran
GINDAMLI: Endamlı
GINDAMLI: Giyimine özen gösteren
GİNE: Yine, aynısı tekrarı
GINNAP: Deriden yapılan ip
GIPMAK: Kısmak
GIRAÇ: Susuz toprak
GIRAMİSE-KIRAMİSE: Yaklaşık ata lira ayarında olan altın
GIRANTI: Bodur çalı
GIRAT: At
GIRCALAMAK: Bileğlemek
GIRÇMAK: Bölmek, kesmek
GIRDIRMAK: Çalan müziğe oynamak
GİREN: Hava yağmurlu
GİRGE: Binanın alt katı
GIRGIÇLIK: Kırkayak
GIRIDAK: Giyimine özen gösteren
GIRIDAK GIRIDAK: Güzel giyinerek gezme, dolaşma
GIRIDAK YÖRÜMEK: Havalı yürümek, caka satar gibi yürümek
GIRIK: Pirincin dövülerek işlenirken bölünen taneleri
GIRIK GIRSIK: Küçük ekmek parçacıkları, ufalanmış
GIRIK GIRTIK: Döküntü
GIRIMA: Melez
GIRIMAK: Mızıkçılık etmek vaz gaeçmek cınımak
GIRINTI: Döküntü
GİRİŞKEN: Cana yakın , sıkılgan olmayan
GIRIŞMAK: Karşılıklı paylaşmak, yarışmak
GİRİŞMEK: İş yapmaya çalışmak , kavga etmek için harekete geçmek
GIRKLIK: Koyun keçi tüyü kesme aleti
GIRKMAK: Hayvan tüyü kesme
GIRLEND: Kare yastık
GIRLET: Yastık
GIRMA: Melez
GIRMAK: Kırmak
GIRNAP: Kalın ip
GIRNATA: Klarnet
GIRS: Eli sıkı, cimri
GISGIÇ: Dana burnu
GISIK: Kısılmış arada kalmış
GISILMAK: Sıkışmak
GISIM: Avuç içi kadar, az bir miktar
GISIM PİDE: Gakırdak ile yapılan bir tür pide
GISINNI: Kışınmı
GISIR-KISIR: Yavrulamayan koyun
GISMAK: Azaltmak, bir şeyi iktisatlı kullanmak
GISTIRMA: Bisküvi-lokum
GISTIRMA: Bisküvinin arasına lokum konularak yenilmiş hali
GIŞ: Kış
GIT GANAAT GEÇİNMEK: Geçim sıkıntısı çekmek
GITIR: Palavra
GITMİRCİ: Cimri olan parasını kolay harcamaya kıyamayan
GIVIÇKIYI: Ahırdaki gübre
GIVIL GIVIL: Çok fazla miktarda ve hareket eden, eyrinde duramayan
GIVIR: Eğ, büz, katla
GIVIR: İyi pişmiş gevrek
GİVİR GİVİR: Bir çeşit hamur tatlısı
GİVİR GİVİR: Kıtır kıtır ,iyi kavrulmuş
GIVIRCIK: Marul
GIVIŞ: Küçük parçalara ayrılmış taş
GIVIŞ GIVIŞ: Yeni kaliteli kumaş, elbise
GIVRAK: Çabuk
GIVRANMAK: Acı çekmek
GIVRATMAK: Sıkıştırmak bükmek
GIVRIŞMAK: Düzgünlüğünün bozulması, ütüsünün bozulması
GIVŞINMAK: Kımıldamak,bulunduğu ortamdan hoşlanmayarak sıkılmak
GIYAK: Fiyakalı
GIYBET ETMEK: Dedikodu etmek
GİYECEK: Çamaşır
GIYGIDI GIYGIDI: Ağır aksak
GIYI: Kenar
GIYI: Galevle tabanı, müşteri tarafından satın alındıktan sonra,
st kenarlarından bir sıra halinde zincirleme elle dikilen dikiş
GIYILAMA: Oyun çeşidi, deri hastalığı
GIYILAMA: Ayakkabının tamiri
GIYILI: Küçük yayvan tabak
GIYIR GIYIR: Dopdolu
GIYMATLI: Kıymetli
GIYMIK: Küçük tahta parçası
GIYNAŞIK: Aralık
GIYNAŞTIRMAK: Kapatmadan aralamak
GIYRITIK: Sözünden dönen, dönek
GIYTIR GIYTIR: Yavaş yavaş
GIYTIRIK: İşe yaramaz, sözünde durmaz, döne, kaypak
GIZ: Kız
GIZ ARKASI: Düğünden bir veya birkaç gün sonra damat ve ailesinin gelinin ailesini ziyaret etmesi
GIZ KISMI: Kızların yapması gereken adetler, genç kızlar
GIZAN: Çiftleşecek hayvan
GIZARAN: Mahalle fırınlarında fırını kullanmada 3. Sıra
GIZARTMA: Köftelik yapmak için pekmez ocağınca pekmezden daha curu olarak alınan tatlı
GO: Yerine bırakmak, koymak
GOBARMAK: Azamet taslama, büyüklenme
GOBARMAK: Büyüklenmek
GOBÇA: Çuvalın tüylü yeri
GOCA: Koca
GOCA ANA: Büyük anne
GOCA ANNE: Amcanın eşi
GOCA BUBA: Büyük baba
GOCA ŞEERLİ: Büyük şehirli
GOCAANA: Büyük anne
GOCABAB: Büyükbaba
GOCACIK: Semerin arka kısmında tille geçirmeye mahsus parça
GOCAMAN: Büyük, iri
GOCAMANCA: Büyükçe
GOCAMIŞ: Yaşlanmış
GOCANA: Büyükanne
GOCATMAK: Yaşlandırmak
GOCUK: Palto
GOCUK: Palto , kışlık elbise
GOÇ: Koç
GODAK: Eşeğin yavrusu
GODUM: Bıraktım
GOFALMAK: Büyüklemek
GOFLET: Gofret
GOGAÇ: Kaç git
GOGI: Deme yahu
GOĞLAMAK: Dedi kodu etmek
GOĞUŞ: Dedikodu
GOĞUŞ ETMEK: Dedikodu etmek
GOKAK: Pis
GOLAÇAN ETMEK: Gözetlemek, kontrol etmek
GOLAMAK: Aleyhinde konuşmak
GOLAN: Hayvan kuşağı
GOLAYLIK: Bulantı baş dönmesi
GOLDARLAMAK: Sezdirmeden takip etmek, korumak
GOLLAMAK-KOLLAMAK: Gözetmek, arka çıkmak
GOLLAYACAN: Kollayacağım, gözetleyeceğim
GOLON: Hayvan kuşağı
GOMA: Hayret bildiren ünlem
GOMŞU: Komşu
GONAK: Büyük ev, çocukların kafasındaki kepek
GONÇ: Çorabın topuğundan bileğe kadar olan kısmı
GONDİK , GOSTİK: Misketi havadan atarak vurma
GONMAK: Kuşlar için bir yere tünemek
GONŞU: Komşu
GORK: Tavuğun gork sesi çıkarması
GORK TAVUK: Civciv çıkarmaya hazırlanan tavuk
GORKA YATMAK: Yumurtalar üzerinde civciv çıkarmak için beklemek
GORKLAMAK: Civcisi olan tavuk
GORKLAYOR: Yumurta üstüne yatma
GORU: Köpeğe takılan çıngırdak
GORUK: Olmamış üzüm
GORUTMAK: Bir şeyi maliyetinin üzerindeki karı, kafi gelmek
GORUTMAK: Yapılan emeği karşılamak
GOSDAK GOSDAK: Düzenli, düzgün giyinen havalı yürüyüşü
GOSTAK: Yakışıklı
GOSTUL GOSTUL: Kendini beyenerek yürüme
GOŞAM: Avuç içi
GOŞAN: Koyunları birbirine bağlayan ip
GOŞU: Komşu, yakın olan evlerin kişileri
GOUK: Delik
GOV SATMAK: Söz taşımak
GOVA: Kova
GOVATA: Kavanoz
GOVU: Şikayet
GOVUZ GOVUZ: Hamurun kabarıp Delik delik kabarması
GOYA: Güya
GOYULTMAÇ: Koyun sütünden yapılan tatlı bir yiyecek
GOYUN: Koyun
GOYVERMEK: Bırakmak
GOZAK: Gevşek, çözülebilir hale getirmek
GOZAMAK-KOZAMAK: Gevşemek, sıkı olmayan, tam oturmamış
GOZATMAK: Gevşetmek, çözülebilir hale getirmek
GOZİNE: Bolalmak
GOZURLANMAK: Büyüklenmek
GÖBEK: Yaramaz çocuk
GÖBELE: Yaramaz çocuk
GÖBELEMEK: Aniden fırlatmak
GÖBÜT: Küçük somun
GÖCE: Döğülmüş buğday, kabuğu alınmış buğday tanesi, kırılmamış bulgur
GÖCE AŞI: Aşure
GÖCEN: Tavşan yavrusu
GÖÇ: Ev eşyası
GÖÇTÜ: Yıkıldı
GÖÇÜK: Yıkık
GÖÇÜNÜ YÜKLETMEK: Taşınmak
GÖDE: Bir tür hayvan, kilolu ve göbekli insan içinde kullanılır
GÖDEK: Korkak
GÖDÜ PARASI: Hayvanları güden, otlatan kişiye hayvan başına ödenen para
GÖDÜR: Götür
GÖĞ BAKLA: Taze fasulye
GÖĞDÜRMEK: Ağdırmak
GÖĞELEZ: Köpek yavrusu
GÖĞERMEK: Yeşermek
GÖĞLEZ: Köpek yavrusu
GÖĞNEK: Atlet
GÖĞŞEMEK: Gevşemek, yumuşamak
GÖĞÜSLÜK: Önlük, okul önlüğü
GÖK: Yeşil
GÖK KERTE: Sonradan görme
GÖK SOĞAN: Yeşil soğan
GÖKBAKLA: Taze fasulye
GÖKGÖZLÜ: Mavi gözlü
GÖKKELTE: Zehirli bir hayvan
GÖLEP: Su birikintisi
GÖLERDİ: Kızardı , nefes alamayan insanın yüz halinin değişmesi
GÖLERMEK: Bir rahatsızlıktan dolayı kişinin mosmor kesilmesi
GÖLLE: Kaynatılmış buğday
GÖMGÖK: Masmavi
GÖMME: Bir tür hamur işi
GÖMÜ: Define
GÖMÜK: Pislik yığıntısı
GÖN: Deri
GÖN: İnek
GÖNEN: Toprağın suya doyması
GÖNENİNİ ALMAK: Doyum noktasına ulaşak, tatmin edici miktarda
GÖNENMEK: Bir şeye sonuna dek sahip çıkmak, kendine çeki düzen vermek
GÖNÜ: Armudun kaynamışı
GÖNÜ OLMAK: Razı olmak
GÖNÜN ÇEKSİN:. Canın çeksin
GÖRBEDEK: Aniden
GÖRPE: Körpe
GÖRÜMCE: Eşin kız kardeşi
GÖRÜMLÜK: Kız istemek için gidilen aileye götürülen hediye, damadın geline taktığı takı , göstermelik
GÖRÜZ: Çakıl
GÖŞVE: Hatırlamak
GÖT ALTINA GİTMEK: Suçsuzken suçlu pozisyonuna girmek
GÖT BİTİ: Yerinde duramıyan
GÖT KAZMASI: Çocuk oyunu
GÖTCEK: Oturak
GÖTCEK: Götürecek
GÖTCEK: Oturmak için tahtadan yapılmış küçük arkasında yaslanılacak yeri bulunmayan sandalye
GÖTEKESEN: Pamukla dikilen yelek
GÖTKAZMASI: Çocuk oyunu
GÖTMEYORUM: Götürmüyor
GÖTÜ: Götür, yerine bırak, iletmek
GÖTÜ BÜZÜLESİCE: Yellenen kişi için beddua
GÖTÜ HİÇ OTURAK GÖRMEDİ: Hiç oturmayan
GÖTÜNLE GÖĞE ÇIKSAN: Ne yaparsan yap
GÖTÜNÜ ÇALDIRIVERİP DURMA: Sürekli yardımcı olmak
GÖTÜNÜ KURTARMAK: Kendini düşünmek
GÖTÜYLE KÖĞÜ GÖÇÜRME: Sakar
GÖV: Gök, gök yüzü
GÖVEÇ: Etli yemek
GÖVELEZ: Köpek yavrusu
GÖVEN: Bir tür sinek
GÖVERİ: Fide, filiz
GÖVERMEK: Bağırmaktan morarmaya yakın bir durum
GÖVERMEK: Yeşermek
GÖVERTİ: Yeşillik
GÖVEZ: Sivri sinek
GÖVLEZ: Köpek, kurt, tilki yavrusunun biraz büyümüş hali
GÖVTER: Pekmezle yapılan tatlı
GÖYNEK: Dokuma kumaştan dikilmiş uzun iç çamaşırı
GÖYNEK: Gömlek
GÖYNEK: Likid gazla çalışan fenerin ucuna takılan ince tül bez
GÖYNEKSİZ KÖPRÜ: Ankara-Beypazarı yolunun üzerinde, yaptıran kişinin gömleğini satarak yaptırdığı bir köprü (maddi imkansızlıktan dolayı)
GÖZ: Nazar
GÖZ: Rafın veya bir dolabın bölümleri, çekmece gözleri
GÖZ CANAĞI: Göz çukuru
GÖZE GİRMEK: Beğenilmek
GÖZEL: Güzel
GÖZER: Kalburun irisi
GÖZLEME: Yağlı yufka
GÖZÜ KÖROLASICA: Beğenilmedik bir iş yapan kişiye kızmak için söylenir
GÖZÜNÜN KURDUNU KIRMAK: Göz dağı vermek, korkutmak
GRAMESE: Büyük altın
GRAMPER: Tenekeden yapılmış içerisinde krem saklanan küçük kap
GRAMPERDE: Krem perte
GUBACIK: Hayvan hastalığı
GUBARMAK: Büyüklenme
GUBAŞMAK: Bir işi ortaklaşa yapmaya karar vermek
GUBAT: Kaba sapa
GUBUR: Fos septik ( insan veya hayvan dışkısı)
GUCA BABA: Büyük baba
GUCAK: Kucak
GUCAM: Kocam
GUCAMAN: Kocaman
GUCAMIŞ: İhtiyar
GUCUNA: Goca anne
GUDUBET: Meymenetsiz uğursuz
GUGULİ: Saçın sadece üst kısmını bağlama şekli
GUGUMA: Yemek pişirilen tencere
GULANI DIKAMAK: Duymamazlıktan gelme
GULANIVER: İyi dinle
GULLAP: Kapı kilidi
GULUÇ: Sırt ağrısına sebep olan dokular
GULUÇKA: Kuluçka
GULÜ: Hindi
GUMA: Evli bir kadının üzerine gelen diğer bir kadın
GUMBAR: Patates
GUMGUMA: Sürahi
GUMPİR: Patatesin pişmişi
GUNAYOR: Yavruluyor
GUNDAK-KUNDAK: Bebek sarılan kare nakışlı kumaş
GUNDURA: Ayakkabı
GUNNA: Kedi köpek yavrusu
GUNNAMAK: Kedinin yavrulaması
GUNU: Kedi, köpek yavrusu
GUPA: Çay bardağı, bakır bardağı
GUPA ÇEKMEK: Bardak ile sırt ağrılarına uygulanan tedavi
GUPAY: Av köpeği
GURBA: Kurbağa
GURBAĞCIK: Hayvan hastalığı
GURBAN: Kurban
GURCALAMA: Karıştırma
GURDELE: Kurdele
GURNA: Hamam veya çeşmelerin önünde su toplanan taş veya mermer
GURSAK: Mide, karın
GURSAKSIZ: Düşüncesiz
GURSAKSUZ: Bir işi başkasını merak ettirecek endişe bırakacak şekilde yapan
GURU: Un, tere yağı, süt ilavesiyleyapılan peksimet
GURU KIZ: Zayıf kız
GURULDAMAK: Karnı acıktığı zaman ses çıkarmak , aç olduğunu belirtmek
GUSMAK: İstifra etmek
GUSULHANE: Banyo yapılan , duş alınan yer
GUSUR: Kusur
GUSÜL HANE: Yatak odasında bulunan banyoluk
GUŞAK: Bele sarılan dokuma bez
GUŞANE: Tencere
GUŞGANA: Çatı katı uzantısı
GUŞGONA: İki katlı ev
GUŞLASTİĞİ: Sapan
GUŞLUK: Sabahla öyle arasındaki boşluk
GUTNİ: Bayan elbisesi
GUTU: Kutu
GUTÜMSÜZ: Uyuz kişi
GUTÜP: Komik
GUVATURA: Guatır
GUVVET: Kuvvet
GUY: Koy
GUYMAK: Yerleştirmek, sokmak
GUYMAK: Koymak
GUYRUĞU ÖLÜSÜ: Zehirli bir böcek
GUYRUK: Kuyruk
GUYRUKLU DON: Arka kısmı uzun, sarkık bol kesim don
GUYRUÖLÜ: Akrep
GUYTUK: Çukur
GUZ: Kuzey
GUZA: Güneş görmeyen yer
GUZİNE: Üzerinde bazlamaç vb. şeyler yapabilen bir nevi odun sobası
GUZU: Kuzu
GUZU GULAĞI: Kuzu kulağı(bir ot)
GUZUDİŞİ . dolunun ufağı, başlangıcı
GUZUGULA: İlkbaharda çalı diplerinde yetişen ekşi ve lezzetli bir ot
GUZUGÜDEN: Bir çeşit çocuk galevlesi
GUZUM: Annenin çocuğuna söylediği sevgi sözü
GÜBÜR: Hayvan gübresi
GÜCCÜK: Küçük
GÜCÜ KURUMAK: Bir şey yapamayacağı bir olay karşısında üzülmek
GÜCÜK: Şubat ayı, kısa anlamında
GÜCÜNE GİTMEK: Zoruna gitmek , birisinden beklenmedik davranış görmek
GÜCÜRGENMEK: İş yapma isteği olmamak
GÜÇÇÜK: Küçük
GÜDÜ: Hayvan otlatma işi
GÜDÜK: Boyu kısa
GÜĞÜM: Büyük madeni su kabı
GÜLEÇ: Güler yüzlü
GÜLEK: Bardak
GÜLEK:Gü Güveye benzer hayvanların üzerine konarak onları ısırıp rahatsız eden böcek
GÜLÜRZ: Çalılık
GÜMBÜRTÜ GAŞA GELMEK: İşlerin üst üste gelerek sıkışması
GÜME: Av hayvanlarını avlamak için içinde gizlenmeye yarayan kamufile yer
GÜMMEK: Gömmek
GÜMRAH: Sık ve verimli
GÜMÜŞ NANİL: Gümüş terlik
GÜN DÖNÜMÜ: 22 Haziran yaz başlangıcı
GÜN GAVUŞMASI: Gün batması, ikindi vaktinden sonra akşama doğru
GÜN GÖRMEDİK YER: Köz bastılık et
GÜNAF: Günah
GÜNANI ÇEKİN: Bir şeyi kendi dediği gibi olduğunu ispat etmek için büyük vaat
GÜNAŞIK: Ayçiçeği
GÜNDELİKÇİ: Günlük iş yapan işçi
GÜNDÜZLEME: Velediye nehari
GÜNDÜZLEME: Gündüz ilişkisinden olan çocuk , yaramaz çocuğu olanlara şaka niyetiyle söylenir
GÜNEŞİK: Ayçiçeği
GÜNLEK: Güneşli yer
GÜNNÜKÇÜ:. Yevmiye ile çalışan
GÜNÜCÜ: Kıskanç, çekememek
GÜNÜLEMEK: Kıskanmak
GÜR: Çok iyi yetişmiş bol ürün
GÜR GÜR: Zorlu, kuvvetli
GÜRBEN: Gübre
GÜRPÜDEK: Aniden düşünce çıkan ses, ani yuvarlanma, düşme
GÜRÜZ: Çalı
GÜTMEK: İnek vb. hayvanları yayıltmak
GÜVE: Sineğe benzer yeşil renkli böcek , sandıkta ya da rafta duran elbiseleri çürüten böcek
GÜVE: Damat
GÜVEÇ: Güveç yemeği pişirilen toprak kap
GÜVERCİN TAKLASI: 4 veya 8 kişiyle oynanan çocuk oyunu
GÜVERMEK: Yeşillenmek
GÜVEY: Damat
GÜZ: Sonbahar mevsimi
GÜZEL GÖKÇEK: Güzel genç kız, kem gözden korunan için söylenir
GÜZLÜK: Güzün ekilen
GÜZÜN: Sonbahar
HA: Evet
HA BAKAM: Hadi bakalım
HABİRE: Devamlı
HABIT: At boynuna takılan alet
HACCA: Hatice
HACET: İhtiyaç düzen
HACI BOSTAN: Eli bol olan
HACI BUBA: Dede
HACILAR KÖPRÜSÜ: İnezü çayı üzerine kurulmuş eskiden hacıların hacca uğurlandığı köprü
HACINA: Babanın annesi
HACİNE: Hacı nine
HAÇETMEK: Boşa gitmek
HADEME: Hizmetli
HADİ: Haydi
HADİ BAKİN: Haydi bakayım
HADİ GALİ: Çabuk gel
HADİ SAVUŞ: Haydi git şuradan
HAH: Tamam
HAK: Gelinin nişanlısı beyi
HAKIN: Eşin yada nişanlın
HAKIRDAMAK: Yüksek sesle günmek
HAKIRTI: Gülme sesi
HAKKATMİ: Hakikatmi, gerçekmi
HAKLAMAK: Öcünü almak
HAKTAR: Bir mirasın ortakçıları
HAL HAL: Bilezik, altın
HALA: Bibi
HALAÇ: Yün kabartmaya yarar
HALAŞA: Yaramaz ,hoş olmayan davranışlar yapan kimse
HALAŞALIK ETMEK: Yaramazlık yapmak
HALAYIK: Hizmetçi
HALDUR HULDUR: Kaba saba
HALKASI HULKASINA GEÇMEK: Bir işi yaparken çok sıkıntı çekmek
HALLAÇ: Pamuk kabartan
HALLUK: Tavukların yumurtladığı yer
HALOLUYORU: Üstüne düşmek
HALT ETMEK: Karıştırmak
HALT YEME: Karıştırma, ortalığı bulandırma
HALVA: Helva
HAM: Olmamış meyve
HAM DANE:. Tavuk yemi
HAMAM BEYAZI: Peştamal
HAMAM DOLABI: Banyo
HAMAMLIK: Banyo
HAMANİ: Devam eden, sürekli
HAMARAT: Çalışkan
HAMAYLI: Muska
HAMAYLU: Muska
HAMBAR: Ekin koyulan yer
HAMLAMAK:.. Terli üşütme
HAMPA: Zahmet
HAMPALAMAK: Zarar vermek,hırpalamak
HAMPU: Zahmet
HAMUT: At arabası çeken atların boynuna yara yapmaması için geçirilen eşya
HANERTESİ: Salı günü
HANGÜNÜ: Pazartesi
HANİ?: Nerede?
HANLAR ÖNÜ: Adres tarifi için kullanılan Beypazarı çarşısının merkez sayılan yer
HANTIRDAMAK: Hızlı bir iş yaparken ses çıkarmak
HAPIS: Hapis
HAPŞURA: Ayak arası
HAR: Ateş
HARAL: Büyük çuval
HARARET: Sıkıntı basması,sıcak gelmesi
HARBA: Ateşli hastalık
HARÇ: Yapılan alış veriş
HARIL HARIL: Ara vermeden çalışma
HARK: Su yolu
HARLADIVER: Alevlendiriver
HARLAMAK Alevlenmek
HARMAN: Düz arazi
HARPATMAK: İştiayk duymak
HARTLAK: Yoldaki kasis (tümsek)
HARTTAK: Hemencecik
HASAN HÜSSÜN: Hasan Hüseyin
HASİDE: Nişasta
HASİDE HELVASI: Nişasta unu, şırgın yağ, pekmez veya şekerle yapılan helva
HASIM: Düşman, karşı taraf
HASPA: Aslı olmayan, hiçbir şey
HASSÜN: Hasan Hüseyin
HASTIR GİT: Kızgınlıkla söylenen defol git
HAŞIL HAŞIL: Çok kaynamak
HAŞLAMA: Yaka, kol ve ön bedene kordon tutturmayla işlenen, ağıçalık şalvarla giyilen işlik
HATÇA: Hatice
HATEN: Hanım
HATIL: Büyük çivi
HAVA ÇALMASI:. Güneş çarpması, sıcağı dokunması
HAVADİS: Haber
HAVAN:. Pirinç kaplamalı ceviz leblebi vb. ezmeye yarayan eşya
HAVAN ELİ: Havan içindeki malzemeyi ezmeye yarayan demir kol
HAVAS: Heves
HAVAYA -BOŞUNA HANTIR: Çok çalışmak
HAVAYI YERE: Boş yere
HAVAZA: Boş yere Haylaz
HAVKARMAK: Ukela , kendini beğenmiş
HAVKIRMAK: Bağırmak
HAVLA: Helva
HAVLALIK: Çıraklara müşteri tarafından verilen bahşiş
HAVRUZ: Çocuğa vurulan sübekten akan idrarın beşik altında toplandığı hazne
HAVRUZ: Havuz
HAVTA: Hafta
HAVTARASI: Hafta arası Salı
HAVUÇ: Keşir
HAVUKMAK: Kontrolsüz hareket eden, anormal hareket eden
HAYAT: Avlu
HAYBAASIL . Dökük saçık
HAYIR MI ŞER Mİ: İyi mi kötü mü
HAYRI KALMAMAK: Hali kalmayan
HAZEDİR: Hoşlanır, sevinir
HAZETMEK: Hoşlanmak, memnun kalmak
HECAZ: Hacca gitme, Mekke Medine yolculuğu
HEÇ: Hiçbir şey
HEÇ ETMEK: Boşa götürmek
HEÇİNSENMEK: Kıymet vermemek
HEDİ: Hadi
HEDİGE: Hadigel
HEDİMANİM: Fatma
HEDİME: Fatma
HELA: Tuvalet
HELE: Göstermek, işaret ermek
HELEP: Yer elması
HELİK: Küçük taş
HELKE: Kova
HELÜK: Taş duvarda küçük parça taş
HEMİCİK, HEBİCİK: Yeni büyümüş, körpe
HEMİR: Hamur
HENDEK: Çukur, kasis
HENNE: Geçmiş, intikam duygusu
HEPŞELEMEK: Hapşırma
HER AZI: Her zaman
HERAZA: Her taraf
HERÇETMEK: Boşa götürmek
HEREK: Asma veya fasulyelerin aşağıya sarkmamaları için dikilen sırık
HERENİ: Büyük bakır kap
HERGELE: İşsiz, başıboş, serseri
HERGELE: Bir yörenin sığırlarının toplanıp birisinin yayması gitmesi
HERİF: Adam , koca
HERİKLEMEK:. Araştırmak, diziklemek
HERİL HERİL: Yumuşak pişmiş
HERK: Toprağın altını üstüne getirme
HERK ETMEK: Toprağı bir süre dinlendirmek
HERKEŞ: Herkes
HERPES: Cilt hastalığı
HERŞEYE GARIŞMA: Her şeye karışma ilgilenme
HERÜF: Adam
HESTE: Pay
HEŞLENMEK: Boşa gitmek
HEVES: His, hasiyat, gönül
HEYBE: Kilim, halı ve dokumadan yapılmış iki gözlü torba
HEYBE ALTINA GİRMEK: Minnet altında kalmak
HEZERLİ: Çekingen
HİCİNSENMEK: Hicesaymak
HİÇ ETMEK: Boşa götürmek
HIÇTIMA: Aldırmama, benimsememe, hiç oralı olmama
HIDIR GİBİ: Dopdolu meyveyle bezenmiş
HIDIR GİBİ: Dopdolu, meyveyle bezenmiş
HIDIRLIK: İlçenin her tarafı güzelce görülen ilçenin ortasında yüksek bir tepe
HII: Evet
HIK BOĞMA ETMEK: Çok üzemek
HIKIRMAK: Burnunu temizlemek
HIKKIDAK:. Oturuvermek
HIKLAMAK: Hapşırmak
HILTAR: Hayvanların boynuna takılan ip
HIMBIL: Anlamazdan gelme, pinti
HIMIRDAMAK: Yavaş sesle konuşmak
HIMIŞ: İki tahta arasına konan harç
HIMPALAMAK: Hafif itip kalkmak
HIMPIS: Duyurmadan
HIMPISLAMA: Habersizce saklama gizleme
HIMPIŞLAMAK: Kalabalığa fark ettirmeden sıkıştırmak
HIMPIŞTIRMAK: Yıkamak
HIMPIŞTIRMAK: Dövmek
HİNCİ: Hemen şimdi
HİNCİK: Şimdi
HINDI GINDI: Fındık , fıstık
HINDIGINDI: Yemiş karışımı
HINGIDANAK: Çok ağır
HINGILDAMAK: Ağlamak raddesine gelerek nazlanmak
HİNGİLDEMEK: Mızıldamak
HİNGİR HİNGİR: Mızır mızır
HINKIRMAK: Burnunu temizlemek
HINZIR: Muzur ve benzeri (kadınların birbirine kızma şekli)
HIRCACIK: Küçük
HIRIL HIRIL: Hasta kişinin çıkardığı ses
HIRKA: Yün iplikten örülmüş, sırta giyilen kıyafet
HIRKOLMAK: Çok yorulmak, çok derin uykuya dalmak
HIRLALAŞMA: Zırtlaşma
HIRLAMA: Sinirlenme
HIROLMAK: Çok yorulmak, çok derin uykuya dalmak
HIRSINA GİTMEK: Sinirine gitmek
HIRSLANMAK: Sinirlenmek
HIRTIÇLI: Geçimsiz
HIRTLANGIÇ ÇALMAK: Yüz vermemek, terslemek
HIRTLAŞMAK: Çözülemeyecek şekilde düyümlenmek
HIRTO: Kaba saba
HISIM: Akraba
HIŞDAMAMAK: Ses çıkartmamak
HIŞDIMA: Aldırış etmeme
HIŞILTI: Hafif gürültü
HIŞIM: Sinirli, inatçı
HIŞIR: İnatçı
HIŞTIMAMAK: Kafaya takmamak
HIŞTIRMA: Aldırmama, benimsememe, hiç oralı olmama
HIYAR: Salatalık
HIYDIRMAK: Atmak
HIZAR: Ağaç kesim motoru
HOBUCUK Yaşlı ihtiyar kadın
HOCCUK: Koca karı
HOCCUN DÖLÜ: Yaşlı kadın çocuğu
HODDURUK: Huzursuzluk, kargaşa çıkaran
HODUL: Uygun düşmeyen parça. Düzensiz.
HOKKUDU: Kaba saygısız kişi
HOKUR HOKUR: Büyük bir kaptaki suyun kaynama şekli
HOL: Tavukarın yumurtlaması için altlarına konulan alçıdan yapılan yapay yumurta
HOLDUR HOLDUR: Bol geniş
HOLLUK: Tavukların yumurtladığı yer
HOLLUK GİBİ OLMAK: Ağzı olan bir şeyin ağzını çok açılması
HOMAÇA KOYVEMEK: Kötüsünden koyvermek
HOMHOŞ: Acayip
HOMUR HOMUR: İçinden söylenmek
HONGULDAMAK: Ağlar gibi ses çıkarmak
HONİ: Huni
HOPBA: Çok hareketli harekete geçirme sözü, oturak olmayan
HOPUR HOPUR: Çabuk büyüyen
HOR GELE: İneği güdüye yollamak
HORA GEÇİR: Husursuzluk çıkarma, güzelce otur
HORA GEÇİRMEMEK: Rahat vermemek
HORA GEÇMEK: Hoşnut kalmak
HORLAMAK: İstek, kızgınlık
HORSA:Alevlenmek İstek
HORTLAK: Ortası delik ağaç parçasının içine sokulan çöpü fırlatan alet
HORTLASİCE: Ölmesini istemek
HORTUM: Çok yiyen kimse
HORUZ:. Horoz
HOŞAF: Komposto
HOŞET: Poşet, naylon torba
HOŞUR: Döşşeğe siyen
HOŞUR HOŞUR: Çok suyun akış şekli
HOT: Kalça
HOTA: Topaç
HOTAK: Bir yere konan teşkilat
HOTER: Fötr şapka
HOTOR HOTUR: Durmadan çalışır, kuvvetli, çok işe yarar
HOTURDAMAK: Kızmak
HOYKU: Aşırı kirli
HOYKU TOPRAĞI: Taş fırın yapımında kullanılan çamurun ateşe dayanıklı olan toprak
HOYKUCU: Çok kirli kesim
HOYTUK: Çukur, kasis
HOYUK: Çok derin olmayan çukur, bostan korkuluğu, oyuk
HÖBÜLÜ: Acayip giyinmiş
HÖDDÜK: İnek, koyun gibi hayvanalrın ciyerleinin yemek ve nefes borusu
HÖKELEKLİ: Mağdur
HÖKÜMET: Hükümet konağı
HÖKÜRMEK: Çok kuvvetli boşalmak , akmak
HÖME: Çocuk oyunlarında hedef, kale, çukur
HÖÖLE: Söyle
HÖPLETMEK: İçine çekmek
HÖPÜRDETMEK:. Sesli içmek
HÖR HÖP YATTA KABACA KALK: Çocukların çelik çomak oynarken söyledikleri söz
HÖREMİŞ: Çukura değneği sokma oyunu
HÖST: Kayvan kovma sözcüğü
HÖSÜL HÖSÜL: Düşünmeden ,kaygısız,sessiz
HÖŞLEK: Çok sıcak olan
HÖŞMELİM: Bir çeşit tatlı
HÖŞNEK: Laşka olmuş
HÖŞNEMEK: İçi geçmek, laçkalaşmak
HÖŞÜR: Acele etmeyen , yavaş olan kişi
HÖŞÜR HÖŞÜR: Çok kaynamış
HÖTTÜRÜK: Söğüt, ceviz, dut ağacının kabuğuyla yapılan düdük
HÖTÜK: Kaba saba
HUDUT: Sınır
HUMAYIN: Bez
HUMAYINI: Muska
HUMAYUM: Astar, ince bez
HURA: Şura
HURDA: Şurda
HUSA: Dert, tasa, endişe
HUSA ÇEKMEK: Endişelenmek
HUSALANMAK: Tasalanmak
HUYSUKMA: Yalavaç olmuş, gevşemiş, güvenmeme anlamında da kullanılır
HÜDÜT: Kısanılan değerli eşya
HÜNKARİ: Zorla beyenen kimse
HÜPLETMEK: Yudumlayarak içmek
HÜS HÜS: Koyun
İBİK: Kümes hayvanlarının başında bulunan çıkıntı
İBREEM: İbrahim
İBRİK: İbrik
İBUBUK KUŞU:.. Guguk kuşu
İCAR: Kira
ICCACUK: Sıcacık
ICCAK: Sıcak
İÇİRİĞİ ÇIKMAK: Karışık olmak
İÇİRİK: Birbrine karışmış paçavra
İÇİRME: Sulu maddeyi ağzına dökme, başında durup içmesini sağlama
IÇKI: Keresteye şekil verirken çıkan talaştan büyük parçalar
İÇKIZIL: Mantar
İÇLİK: Gömlek
İÇME: Madeni memba suyu
İDARE: Gaz lambası
İDDİRSE: Arpacık
İDE: (i uzatılarak okunur) iğne yemişi
İDİŞ: Erkekliği giderilmiş hayvan
İFİTLEMEK: Ayıklamak, seçmek
IGINMAK: Soluğunu içinde tutmak, kendini zorlamak
İĞ: İp eyrilen alet
İĞDEMİR: Çivi söken demir alet
İĞELEMEK: Bıçak vb. keskin aletleri bilemek, keskinleştirmek
IĞICIK: İşte
IĞIL IĞIL: Yavaş yavaş
İĞNE ATSAN YERE DÜŞMEZ: Çok kalabalıktan kinaye
İĞNECİ: Seyyar satıcı
İĞREŞBER: Çiftçinin genel ünvanı
IHI: İşte
IHICIK: İşte
IHLAMAK: Zorlanmak, inlemek
İİ: İyi
III: Hayır istemiyorum kabul etmiyorum
İKİ DIKIM: Birkaç lokma , azıcık yiyecek
İKİ DİNLİ: İki yüzlü
İKİ DÖNMEK: Birazcıcık oynama
İKİDE BİR: Ara sıra, sık sık tekrar
IKIL IKIL: Ağır yük ve yorgunluk nedeniyle soluk soluğa kalmak
IKILTI: Güç nefes alış
IKINMAK: Kendini zorlamak
İLDİR İLDRİ: İnce ince, şeffaf
ILDIRIŞIK: Çok iyi aydınlatılmış
İLDİRMEK: Usulca koymak, bıraktığı yerin uygunluğuna bakmamak
İLEÇBER: Rençber, çiftçi
İLEEN: Leğen
İLEĞEN: Leğen
İLEMON: Limon
İLEN: Leğen
İLENÇ: Beddua, ah
İLENDERE: Rende
İLENİYO: İntizar ediyor
İLENMEK: Beddua etmek
İLERİ GİT DE GÜN GÖR: Bu işler seninde başına gelir, şimdi bana bahane bulma
İLEŞBER: Çiftçi
ILGI: Ev eşyası
İLGİDİR: Takıntı, saplantı
ILGIT ILGIT: Hafif esen taylı rüzgar
İLİK: Düğme deliği
İLİKLEMEK:. Giysinin düğmelerini kapatmak
İLİM DADIM: Az buçuk (Yemek için kullanılır)
ILIMAK: Biraz sıcak olmak
ILIMANCA: Sıcağa yakın
İLİMON: Limon
İLİSTİR: Süsgeç
İLK GÖZ AĞRI: İlkönce olan
İLK NAMAZ: Üç ayların girişi
İLK YANAR: Mahalle fırınlarında fırını kullanmada 1. Sıra
İLK YAZ: İlkbahar
İLKİDİN: İlk çocuk
İLKİN: İlk önce
İLKİNDİ: İkindi
İLKİP: Dikicilerin iğnelerinin başında bulunan ve mumlu ipliği iliştirilen bükümlü iplik
İLLET: Hastalık, musibet
İLLET OLMAK: Sinir olamk
İLMİKLEME: Düğümlemek, sarmak, bağlamak
İMANA YETMEK: Usandırmak, bezdirmek, cana tak etme
İMBAL: Ucu sivri sopa
İMECE: Birlikte çalışma
İMİK: Çenenin altndan göğüs kafesi başlangıcına kadar olan kısım, boğaz
IMIL IMIL: Yavaş yavaş pişme
İMİNİN ÇIKDIĞI GİBİ: Aşırı derecede bağırmak
İMİNİN İTİ: Herhangi birisi, sevilmeyen kişi
İMİRDİK: Bir çeşit rengi siyah mercimeye benzer tahıl
İMMANA: Çok
IMMANI: Pekçok, hepsi
İN: Mağara
INAMAZ: Namaz
İNANKİ: Kuvvetle inanılması istenen
İNCE MİYANE: Kibar
İNCELEK: Hamur eleği
İNCEMİ YANİ: Kibar
İNCİK: Dis kapağından aşağı doğru olan kısım
İNCİK ÇÖKMEK: Diz üstü oturmak
İNCİLİ TILSIM: Gelinlerin taktığı incili kolye
İNÇİ: Şimdi
INDI-GINDI: Kuruyemiş
İNEK ALMAZ, BIZA EMMEZ: Yaptığı işten hayır gelmez
İNEZE:. Mızmız vesveseli
INGIÇ-MINGIÇ: İdare etmek
İNGÜN: Alçak, yere yakın
İNHİSAR: Tekel
İNİL İNİL: Hastanın belirli belirsiz ses çıkarması
İNİLEMEK-İNLEMEK: Hasta veya uyurken kendini bilmeden sayıklama ses çıkarma
İNKİTTA: Evvelce önce ilk önce
İNLEMEK: Acı çekmek
İNME: Nüzul felç
İNNE: İğne
İNNE KABI: İğne kabı
İNNECİ: Satıcı
İNÖZÜ VADİSİ: Bah. Bahçe ve maden suyu işletmesinin bulunduğuğu akarsuyu olan vadi
İNTAAM: Sınav
İNÜKİ: İnek
İPEKLİ BÜRGÜ: Gelinler için ipekle dokunan başörtüsü
IPIL IPIL: Parlaklık
İPİSLAH: Yeni, kullanılmamış
İPLİK ÖLÇMEK: İp örerken yarışmak
İPTİDA: İlkönce
IRAAT ETMEK: Rahat etmek
IRAHAT: Rahat
IRAHATÇANA: Rahatça
IRAHMET: Rahmet, yağmur
IRAK: Uzak
IRAKI:Uzak Rakı
IRAMAZAN: Ramazan ayı
IRASLAŞMAK:. Rast gelmek
IRASLİK: Lastik
İRAT: Mahsül
IRAVAK: Süzme bal
İRBEEM: İbrahim
IRBIK: İbrik
İREÇEL: Reçel
İREÇEL: Reçel
İREN:. Rehinci
İREŞBER: İşçi
İREZİL:. Rezil, rüsva, kepaze
IRGALAMAK: Hafif sallanmak
IRGALAMAMAK: İlgilendirmemek, alakadar etmemek, enterese etmemek
IRGAT: Gündelikçi işçi
İRHEN:İşçi Rehin konan eşyaya karşılık para alıp veren kişi
IRIL: Uzaklaş git
IRILMAK: Uzaklaşmak, gitmek, ayrılmak
İRİM DADIM: Tadına bakılacak kadar
IRIM-GIRIM: Geveleme, konuşacak gibi olma
İRİN: Yaranın iltihabı, yaradan akan sıvı çok kirli
IRIZA: Rıza
İRKİLMEK:. Korkarak durmak
İRKİNTİ: Birikmiş
İRKMEK: Biriktirmek
IRMAK: Nehirin küçüğü
İRMEK: Biriktirmek
İRRECEP: Recep
IRYAT: Ürün
IRZA: Rıza
ISBADET: İspatla kanıtla
ISÇAK: Sıcak
ISGA: Küçük soğan
ISGALA: Vurma, temas ettirme
ISGALADI: Vuramadı, temas ettiremedi, durmadan geçti
ISGALAMAK: Temas ettirememe
ISGARÇA: İğne atsan yere düşmeyecek kadar dolu
ISGARPİN: Ayakkabı
ISGARTA: İşe yaramaz
ISGAT ÇEVİRMEK: Ölen kişinin üzerindeki oruç borçlarına karşı bir miktar para dağıtılması
ISKA: Kafa soğanı
İSKARPİN: Ayakkabı
İSKEMBE:. Sandalye
İSLAH: Halis olan, bayatlamış veya bozulmaya yakın olan gıda ve eşyanın daha kullanılabileceğini anlatmak için kullanılır
ISLAK SEMER: Yapılması zor iş, takibi kolay olmayan iş, sıkıcı iş
İSMAN: İsmihan
ISMARIÇ: Sipariş
İSMİL: İsmail
İSPİL İSPİL: Saçları dağınık vaziyette
ISSAK GUŞU: İlkbaharda ortaya çıkan ve kesik kesik öten kuş
ISSIR: Isır, ye
ISTARA: Kilim dokunan tahta
İSTEYİCİ: Dilenci
İSTİCİ: Dilenci, isteyen kimse
İSTİM: Buhar
ISTIRGAN OTU: Daglan otu
İŞÇİMEN: Çalışkan, ev ve el işini çok iyi yapan
IŞDAMAMAK: Konuşmamak
IŞGI: İnce odun
İŞİ İŞE TUTTURMAK: Bir yerde birkaç işi bir arada görmek
IŞIK: Lamba
IŞIL IŞIL: Temiz, parlak, aydınlık
İŞLİK: Gömlek
İT KOPUK: Avare geçen işsiz güçsüz yaramaz
İTDİRSEĞİ: Arpacık
İTERCE: Kuvvet, güç
İTİŞMEK: Karşılıklı mücedele
İVİL İVİL: İnceden inceye
IVIR ZIVIR: Hırdavat
İVİTLEMEK: Ayıklamak
İVMEK:... Acele etmek
İYE: Bileme aleti
İYELEMEK: Bilemek
İYİ BALİM: O işin öyle olduğuna sevinmek
İZAN: Yol, yöntem
JANTOPU: Hacdan gelen elbise
JOPAN KALESİ: Herşeyin kendi kalesini kurarak oynadığı topla oynanan oyun
KAAT: Kağıt
KABA SÜT: Doğumdan sonra hayvanlardan alınan ilk süt, ağız
KABAAT: Suç, kabahat
KABACACIK: Yumuşacacık
KABAK KALLESİ: Kabak tatlısı
KABAK SAPI: Tulumba tatlısı
KABAKLAMAK: Dallarını kesmek
KABALA: Yüzeysel
KABARA: Tapacın ucundaki yassı ve yarım küre çivi
KAÇIL: Çekil
KAÇILMAK: Kenara çekilmek
KADAK:. Büyük başlı küçük kısa çivi
KADI TUZLUĞU: Çalı şeklinde olan tuza banılıpta yenilen ot
KAĞIZGI: Demir saç
KAĞŞAK: Her tarafı dökülmüş
KAHRINA GİTMEK: Gücüne gitmek
KAKİLLİ: Saçları alnına düşen
KAKINÇ: Serzeniş
KAKLAMAK: Üstüne atmak
KAKMA: Büyük kaya çıkıntısı
KALABA: Kalabalık
KALBUR: Bağırsaktan boşluklu örgü şeklinde kasnak geçirilerek yapılmış elek
KALENDER: İş görür, kendisi ile anlaşılır sevimli kişi
KALEVLE: Yumuşak ayakkabı
KALIN EYELİ: Üzerine laf kondurmayan, laftan sözden etkilenmeyen
KALLE: Büyük parça
KANATÇI: Sürüye girmeyen koyun ve keçi
KANÇA: Ucu eğri demir parçası
KANDIRMAK: Gölünü etmek inandırma
KANLICA: Yenebilen bir çeşit mantar çeşidi
KANMAK: Söylenene inanmak
KANTARMA: Atın ağzına konulan demir
KANTMA: Asmaların tutulması için yapılmış ağaç yapı
KAP: Tabak
KAPAKLI SAHAN: Bakırdan yapılan kapaklı tabak
KAPAMA-GAPAMA: Küpecikle pişen etli yemek
KAPÇIK: Dış kapak
KAPI AĞZI-KAPAĞZI: Beypazarı'na Ankara istikametinden gelirken ilçenin giriş kısmının adı
KAPI GÖZÜ: Eşya konulan yer
KAPIYORU: Isırıyor
KAPLICAK: Kitap kaplığı
KAPLIK: Defter ve kitap ciltlemek için kullanılan kağıt veya naylon
KAPMAYOR: Isırmıyor
KAPULLU (CAVA): Bir çeşit yörenin pirinci (Kapullu köyü)
KARA BEYNİ: Yoğurtlu pekmez
KARA DİKİ: Etin yağsız kısmı
KARA HELVA: Unlu helva
KARABAKAL: Karabatak kuşu
KARABAKKAL: Sığırcık kuşu
KARABERE: İçteki yara
KARAKABUK: Kestane
KARALTI: Gölge
KARALTI: Gölge
KARAMIK, KARAMUK: Bir buğday hastalığı
KARANLIKTA GÖZ KIRPMAK: Bir işin önceden konuşulmadığı için haberinin olmadığını anlatmak
KARAOVAÇA: Armudun küçüğü
KARARTI: Havaleli eşya
KARDOLAP: Gardırop
KAREVLE: Bir çeşit ayakkabı, galevli
KARGA BEYNİ: Yoğurtlu pekmez
KARI: Kadın
KARIK: Küçük ev
KARIMAK: Mızıkçılık
KARIN ALMAMAK: Kıskanmak
KARINDAŞ: Kardeş
KARIŞTIRMA: Ekmek kırıntısından yapılan yemek
KARNI AÇ KUYRUĞU DİK GEZMEK: Karnının doyurmaya ekmek parasını zor bulan, fakat giyiminden gezmesinden taviz vermeyen
KARŞIDAN GELİR GÜVECİMİN ŞIK ŞIK EDER EYERCİĞİM: Damadını seven kişi için damadını öven
KARTALAÇ: Yufka, gözleme
KARTMA: Büyük kaya parçası
KARYOLA: Yüksel metal yatak
KASALMAK: Efeleşmek, kendini beğenme
KASAVET: İnsana bir burukluk bir korku veren durum
KASE: Su bardağı
KASE YOĞURT: Torba yoğurdu
KASEM: Yemin
KASKET: Şapka
KAŞ: Karşıdaki yükselti
KAŞ LASTİĞİ: Kaş alıp, düzeltmeye yarayan lastik
KAŞAĞIN KÜPLESİ: Kaşığın dibi
KAŞAMNAK: Hayvanların işemesi
KAŞAR: Hayvanı taramak için kullanılan araç
KAŞIK HELVASI: Baklava, sarım burma gibi tatlıların kırıntılarından yapılan helva
KAŞIKLA: Yemeye devam etme
KAŞMER: Esmer
KAŞUK: Kaşık
KAT: Kağıt
KATI YASTIK: İçi kamış veya içirikle doldurulmuş kenarları düz yastık
KATIK: Ekmeğin yanında yenen herhangi bir şey
KATIK: Yoğurtu döverek elde ediilen yiyecek
KATIR: Ot
KAVAK DA NAR BİTER Mİ? SULARSAN DAHA İYİ BİTER: Olmayacak bir işi, bir büyük veya amiri dediği için kabullenmek
KAVE: Kahvehane, kıraathane
KAVGAZ: Toz fırtınası
KAVGUTMAK: Koşturmak
KAVLANGULAK: Bir tür ot
KAVLIK: Bir çeşit yenen ot
KAVLUK: dolma yapmak için toplanan ot
KAVRAMAK: İyi yakalamak
KAVURGA: Buğday veya mısırın saçta kavrulması
KAVUT: Buğday veya mısırın kaba kavrulması
KAVUTLAMA: Yağda sarartma
KAYARLAMAK: Söğmek
KAYASI OLMA: Herşeye karışma
KAYFARKASI: Pazar
KAYIŞ: Deriden kemer
KAYKILMAK: Geriye yatmak
KAYNATA: Kayınpeder
KAYTAN: Kemer ve paçalara takılan bir nevi iplik
KAZAĞI: Bakırcıların kapları kalaylamak için kullandıkları bir demir araç
KAZAYAĞI: Kütüvatör, tarlayı düzeltmede kullanılan tarım aleti
KEÇE: Yün
KEÇENÜZLEMEK: Yaranın azması
KEDİ BATMAZ: Hamurla yapılan, pekmezle tatlandırılıp yapılan yemek
KEDİ GUNUSU: Kedi yavrusu
KEF: Cendereden suyu çıkarılan üzüm suyunun fırına
KEFE: Tuvalet
KEGÜR SAAN: Simetrik sıkca delikli süzme işlemi yapan kap
KEKEÇ: Kekeleme
KEL YEMİŞ: Beyaz leblebi
KELBAŞ: Üzerine sarımsak sürülen ekmek
KELEFE: İplik sarmakla, çile yapmakla kullanılan tahta araç
KELEK: Yetişmemiş kavun
KELEK TUTMAK: Bir tür at sineğinin musallat olması
KELEM: Lahana
KELEPÇEK: Çıkrık
KELEPİR: Ucuz çok ucuz
KELEŞ: Güzel, iyi
KELETE: Zayıf, cılız hayvan
KELEZ: İyi gelişmemiş, kurumaya yüz tutmuş, seyrek
KELGÜR: Kegir
KELGÜRSAĞAN: Sulu şeyleri süzmeye yarayan delikli bakır kap
KELGÜSAN: Sulu şeyleri süzmeye yarayan, delikli büyücek bakır kap
KELİK: Bağ yeri kulübesi
KELKÜREK: Üç kişiyle tarlanın yapımında kullanılan alet
KELLE: Arpa, buğday vb.lerin başları
KELLİ: Sonra
KELTE: Kadınlar için bir aşağılama sıfatı
KEMİK ATMACA: Bir tür çocuk oyunu
KEMRE: Ahırta kurutulmuş hayvan pisliği
KEMÜK: Kemik
KENDİ LEYLİNE: Kendi haline, kendi isteği gibi, dalgınca
KENDİRİK: Un konulan kap
KENDÜRÜK: Ekmek yaparken üzerine hamur pazısı çıkarılan kumaş
KENEF: Tuvalet
KENER: Kenar
KENETLEMEK: Kilitlemek
KENEVİÇE: İğneyle yapılan renkli desenli işleme
KEPAZE: Bakımsız , çirkin
KEPÇİKLENMEK: Birine sert şekilde karşılık vermek
KEPÇÜK: Küçük, tatlı bir kızma şekli
KEPENEK: Çobanların soğuktan korunmak için giydiği kıyafet
KEPEZ: Yüksek tepe
KEPİLDEMEK: Gözün kırpışması
KEPİR: Verimsiz
KEPİR: Kerpiç
KERAAT TABLOSU: Çarpım tablosu
KERANACI: Yaramaz çocuk
KERANECİ: Kerhaneci
KERATA: Ayakkabı çekeceği, küçük çocuğu sevme
KERATA: Yaramaz
KERÇ: Gönül koymak
KERÇ ETMEK: Suçlu bulmak
KERÇAHE: Hatasını yüzüne vurmak
KEREME: Hayvan pisliğinin kurutulmuş hali
KEREZ: İyi gelişmemiş
KERGÜR: Kevgir
KERİ: İyi uzatılarak söylenir, sonra anlamına gelir
KERİK: Karık
KERME: Tezek yapımında kullanılan yuvarlak içi boş kasnak
KERME BAĞLAMAK: İşaret edilen yerin çok pis, kirli olduğunu anlatır
KERMEE: Yaraya benzeyen kabuk
KERPİÇ GİBİ YOĞURT: Yoğurdun çok iyi uyutulmuş çalınmış hali
KERTİŞMEK: Kaya ve taşların rüzgar veya yağmurdan aşınması, düzleşmesi
KES: Yoncanın düvenle sürülmesinden elde edilen saman
KESDENE: Kestane
KESE: Kısa kestirme
KESEK: Sürülen tarladaki büyük toprak parçası
KESENE: Götürü, toptan iş
KESENKES: Mutlaka
KESER KAÇIĞI: Akıl hastası, uçuk hareket eden, müvazeneli düşünmeyen
KESİN KES: Mutlaka olması gereken
KESMİK: Ekin arpa saplarının kalın kısmı
KESTİRME: Pekmez ocağında üzüm suyunun büyük ve kestirme denen kazalnlarda ilk kaynama ameliyesi
KEŞ: Kurutulmuş tuzlu yoğurt
KEŞ TEKNESİ: Tembel kişi
KEŞİR: Havuç
KEŞKÜL: Güveni çıkaran çatallı değnek
KETİMİK: Çıkıntı
KETUM: Sır vermeyen
KEVGİR: Sulu şeyleri süzmeye yarayan, delikli bakır kap
KEVŞEMEK: Geviş getirmek
KEYBE: Kabe
KEYGÜR: Delikli tabak
KEYKİLMEK: Geriye yaslanmak
KEYMAN: Pastırma çemeni
KEZLEME: Gözetleme
KIBIK: Azıcık
KİBRİT: Ataşlık
KIÇI DÖMELMEK: Bir sebeple havalanmak, havalara girme
KIDIK: Çene altı
KIDIM-KIDIM: Çok küçük parçalar halinde
KIFI: Rüzgar görmeyen yer
KIFI: Bir yere saklanmak
KIFIM GELDİ:. İçinden herhangi bir işi yapma isteği gelme
KIĞIÇ: Kışın nehir ve çayların sürüklediği su parçaları
KİKİRDEMEK: Gülmek
KİL:Gülmek Bulaşık toprağı
KILAVUZ: Havuzun 3. Sulaması
KILDIR: Hırsız
KİLLEDİĞİN BAŞI ARIT: Başladığın işi yarım bırakma bitir
KİMAN: Dövülüp, sarımsak et konularak hazırlanan bir tür yiyecek
KIMÇI: Küçük ve ince değnek
KİMİ YUDU KİMİ TARADI,: Bir işte netice almak için uğraşan değil de başka birinin faydalanmış olması
ET KELOĞLANA YARADI
KIMIZDAMAK: Yer değiştirmek
KİMYE: Suni gübre
KİMZAN: Pastırmada kullanılan madde, kimyon
KINAMAK: Ayıplamak
KIPIK: Kısık, azıcık
KİPİLDETMEK: Göz kapaklarını yummaya çalışarak oynatma
KIR: Tarla
KİR GOGGİLİ: Pis kokan
KIRA-GIRAĞ: Soğuk havalarda, hava değişiminde toprağın üzerindeki beyaz zerreler
KİRASIZ KİLİM UCU TUTMAZ: Mutlaka her işinden menfaat, çıkar bekleyen kimse
KİRBİTÇİ: Cimri, parasına kolay kıyamaya
KİRBİTLİK: Kibrit
KIRBIYIK: Pişmaniye helvası
KİRETLİK: Banyoluk
KIRGO: İtibar edilmeyen kişi
KIRI: Eşek, kaba kişi
KİRİŞ: Kuzu bağırsağından yapılmış ip
KİRİTMEK: Zıtlaşmak
KIRKBAYIR: Büyük hayvan işkenbesinde bir bölüm
KİRKİK: Dokunan halı veya kilimin sıkıştırmaya yarayan tokmak
KİRKİT: Kilim dokunurken iplikleri sıkıştırmaya yarayan alet
KIRKLAMA: Bir işte çok oyalanmak, vakit geçirmek
KIRKLIK: Davar yüni kesen makas
KIRKTAKKE: Hayvan işkenbesinde bir bölüm
KİRLİCE: Bir çeşit üzüm
KIRMIZI KALEM ÇEKMEK: Birini bir suçundan dolayı kimseyi cezalandırmak
KİRPİT: Kibrit
KIRPMAK: Azaltmak
KİS KİS GÜLMEK: Saklı saklı gülmek
KİSBE: Küspe
KISGIÇ: Mandal
KISIK: Kasık arası fazla ışıldak olmayan
KISIR: Koyunun kuzulamamış iki yıllığı
KİSİR KİSİR: Sessizce gülen
KİSPE: Küspe
KISRAK: Dişi at
KİŞELEMEK: Kovalamak
KIŞTAN ZAYIF DÜŞMEK: Borçlu olan her istediğini alamayan kişi
KİTLENMEK: Çoğalarak, artarak kaplamak
KİVİR KİVİR: Çok iyi pişmiş
KIVIRCIK: Marul
KIVRAK: Bükümlü
KIVRATMAK: Dövmek, korkutmak
KIYILI: Fırın tepsisi
KIYMA: Erişte
KIYMATLI: Kıymetli
KIYMIK: Odun parçası
KIYNAŞIK: Yarı açık, aralık
KIYTIRIK: Derme çatma
KIZ ARKASI: Düğün sonrası gelinin akrabalarını ziyaret etmek
KIZ EŞİĞİ YÜKSEK OLUR: Kız istemeye gidince hemen verilmez ve istekleri çoktur
KIZ KISMININ BİR GÜLECEK KAPISI OLMALI: Kızı verirken nasıl bir yer diye iyi araştırıp vermeli
KIZAN: Çocuk
KIZIL: Çok kırmızı
KIZIL YÜZLÜ: Suçu, davranışı çok hatalı olan utanmaz kimse
KO: Bırak
KOCA ANA: Büyükanne
KOCA ANNE: Babanın abisinin hanımı
KOCA BABA: Büyük baba
KOCA KARI: Büyük elti
KOÇAK: Düğünde oynayan erkek
KOFALMAK: Büyülenmek
KOĞALAMA: Kovmak
KOĞLAŞMAK: Şikayette bulunmak
KOĞU: Dedi kodu şikayet
KOĞULAMAK: Kovalamak
KOĞZAK: Gevşek, aşınmış
KOKLADIĞI TORBAYI BOYNUNA ASMAK: Birinin sevdiğini veya istediği kişiyi onunla evlendirmek
KOKU: Tarçın (Kuru yapımında kullanılan madde)
KOLACI: Elbise temizleyicisi
KOLAÇAN ETMEK: Kontrol etmek
KOLAN: Hayvan kuşağı
KOLAY Bulantı, iç bulantısı
KOLLUK: Merdiven kenarındaki korumaların üstünde düz tahta kısım
KOMAN: Yanına bırakmam, hesabını sorarım
KONAK: Saçtaki kepek
KOPAY: Av köpeği
KOPÇA: Düğme
KOPÇALARI KOYVERMEK: Korkmak
KOPİL: Küçük çocuk
KOSTAK: Çok edalı, fiyakalı
KOŞAN: Koyun sağmak için bağlanan ip
KOVANLIK: Arı yetiştirilen bağ evi
KOYMADI-GOYMADI: Etkilemedi, tesir etmesizartar görmedik, bırakmadı
KOYVERMEK: Serbest bırakmak
KOZAMAK: Gevşemek, tam yerine oturmamak
KÖFTER: Pekmez ve undan yapılan tatlı
KÖĞGÖÇÜREN: Bir diken türü
KÖĞTER: Köfte
KÖKÜZ: Asma bağlarında, sulamayı sağlamak için yapılmış toçlı parça
KÖLDÜR KÖME: Kalabalık halde
KÖLEMEZ: Yoğurtla pekmez karışımı
KÖPEKLENMEK: Şiddetle bağırmak
KÖPEM: Hayvan akciğeri
KÖPÜL: Patetes
KÖPÜRMEK: Kızmak , sinirlenmek
KÖPÜZ: Evlek sırası
KÖR KÖSTEBEK GİBİ: Önünü görmeden rastgele iş yapan
KÖR KÖSTEN GELEK: Köstebek
KÖR PENCERE: Duvar oymakla oluşan girinti
KÖRÜKLEMEK: Söndürmek
KÖSKÜRE: Köz küreği, faraş
KÖSKÜREĞİ: Pislik almak için kullanılan kürek
KÖSLE: Kapı sürgüsü
KÖSLEMEK: Kilitlemek
KÖSSOK: Köz ye, boğazına köz parçası ye
KÖSTEBEK: Vücutta çıkan iltihaplı yara
KÖSTEĞİ KESMEK: Küçük çocukların yürümeye başladığı vakit yapılan gelenek
KÖSTEK:Saat Engel
KÖSTEK KESMEK: Yeni yürümeye başlayan çocukta bir tören
KÖSTEK KESTİRMEK: Yürümeye başlayan çocuğun ayaklarının arasına bağlanan
KÖSTEK OLMAK: Bir işi engellemeye çaılşmak
KÖSÜL KÖSÜL: Nefesi kesilmiş halde
KÖSÜLMEK: Nefesi kesilecek derecede yorulmuş olmak
KÖTEK: Dayak atma
KÖTÜ KÖTÜ YEMEK:Kötü koyunlar gibi hapşırma Az az yemek
KÖV: Köy
KÖVE GİTCEM: Köye gideceğim
KÖVTERLİK: Cevizli sucuk yapmak için kullanılam kızartma, un ile yapılan tatlı bulama
KÖZ: Sönmekte olan ateş, kömürleşmiş hali
KÖZ BASTI: Etin közlenecek kısmı, ince yazılmış et
KUBAT: Kaba saba
KULAĞINA EZAN OKUNMAMAK: Söz dinlemeyen, öğüt almamış, dini bilgileri zayıf olan
KUMPİR: Patates
KUNDURA: Tahta ayakkabı
KUNNAMAK: Yavrulamak
KUNTİ: Eski motifli ipek kumaş
KUPA:
KUPÇAK:Bardak Ucuna ağaç parçası takılan büyük tas
KURBAĞCIK: Sığır hastalığı
KURSAK: Mide
KURTLARI DÖKMEK: Oyun havasına oynayarak oynama hevesini tatmin etme
KURU: Pestimet türü
KURU BAKLA: Kuru fasulye
KURU GALA: Zayıf
KURU KENDÜRÜK: Zayıf, yemesine içmesine dikkat etmiyen
KURU SIKIM:
KURUM-GURUM:Zayıf Soba bacaların temizlendiğinde çıkan pislik
KUŞANE: Tencere , tabak
KUŞKONA:. Çatı katı
KUŞLASTİK: Sapan
KUŞLUK VAKTİ: Sabah güneşin doğmasından güneşin yükselmesine kadar olan vakit
KUTNİ: Eski motifli ipek kumaş
KUYRUĞU ÖLÜ KUYRUĞU EYRİ: Akrep
KUYRUK SOKUSU: Omur iliğin bittiği yer
KUYRUKLU: Ağı çalık sırma işlemeli kadife şalvar
KUZLACI: Hamile hayvan
KUZU DİŞİ: Küçük taneli dolu
KUZU GÖBEĞİ: Yenebiken bir mantar çeşidi
KUZU KULAĞI: Tuza banarak ya da salataların içerisinde yenilen ot
KUZUM: Bebeğim
KUZUNE: Fırınlı soba
KÜFE: Örülerek yapılmış büyük sepet
KÜFELİK:: Sarhoş
KÜKÜM: Elden ayaktan düşmüş, çok yaşlı
KÜL UFAK: Çok küçük parçacıklara ayrılmış olan
KÜL UFAK ETMEK: İsmini cismini koymamak, mahvetmek
KÜLDÜRTÜ: Çokça gürültü sesi
KÜLLÜK: Köylerde çöp atmaya ayrılmış bölüm
KÜLTEM: Kağıt destesi
KÜLÜR: Küçük somun ekmek
KÜME: Tarlada her bir sap gurubuna denir
KÜMÜK: Basık, küçük burun
KÜNGE: Pislik
KÜNYE: Kişiyi tanıtan bir belge
KÜP: Peynir, turşu konulan kap
KÜPECİK: Topraktan, boyu küçük vazo biçiminde kap, kapama için kullanılır
KÜPEŞ: Cam kenarı cam önü
KÜRBEN: Gübre
KÜRELEMEK: Kütle haline apar topar atmak
KÜRTÜN: Kar yığını
KÜRÜK: Küçük
KÜRÜMEK: Kürekle yığıntı ve pislikleri temizlemek
KÜRÜŞMEK: Hastalanıp büzüşmek
KÜS: Dargın kişi
KÜSKÜ: Nazar için duman verme
KÜSKÜ GİBİ: Ağır
KÜSTÜRME: Barışmak
KÜŞTÜRE: Marangoz rendesi
KÜŞTÜRELEREK: Bir tahta zemini düzlemek ve inceltmek için küştüre sürtme
KÜTAYA: Kütahya
KÜTBELEK: Boyu eniden biraz fazla hacimli şekil
KÜTÜK: Camın gövdesi
KÜTÜRDETMEK: Şıklatmak , vücuttan ses çıkması
KÜTÜRTÜ: Gürültü
LA: Erkekler arasında çağırmak için hiyap şekli
LABBUDU LUBBUDU: Düzgün yürümeyenler için söylenen söz
LAF EBESİ: Çok konuşan kimse
LAF GAVUTLAMAK: Lafı değiştirmeye uğraşmak
LAFIN SETEMİ: Sözün söylenişi
LAGAR: Çok zayıf
LAN: Ey, ulan seslenme
LANGIR LANGIR: Bağıra bağıra
LANGUR LUNGUR: Gereksiz
LARHANA: Lahana
LAŞE: Pis kokulu
LAYLON: Oturak
LAZIMLIK: Naylon
LAZIMLIK:.. Tuvalet ihtiyacını gidermede kullanılan kova
LEBLEBİ: Yemiş
LEÇÇE: Yüz, çehre
LENGEL: Tabak
LEYHA: Pis koku
LEYHA GİBİ KOKAR: Pis kokan , tuvalet gibi kokan
LEYLERİ REGAİB:
LIKIR LIKIR:Kandil gecesi Ses çıkara çıkara içmek
LİLİ: Deterjan
LİMETİ: En ince bez astar
LOĞUSA: Hamile
LOK ÇAMUR: Cıvık , çok çamur
LOK LOK YUTMAK: Sofrada kimseyi beklemeden çabukça çokça yemek
LOKÜZ: İsportonun yanmasında oluşan bir çeşit lamba
LORD: Çökelek
LÖK: Delik olan çanak, çömlek vd. eşyaların tamiri için lehim
LÖK: Agır insan
LÖKÜZ: Lüks lambası
LÖŞ: Zayıf, gelişmemiş
MACIR: Göçmen
MAÇÇA: Dert, yara, pis
MAÇÇALI: Pisli, çıbanlı
MAÇU: Şişman
MADAH: Erkek cinsel organı
MADARA: Bozuk
MADEN TAVA: Kulplu tava
MADENİZ: Maydanoz
MADI: Maskara,perişan ,beter
MADIMAK: İlkbaharda kırda yetişen bitki
MADIMASKARA: Perişan
MAĞLAK: Boşlukta
MAHLAMA: Havlu
MAHNA: Bahane, sebep
MAHNA BULMAK: Kusur bulmak, aramak
MAHSEN: Eski evlerde bulunan karanlık oda
MAHSÜL: Ürün
MAHYA: Panayır
MAKANA: Makarna
MAKIS: Eksi
MAL: Hayvan
MAL: Karışık hayvan yiyintisi
MALAĞMA:İnek Düven sürdükten sonra taneleriyle karışık saman
MALAK: Manda yavrusu
MALAK BAŞINA: Yalnız başına
MALAKTA KALMAK: Ortalıkta kalmak
MALAM YİMİŞ BIZA GİBİ BAKINIP DURMAK: Saf saf etrafa bakmak
MALAMA: Karışık hayvan yiyeceği
MALAMORTA: Uluorta, rastgele
MALDUZ: İçinde köz bulundurularak kullanılan bir çeşit mangal
MALGADUN: Baykuş
MALİ NEKMET: Faydası görülmeyen mal
MALİ NİMET: Faydalı mal
MALI ONARMA: Hayvana bakma
MALKADUN: Baykuş
MAMALAMAK: Kızmak
MAMIT: Mahmut
MAMITLAR: Mahmutlar
MAMRAK: Katlar arasındaki kapalı merdiven çıkışının açık kısmı
MANCAR: İlkbaharda çalıların arasında yetişen bir bitki
MANDAL: Kapaklı dolapları kapalı tutmaya yarayan tahta parçası
MANDIZ: Gaz lambası
MANDUZ: Izgaralı közlük
MANGAL: Köz ocağı
MANGIR: Para
MANGIR ARMUDU: Bir çeşit armut
MANİ: Engel
MANTAR: Oyuncak tabanca ile patlatılan küçük barut. Yenen bitki
MANTI: Kilosu fazla olan kişi
MANTU: Pardösü
MAPIS: Mapushane
MARA: Mağara
MARA: Argo saf, bir şey bilmeyen
MARFETSİZ: Beceriksiz
MARIL: Marul
MARKUÇ: Hortum
MARSİLE: Kiremit
MARTİNİ: Uzun namlulu silah
MASARUF: Masraf
MASAT: bıçakları bileyen alet
MASIL: Ürün
MASIZ: Yalandan
MASKARA ETMEK: Masraf
MASRUF:Rezil etmek Masraf
MASUZ: Yalan,gerçek olmayan
MAŞRAPA: Bakır bardak
MATÇA: Pis yara
MAV: Bune
MAVZER: Kırıkkale tüfeği
MAVZERYAĞ: Vazelin
MAYASIL: Hemeroit
MAYE: Maya
MAYHOŞ: Eşki
MAYIS: Yaş hayvan pisliği
MAYİŞ: Maaş
MAZERYAĞ: Vazelin
MAZI MASKARA: Rezil etmek
MAZIBAT: Sürahi
MAZLIM: Uysal, muti
MAZOT: Motorin
ME: Al, işte
MEBBUS: Millet vekili
MECCANİYE: Aşikar, gizlisi olmayan
MECCİT: Mescit
MEDÇELMESİ: Oyun türü
MEDLEYE MEDLEYE: Hoplaya hoplaya
MEELE: Mahalle
MEELSİMEZ: Benimsememek
MEH: Buyur, al
MEHEL ALMAK: Layık, münasip bulmak
MEHEL ALMAMAK: Önemsememek, küçümsemek
MEHEL ALMAZ: Umursamaz
MEHELSİMEK: Önem vermek, kıymet vermek
MEHELSİMEMEK: Önemsememek, küçümsemek
MEHİRSEK: Düşkün olmak
MEHLEM: Krem
MEKKİDİ MEKKİDİ: Sallana sallana iş gören
MEKTEP: Okul
MEL MEL BAKMAK: Boş boş bakmak
MELE: Mahalle
MELEMŞE: Menekşe
MELEZ: Kırmızı renkli büyük yabani arı
MELHEM GİBİ OLMAK: Bir şeyin çok iyi kıvamında yumuşaması
MELLOV: Kara, siyah
MELÜL MELÜL: Saf saf bakmak
MEMET: Mehmet
MEMİŞHANE: Hela, ayakyolu
MENÇE: Bir nevi deste
MENDİL: Yağlık
MENGİRE:. Kirmen, iğ
MERAMINI SAT: İstediğin nedir onu söyle
MERASİME TABİİ OLMAK: Teferruatı çok iş
MERDİMAN: Merdiven
MERDİN: Uysal mazlım
MERHEM: Melhem
MERK: Krem Kasa
MERKEP: Eşek
MERTEK: İnce sırık
MERTEK: Bina yapımında kullanılan kalın odun
MES: İnce deriden yapılmış, fermuarlı ayakkabı
MES LASTİK: Abdest almak kolaylığı için kullanılan deri potin
MES MES: Anlamsız anlamsız bakmak
MESARİF: Masraf
MESE: Çatal bel
MESEL: Bilmece
MESGENE: Erik çeşidi
MESİL MESİL BAKMAK: Biraz safça bakmak
MESSAN: Kiler
MESSEN: Mahsen
MEŞŞER: Çok kalabalık
MET: Küçük değnek
MET ÇELMESİ: Bir tür çocuk oyunu
METAMELİ: Hemen alınan, kırılgan
METİRE: Metre
METLEMEK: Hoplamak zıplamak
METTEP: Okul
MEYHUR: Sarhoş
MEYİRSEK: Düşkün, döl tutmayan
MEYİT: Cenaze
MEYMENE, MEŞMENE: İsteksiz, gelişigüzel yapılan iş, gönülsüz hatalı yapılan iş
MEYMENET: Tavır ede
MEYMENET: Ayakkabının üstüne desen veren kısım
MEYMENETSÜZ . Yordamsız, iş kabiliyeti olmayan, görenek bilmeten
MEYREM: Meryem
MEYTAR: Çalgıcılar
MEYTERESÜL: Düzeysiz kalabalık
MEZER: Mezar
MEZERLİK: Mezarlık
MEZİR: Çıra
MICILDAK: Sulu
MICILDAMAK: Sulu, sıvı kıvama yakın, yaranın ilelemiş azmış hali
MICILGAN: Sulu
MICIMAK: Oyun bozmak
MİÇLİ: Mantıklı, gerçekçi, somut şeyler
MIDIMIK: Ufak tefek
MIGGIDIK: Çok katı, biraz sulandırılması lazım
MIH: Çivi
MIHLA: Çivile, vur, soğanlı ve yumurtalı yemek
MIHLAMA: Kuru soğan veya yeşil soğandan yumurta kırılarak yapılan yemek
MIHTI GİBİ OTURMAK: Bir şeye yardım etmeden oturmak
MIKIM GELDİ: Sıkıntı geldi
MIKKIDI MIKKIDI: İyi pişmemiş, içi hamur kalmış
MIKMAK: Parmaklarıyla sıkmak
MIKTAR: Muhtar
MİL: Dantel örülen tığ
MİLYA, MLLA: Misket, bilye
MINCIK MINCIK: Yumuşak yumuşak
MINCIKLAMAK: El ile küçültmek, sıkmak ezmek
MINDAR: Yenilmeyen hayvan eti
MINDARCI: Şehir kanalizasyonunun altından geçtiği köprü, pislik akan dere
MİNDER: İçi pamuk, keçe vb. doldurulmuş, yere rahat oturmak için kullanılan eşya
MINGIDAK: Otura kalmak
MINI MINI: Leblebi, yemiş
MİNİK: Leblebi
MİNİRE: Minire
MİNNACIK: Küçücük
MİNTAN: Gömlek
MIRIK: Pis tortu, hayvan pisliği
MIRIK: Bataklık
MIRILDANMAK: Sessiz konuşmak
MİS: Kolonya, misk
MISA: Musa
MİSAF: Kur'an-ı kerim
MİSİR: Mısır, sıvacıların tahtadan veya saçdan yapılmış malası
MISIR: Koza
MISIR TAVU: Hindi
MISMIL: Etinin yenmesine cevaz olan hayvanlar
MISTAA: Mustafa
MISTAVA: Mustafa
MİŞYAŞ: Belirsiz
MITLAK: Mutfak
MIY MIY: Ne söylediği belli olmayan
MİYANE: Helva
MIYMINTI: Elinden iş gelmeyen
MIYNAK: Bir işi çabucak yapamayan, geç bitiren
MIZ MIZ: Hareketleri yavaş olan kişi
MIZARAT: Bela
MIZILDAK: Mızmız, durmadan ağlayan
MIZILDAMAK: Hafiften ağlamak
MIZLAM: İllaki olması şart
MIZMIZ: Bir türlü memnun olmayan, her şeyi beğenmeyen
MOBİLGAZ: Tüp gazlı ocak
MOCCUK: Argo ispiyoncu
MOÇU: Şişman
MODEREN: Modern
MOLAMORTA: Üstünkörü, gelişigüzel
MOMOLAMAK: Büyük bir güç farkı ile ezmek
MONDİ: Plastik bidon
MORUK: Yaşlı
MOŞUL MOŞUL: Yüksek sesle uyumak
MOTOBİSİKLET: Motorbisiklet
MOTUR: Traktör
MOZAK: Kozalak
MOZALAK: Elma, armut gibi meyvelerin küçük ve ham olanları
MÖH: Sen bunu al, saa bir şey düşmez anlamında el işareti
MUALLİM: Öğretmen
MUCUR: Ölçü birimi
MUHAKKAT: Muhakkak, mutlaka
MUHALLEBİ: Pirinç unu ve sütten yapılan şekerli tatlı
MUHALLEBİ ÇOCUĞU: Nazik kibar
MUHANET: Earayıp sormayan, hal hatır sormayan kişi
MUHAYYER: Denemece, iade edilebilir
MUMBAR: Et sucuğu
MUNBAR: Elma armut gibi meyvelerin küçük ve ham olmayanları
MUNDAR HAYVAN: Etinin yenmesine cevaz olmayan hayvanlar
MURAF: Eşit, birbirini geçememiş
MUSAF: Kuran-ı Kerim
MUSKA GİBİ: Terbiyeli, hareketsiz
MUSMUL: Makbul olan
MUSTEMBEL: Kullanılmış
MUSTUL: Uslu sakin
MUŞAMBA: Naylon sergi
MUŞMULA: Yeni dünya
MUŞTA: Dikicilerin kullandığı alet
MUŞTULAMAK: Söylemek
MUYANE: Muayene
MÜCEF: Çürük, sakat
MÜCÜRE: Çekmece
MÜDAİM: Daima
MÜDANE: Minnet
MÜĞÜRDÜM: Bezelye
MÜLAYIM: Uyumlu, ağır başlı sakin kendisi ile anlaşılır
MÜLDÜME: Kötü, tembel
MÜNASIP: Uygun olan, uygun düşen, yakışan
MÜRÜVET: Evlendirmek
MÜSRİF-MÜŞİRİF: İsraf eden, boşa götüren
MÜSRÜF: Fazla harcama
MÜŞEMBE: Muşamba
NAAMAN: Ne kadar çok
NACAK: Baltanın küçüğü
NADA: Düven sürdükten sonra samanın içindeki buğdayla beraber yığılmış hali
NAHA: İşte
NAHI BAŞKA BİŞEY DEMEN: Artık başka bir şey söylemiyorum
NAHİYAT: Son
NAKSINA: Bozulma
NALET: Lanet
NALİN: Takunya ,kadınların giydiği gümüş takunya
NALLIGAŞI: Karaşar tarafından bir dağ
NAMAZ: Kameri aylardan Recep ayının ilk perşembesi (Regaip Kandili)
NAMAZGAH: Namazla, seccade
NAMAZLA: Seccade
NAMAZLIK:Seccade Nişanlı kızlara, regaip kandilinde gönderilen fişek maytap tarakkal
NAME: Mektup
NANİ MOLLA: Kibar
NANİLİ: Terlik çeşidi
NANKISI: Hangisi
NAPAM?: Ne yapalım
NAPAN?: Ne yapıyorsun?
NAPİN: Ne yapayım
NAPSAK: Ne yapsak
NARKALMAK: Alay etmek
NASSIN?: Nasılsın?
NAŞAFA: Madeni su bardağı
NAŞŞEY: Nasıl
NATIR: Hamamlardaki bayan kesesi
NATURASIZ: Yüzü gülmeyen, sevimsiz
NAYDURUK: Üstünkörü geçiktirilerek yapılan iş
NAZELMEK: Dokuma ve trikoda liflerin aşınıp kopup yırtılacak hale gelmesi
NAZLI: Bir bitki örtüsü çalı
NE CİBALLI: Neyin nesi
NE DURUN: Niye bekliyorsun
NE EDEN: Ne iş yapıyorsun
NE EDEYO: Ne yapıyor
NE GIBALLI: Neyin nesi
NE GÜN GÖRDÜNDE AKŞAM OLMADI: Bu sıkıntıda inşallah geçer
NE HACET: Ne gerek
NE HAÇAT: Son bir ihtimal, en son çare
NE KARIŞIYORSUN ANANENİN AŞI BABANIN KEŞİ DEĞİL: Senin ile hiç ilgisi yok, seni ilgilendirmez
NE KIZI VER NE DÜNÜRÜ KÜSTÜR: Her iki tarafıda idare et
NE UMARSIN BACINDAN BACIN ÖLÜR GİDER ACINDAN: Faydası beklenilen kişinin kendisine faydası olmayışı
NEBİLİM: Haberim yok
NEÇE: Ne kadar zamandır
NEÇE GELEMEN: Hala ne gelmiyorsun, neden bir türlü gelmedin
NEÇE SONRA: Çok zaman sonra
NEÇE? . Niçin, neden, niye
NEDER: Ne söylüyor, ne diyor
NEEDEN: Nasılsın
NEKBET: Çok çirkin
NEKES: Cimri
NEMBE: Bilmemki
NEMBEM NE: Bilmem ki
NEMBEN: Ne bilim
NEMBENK: Bilmiyorum
NEMİ LAZIM: Neyime gerek
NENE: Nine
NENE: Yenge
NENNİ: Ninni
NERDE ÇALGI ORDA GAVGI: Gününü gün etmeye bakan, eğlenceye vakit geçirmeye düşkün
NERDİFAN: Merdiven
NERE GİDEN?: Nereye gidiyorsun?
NESİ: Nasıl
NETCEN: Ne yapacaksın
NEUÇUN: Niçin
NEVALE: Alınan birtakım yiyecek içeceklerin geleni
NEVAT: Ne zaman
NEVET: İki kumaşı yan yana elle dilmek
NEYANNA: Ne tarafa
NEYİSEM: İyiki böyle olmuş, isabetli olmuş
NEYNER-NİNER: (i uzatılır) ne ilgilendirir, seninle alakası ne , neden ilgilendirir
NEZELMEK: İncelmek
NİNEN: Sanane
NİSAN YAĞAR MAYIS ÖĞER: Nisan yağmurunun neticesi, Mayıs ayında üründe görülür
NIZLAM: İllaki, olması şart
NOCA KI?: Ne olacak ki?
NOCAK: Ne olacak
NOCAK ÖLE EDİPDE?:Ne olacak Ne olacak öyle yapıpta?
NOÇUN: Niçin
NODA: İstif edilmiş tarla ürünü
NODUL: Kaba ucu iğneli sopa
NOGAY: Sevilmedik kişi
NOLACAKİ: Ne olacakki
NÖRÜYON: Ne yapıyorsun? Nasılsın
NUZÜL: Felç
NÜZUL İNDİ: Felç oldu
O DÖŞEĞİNİ YAPSIN BİZ YORGANI ÖRTERİZ: İşin olması için iki tarafın birbirine karşı fedakârlıkları
OCAĞI SÖNESİCE: Evinin dağılması, yılıkması için beddua
OCAĞI SÖNMEYESİCE: Sevilen birine kızgınlık anında söylenir
OCAK: Ekmek edilen yer
OCAK: Kömür madeni işletmesi, Türkiye orta Anadolu Linyitleri
OCAK BAŞI: Ocağın üzerindeki raf
OCAK BAŞINDA KALDIN İNCE İŞLERE DALDIN,: El işi çok yapan kişi
OCAKLI EV: Mutfak
OÇA: Ahlat, olça
ODUN GİBİ: Hiçbirşeyden anlamayan, beceriksiz
OGGA: Kilo
OGGALI: Bakırdan yapılmış ,içine yemek giren saklama kabı
OGGANIN ALTINA GİTMEK: Suçu yokken suçlu bulunmak
OĞLAN: Erkek çocuk
OĞMAÇ AŞI: Bir nevi unlu çorba
OĞUL BAK: Torun
OH GUZUM: Yalvarmak
OHA: Dur
OKKA: Kilo
OKKALI: Ağır
OKKAYIŞ: Oku bağlayan kemer
OKLAÇ: Yufka açmak için merdane
OKLAÇ BAKLAVASI: Bir çeşit baklava
OKLAĞAÇ: Oklava
OKLAN: Kalın sırık
OKRA: Sığırlarda parazitlerden dolayı deri altına teşekkül eden modül
OKUCU: Okuyucu, düğüm çağırıcısı
OKUMACAM: Okumayacağım
OKUMAK: Davet etmek (Düşüne)
OKUTCAM: Okutacağım
OLAMAZOLASICA: Kızgınlık anı söylenen söz
OLAN: Oğlan
OLAN KIRIĞI, PİLAV DORUĞU: Erkek çocuğunun kıymetli olduğunu ifade etmek için
OLDUK GADA: Küçücük
OLDURUK: Kalın odun
OLGÖRÜK: Bir türlü bitmeyen
OLLA: Oralar
OLMAYIVERSİN: Olmasın
OLSA GEREK: Olması lazım
OLU: Olur, tamam
OLUBAKAM: Olurbakalım
OLUK: Pınarların önüne konan yalak
OLURSA AŞIMIN SUYU OLMAZSA BAŞIMIN SUYU: Bu işim olursa gelirim artar olmazsa canım sağ olur
OLUVESİN: Bir işe razı etmek için kullaılan rica ifadesi
OMACA: Asma kütüğü
OMAÇ AŞI: Bir ürü undan pişirilen çorba
OMAR: Ömer
OMCA:: Asma
ON SEKİZ TAŞ: On sekiz adet küçük taşla yere kareler çizilerek oynanan zeka oyunu
ONARMAK: Düzeltmek
ONATÇA: Güzelce
ONAV: Deterjan
ONDANKELLİ: Ondan sonra
ONNA: Onlar
ONUN UÇUN: Onun için
ORA: Oraya
ORASPI: Orospu, kötü yola düşmüş kadın, fahişe, kadınlar arasında kötüleme sözü
ORTA KARIŞTIRMACA: İki gurupla oynanan oyunlardan fazla bir kişinin sıra ile guruplara girmesi
ORTAKÇI: Yarıcı
OSANMAK: Bıkmak
OSSURMAK: Yellenmek, gaz çıkarmak
OSSURUĞU CİNLİ: Kaprisli
OSSURUNA ÇİTME ATMAK: Her şeye ters tepki vermek
OT KÖK ÜSTÜNDE BÜYÜR: Geçmişi bilme, bir kişi için karar verrken ailesine bak anlamında kullanılır
OTMAK: Oturacak Misafirlik etmek
OTOMOBİL: Araba
OTTUN MU?: Oturdun mu? Yerleştin mi?
OTU: Otur
OTU ŞURİYE: Otur şuraya
OTUMAYA GEL EMİ: Misafirliğe gel olur mu?
OTURAK: İskemlenin küçüğü
OTURTMA: İmam bayıldı, patlıcan ve hazırlanan,,çle yapılan yemek
OVAÇA: Bir çeşit armut
OVALAMAK: Yoğurmak
OVAZ: Övez
OVMAK: İnsan vücuduna avuç içiyle masaj yapmak
OVUŞTURMAK: Sürtmek
OYMAK: Kazmak
OYNATMA: Bir sözü bir sözünü tutmayan. Kadınlar arasında kötüleme sözü
OYULGANMAK: Kıvrılarak hareket etmek
ÖCÜL ÖCÜL: Saf saf bakmak
ÖCÜL ÖCÜL BAKMAK: Dikkatli ve saf bakış
ÖDEK: Korkak
ÖDÜÇ: Geri verilmek üzere borç
ÖĞEÇ: İki yıllık erkek keçi
ÖĞMEK: Methetmek ve yüceltmek, yükseltmek, yavaş yavaş nüfus etmek
ÖĞREŞMEK: Gizlice anlaşmak, kavilleşmek
ÖĞÜN: Yemeğin paylaşım şekli ve zamanı
ÖĞÜR OLMAK: Isınmak
ÖĞÜRMEK: Geğirmek, ağızdan gaz çıkarmak
ÖKELEKLİ: Hastalıklı hayvan ve kendini beyenmiş
ÖKÜNMEK: Başkasını taklit ederek ağız ve mimik hareketlerini yapma
ÖKÜZ ARABASI: Kağnı
ÖLECE::. Öylece
ÖLEMİ?: Öylemi, aslı varmı?
ÖLEŞMEK: Bölüşmek
ÖLLÜN KÖRÜ: Ne var? Ne oldu? Sorusuna alay etme veya kızma anlamında cevap
ÖNDÜAY: İki ay önce
ÖNDÜGÜN: Evvelki gün
ÖNDÜN: Önceki gün
ÖNDÜYIL: İki yıl önce
ÖNÜNE DÜŞMEK: Ağzından laf almak
ÖÖÖĞ: Öğürmek
ÖRE: Nereye
ÖRME: Koyunların sütünü sagmak için kafalarını birbirine bağlamaya yarayan ip
ÖRT TERLESİN: Laf burada bitsin
ÖRTME: Kapı, teras, balkon gibi yerlerin üzerine yapılan çatı
ÖRTMEN: Öğretmen
ÖRÜK: Bir yere bağlamak için sivri ağaç
ÖRÜKLEMEK: Bağlamak
ÖRÜKLÜ: Tıka basa, çok dolu
ÖRÜSKER: Rüzgar
ÖSGER, ÖRÜZGAR: Rüzgar
ÖSSET: Derhal o saat
ÖSÜRDÜM: Öksürdüm
ÖSÜZ: Gaz lambası
ÖTE GİT: Bir öbür tarafa git, biraz ileri git
ÖTE MELE: Öte mahalle
ÖTEBERİ: Hırdavat
ÖTEEVLER: Öbürkü odalar
ÖTLEK: Korkak
ÖTTEN GİTMEK: Öbür taraftan gitmek
ÖTÜRMEK: İshal olmak
ÖTÜRÜ: Dolayı, ait, kimsesiz, anası babası yok
ÖVEÇ: Bir yaşından sonraki kuzular
ÖVEK: İyi, çok iyi
ÖVELEK: Sığıra musallat olan bir cins sinek
ÖVELEMEÇ: Ovarak koçanından ayırmak
ÖVELEMEK: Elle veya birbirine sürterek koçandan ayırmak
ÖVENDİRE: Ucunda çivi olan sopa
ÖVEY: Üvey
ÖVEYİK: Kuş
ÖVEZ: Meyve
ÖVMEK: İçine sinme
ÖVÜRMEK: Kusmak
ÖYEK . İyi, çok iyi
ÖYKELENMEK: Öfkelenmek
ÖYKÜNMEK: Alay etmek
ÖYÜN: Yemek zamanı
ÖZ: İç, kalem içi
ÖZ: Bağ
ÖZEMEK: Sulandırarak katıyı sıvı haline getirmek
PABUÇ DİLLİ: Dili her kişiye karışan kişi
PAÇALI KUŞ: Evcil kuş
PAFUN: Atın taklidi, değersiz alaşım, kalp
PAKLAMAK: Temizlemek
PALA: Bez parçası
PALAS PANTIRAS: Aniden hızla hareket eederek gitme, uzaklaşmak
PALAZ: Kuş yavrusu
PALAZLANMAK: Hareketlenmek
PAMUKLU: Astar ile kumaş arasına pamuk yerleştirilip dikilen hırka
PANCAR: Çükündür
PANÇAK: İnce kök ucu
PANGA: Banka
PANIS: Cimri
PANTUFLA: Makosene benzer galevle ayakkabı
PANTUL: Pantolon
PAPARA: Pirinçli, ekmekli yemek
PAPIRDAMAK: Kızarak bağırmak
PAPUÇ: Ayakkabı
PARA: Bir parça
PARAHANESİ: Alınması kolay olayan pahalı olan, çok para ile olan
PASSAK: Merdiven, basamak
PATATES: Gumpir
PATATİS: Patates
PATİÇ: İsteksiz ve çevik olmayan
PATİK: El örgüsü çorap
PATIRDAMAK: Korkutmak, ses yapmak
PATİRE: Sadıçların başlarına taktıkları uzun peruk
PATLATMA: Patlıcan salatası
PATOZ: Saman yapma makinesi
PAY: Köpek yiyeceği
PAYIRT: Ani, hızlı hareket
PAZI: Ekmek ve yufka açmak için hazırlanmış hamur parçası
PEK: Çok
PEK GELDİ: Abdest bozmak için çok sıkışmış olmak
PEK GUBAT: Kaba-saba
PEKET: Paket
PEKLİK: Kabız
PEKMEZ HELVASI: Tere yağı ile u ve pekmez ile yapılan tatlı
PELTE: Pekmezden yapılan bir tatlı türü
PENÇE: Çeltik demeti
PERÇEM: Bir çeşit hamur tatlısı
PERÇEM ÇANAĞI: Tabanı düz tatlı tabağı
PERELEK: Birden bire aniden
PERVANE OLMAK: Peşinde koşmak
PERVAZ: Kapı kasası kenarı tahtası
PERVENDE: Pekmezli ayva reçeli
PESİN: Kurbağa pisliği yosun
PESTİL: Kuru erik, zerdaliden yapılmış kuru yiyecek
PEŞDEMBAL: Peştamal, banyo havlusu
PEŞEMBE: Perşembe
PEŞGİR: Havlu
PİÇ: Aşısız meyve ağacı
PIÇAK: Bıçak
PIÇALAMAK: Kurtulacak çare aramak
PILI PIRTI: Evdeki eşyaların neyi var neyi yoksa hepsi
PINNITMAK: Kızmak, dövmek, dayak atmak
PİNTİ: İki kg ağırlığında ölçü
PİPİ: Dantelin bir bölümü
PIR PIR: Çimen gübresi
PİREBOLUK: Arı boku
PİREN: Çalı çırpı gibi bir çeşit yakacak
PİRİKET: Çimento ve kum harcıdan yapılan büyük tuğla
PIRPIT: Dut çırpmak için kullanılan bez sergi
PIRTI: Ev eşyası
PIRTMAK: Hemen değişivermek
PISILAMAK: Tepesine binmek
PİSLAÇ: Bazlama yaparken saçta çevirmeye yarayan ağaçtan yastık kürek
PİSLAĞAÇ: Ekmek
PISMAK: Sinmek
PİSTAN: Etek
PISTIRMAK: Soldurmak
PİYAZ: Yumurta salatası
POÇA: Başa sarılan yemeni
PODUR: Erkeklerin giydiği pantolon
POFUN: Altın taklidi
PONTUL: Pantolo
POPAZ: Hindi
PORASA: Pırasa
PORUK: Kırda yetişen bir çeşit set dallı bitki
PORUKÇU: Poruk kazan, yöresel lakap
PORUM: Palavra
PORUM SATMAK: Palavra atmak
PORUMCU: Yalan söyleyen, aldatan kişi
POŞU: Boyuna veya kafaya sarılan renkli örtü
POTİN: Mes
POTUK: Ayı ve domuz yavrusu
POYTUN: Mes
PÖRÇEK::: Çatıların uçları
PÖRTLEMEK: Gözlerin koca koca açılıp gösterilmesi
PÖSÜN: Yosun
PUÇTAK: Hafif haklı yalan
PULİS: Polis
PULLU: Gelin yüzüne örtüllen kırmızı parlak tüy
PULLUK: Tarla sürmeye yarayan tarım aleti
PUNAR: Köy çeşmesi
PUPAZ: Erkek hindi
PURÇ: Ökse otu
PÜR: Havucun yeşil yapraklı kısmı
PÜRÇEK: Mısır püskülü
PÜRÜZ: Piriz
PÜSKÜT: Bisküvi
RAF: Terek
RAHLE:: Kuran'ı Kerim okumak için kullanılan sehpa
RAHMET: Yağmur
RAHMETLİ-İRAHMETLİ: Ölmüş, vefat etmiş, Allah'tan rahmet dilenen
RAMUK: Römork
RASTİK: Lastik
REİS: Belediye Başkanı
REY: Oynak
REZİL: Umulmadık, beklenmedik zararlı iş yapan, davranışta bulunan
ROMUK: Römork
ROZMANA: Soruşturma
RUVALE: Değişmek
RUVANİYE: Kurmak
RÜSVA: Rezil, kepaze, hayal kırıklığına uğrayan
SAAN: Bakır kenarları süslemeli yayvan kap
SABI: Sahibi
SAC: Bazlama yapmaya yarayan torak ale
SAC AYAĞI: Ocakta tencere altına konulan üçgen demir
SACA: Demirden yapılmış üç ayaklı saç oturağı
SACMAK: Bir uzvun içten zonklayarak ağrıması
SAÇAKLI: Saçlarını taramamış, düzensiz bayan
SAÇINI ÜTMÜŞ: Saçını yakmış
SAÇLIK: Başlık parası
SADALAMAK: Ne yapacağını bilmeden konuşmak
SADEYAĞ: Tereyağı
SAFi: Hep
SAFUR: Sahur
SAGAN: Tabak
SAĞ GÖZDEN SOL GÖZE FAYDA YOK: Herkez kendi başının çaresine baksın.Hiç kimseden fayda yok
SAĞANAK: Geçici yağmur
SAĞDIÇ: Öğretici
SAĞLACAKLA KAL: Hoşça kal
SAĞLIĞINAN GİTME: Gülegüle gitme
SAĞLILAGAL: Allahaısmarladıkbabında, hoç çakal
SAĞLINA GİDİN: Güle güle gidin
SAĞMAK: Hayvanın memesinden elle sütünü çıkarmak
SAĞSAK: Hayva kokusu
SAHABI: Sahibi
SAHAN: Yayvan bakır tabak
SAHTİYAN: Deri
SAKAĞI: Hayvan nezlesi
SAKAL ISLAYAN: Bir çeşit armut
SAKALINA GÖRE TARAK VURMAK: Ne isterse onu yapmaya çalışmak, onu memnun etmeye çalışmak
SAKARI: Sakarya
SAKAV: Ceket
SALA SALA: Bile bile
SALAK: Koyunların toplandığı yer
SALÇARIYA . Baştan sağma yapılan iş
SALGARA: Rasgele düzensiz
SALGARİYA: Öylesine
SALGI: Vergi, evin altına uzatılan uzun ağaç
SALIK: Dağınık
SALIMINA: Boşu boşuna
SALINAGAL: Hoşca kal
SALINAGİT: Güle güle
SALINGAÇ: Salıncak
SALLA: Ağızdan çıkan tükürük akıntısı
SALLALI KEŞKEŞ: Derbeder, pasaklı
SALLANGAÇ: Salıncak
SALLANMA: Oyalanma, vakit geçirme, bir yerden sarkmak
SALLIM SAÇAK: Saçı başı dağınık olan kişi
SALMA: Kız istemede erkketen istenilen eşyalara verilen ad, köy gideri için köylüden alınan para
SALMAK: İnek vb. sağmak, başından göndermek
SALTA: Çulha veya kadife üzerine sim işlemli kollu kadın yeleği
SALTA YELEK: Çuha veya kadife üzerine sim işlemeli kollu kadın yeleği
SALUK: Pasaklı
SAMA: Zaman
SAMID: Saf, budala
SAMIRSAK: Sarımsak
SAMSAK: Sarımsak
SAMUT: Dilsiz
SANCAK: Salıncak
SANCI: Ağrı
SANDELLE: Sandalye
SANE: Seni ilgilendirmez anlamında
SANGRA: Koyun kokusu
SANIR: Sağır
SANRA: Koyun idrarı
SANSAR: Su borularında bulunan bir nevi yosun
SANTRAÇ: Hayvan tırnaklarını kesen çakı
SAP SENİN İSE SAMANLIK BENİM: Misafirin doyup, ev sahibinin ısrarı üzerine söylenen söz
SAPA YOL: Issız, uzak düşen yol
SAPAGOZ: İşini iyi yapamayan
SAPALAÇ: Şaşkın
SAPALAMAK: Neye uğrayacağını şaşırmak
SAPANKAYA: İple sallayarak taş fırlatan oyuncak alet
SAPIR SAPIR: Yorgun düşmüş, bitkin
SAPITMAK: Şaşırma ne yapacağını bilmeme
SAPLI: Pekmez ocağında kullanılan bakırdan küçük kepçe
SAPLICAN: Apandisit
SAPPUL SUPPUL: Dağınık
SARAÇ: Binek hayvanlarının kayışlarını yapan kişi
SARGIN: Aralarındaki samimilik
SARIAŞ: Pekmezle yapılan aşure
SARICA ARI-SARIÇARI: Yabani eşek arısı
SARIM HURMA: Hamur tatlısı, sini içerisinde yufka ile yapılır
SARIMBURMA: Bir çeşit tatlı
SARIYAĞ: Tereyağ
SARMAK: yüklemek
SARMAŞIK: Bir ot türü
SARPIN: Ambar
SARRAF: Kuyumcu
SATALAMAK: Bir daha bir daha söylemek
SATAŞMAK: Kavga etmek
SATİYEN, SEHTİYAN: Meşin yada deri
SATMAK: Söylemek, konuşmak
SAVAK: Değirmen oluğu
SAVALAMAK: Sakar
SAVAN: Bozkır, ağaçlı
SAVOL: Sağol
SAVRIÇ: Bulgur pişerken boşaltmaya yarayan kap
SAVSAKLAMAK: Oyalamak
SAVUÇ: Buradan uzaklaş, ayrıl git
SAVUR: Kulağı işitmeyen
SAVURMAK: Ürünün boşlarının dolularından ayırmak için rüzgara karşı tutma
SAVUTTURMAK: Atıp fırlatmak
SAVUTTURMAK: Boş vermek
SAYA: Koyu ve keçi gibi hayvan sürülerini kapatılarak beslendiği etrafı çevrili yer
SAYINSIMAK: Saymak, itibar etmek
SAYIR SAYIR: Ardı ardına aralıksız
SAYUNTUSUZ: Kaygısız
SEBBİK: Yıllık gusül ramazabdan önce yıkanmak
SECERE: Soy, kök, soy ağacı, nesil
SEDDİL SÜDDÜL: Dengesiz yürüme
SEDE YAĞ: Yoğurttan yapılan tere yağ
SEDELİ-ZEDELİ: Çürümeye yakın veya çürümüş meyve ve sebze
SEDİR: Oturacak yüksekçe bir yer
SEET: Saat
SEFERTASI: İşyerine götürülen saklama kabı
SEĞİRMEK: Koşmak
SEKİ: Basamak
SELAMET PARASI: Bir kimsenin uzun bir yolculuğa çıkarken yakınlarına verdiği sempolik para
SELAMLIK: Balkon
SELBEŞ: Serbest
SELCÜK: Aceleci, sabırsız
SELÇİKLİK: Evecenlik
SELÇUKLAŞMAK: Herşeye karışmak
SELDÜR SÜLDÜR: Gayri muntazam yürüme
SELE: Taşıma aracı
SELERMEK: Küstah, mukala
SEMBELEK: Sözüne itimat edilmeyen
SEME: Aptallaşma, sersemleme, yarı baygın
SEMİZ OTU: Ispanak tipi yenebilen bir bitki
SEMT: Aptalımsı
SEN BANA O KARAYI 9 OKKA ZİFT İLE ÇALAMASSIN: Ben o meselede suçsuzum bir kusurum yok, iftira
SENDELEMEK: Afallamak,dengeyi kaybetmek
SENEK: Çam ağacından yapılan su kabı
SENELMEK: Karşılık vermek
SENETMEKÇE: Senin dediğin gibi
SENİT: Saç ekmeği
SENTİRDEMEK: Dengesini kaybetmek, sendelemek
SEPELEMEK: Azar azar dağıtmak
SEPET: Tezgere
SEPETLEMEK: Başından sağmak, yanından uzaklaştırmak, göndermek
SEPTİL SÜPTÜL: Muvazenesiz
SERDENKOVAN: Fare
SEREK: Sayıklayan hasta
SERGEN: Tavana yakın raf
SERGENKOVAN: Fare
SERGİ: Örtü, birşeyleri göstermek için yaygı
SERHÖŞ: Sarhoş
SERİT: Saç ekmeği
SESEN: Boşamak
SESLENMEK: Çağırmak
SETİRE: Ceket
SEVGİRSAĞAN: Delikli süzme kabı
SEVİNDİRİK: Şımarık
SEYİRMEK: Titremek
SEYİRTMEK: Hızla koşma, uzaklaşma
SEYİS: Kısırlaştırılmış erkek keçi
SEYRETMEK: Koşmak
SIBAR: Ölmek
SIBILDATMAK: Çalkalamak
SİCİM: Keteden yapılan sğlam ip
SIÇAK: Büyük abdestini çok yapan
SIÇAN: Fare
SIÇDIN NI?: Hemen gizli bir olayı başkasına anlatmak, abdest bozmak
SİDİKSALI: İdrar yolları iltihabı
SİFON: Hortum
SIFRA: Sofra, tepsi
SIFRALTI: Sofra bezi
SIĞAMAK: El ile dua ederk bir hastalığı sıvazlamak
SİĞİM SİĞİM: Ağır ağır yağan yağmur
SIĞIR: Büyük baş hayvan, kaba hareket yapan kişi için aşağalama
SIĞIR AYAĞINA GELMEK: İneğin boğa araması
SIĞIRKUYRUĞU: Sarı çiçek açan bitki
SIĞSIK: Nemli
SIKIŞ ARASINA SOKUŞ: Bir işin arasına başka işler sıkıştırmak, aceleye getirmek
SIKRA: Cimri, eli sıkı
SİLKMEK: Düşürmeye çalışmak
SİMA: Yüz şekli
SİMEK: Küçük tuvaletini yapmak
SİMİLE: Sinsi
SİMLİ: Yöresel kıyafet
SIMTIRAÇ: At eşek tırnağını yontmaya yarayan kesici alet
SINAMAK: İmtihan etmek
SİNAMEKE: Sinameki, kapıslığı gidermek için kullanılan bitki
SINDI: Makas
SİNİLMEK: Saklanmak
SİNİRSEK: Nemlenmiş ve ağızda çiğnenmesi zor
SINMAK: Yılmak
SİNMEK: Saklanmak, kokunun herşeyin üzerine bulaşarak kokması
SİNSAR: Her şeyi yemeyen kişi
SİNSİLE: Soy sülale
SİNSOR: Sinsi, içten pazarlıklı
SIPA: Ağaca çıkmak için kullanılan üç basamaklı sehba
SIPA: Eşeğin yavrusu
SIPA GADAR: Büyük anlamında
SIPITMAK: İfşa etmek, abuk sabuk konuşmak
SIPRA: Cimri
SIRACALI: Saralı yapışkan
SIRADOLMAK: Sıra ile gece gezmmesi
SIRÇALI: İçine pekmez konulan küp
SIRIK: İnce uzun sopa
SİRİL SİRİL: İncecik, ince giyinen
SIRIM: Bağırsak ve deriden yapılna ip
SİRKE: Bit yumurtası
SİRKMEK: Sallamak
SIRNAŞMAK: Rahatsız etmek, sıkıştırmak
SİST: Koyuna git deme şekli
SIVAMAK: Evin duvarlarını boyamak
SIVAZLAMA: El ayası ile ile bir yere temas ederek sürtme
SIVAZLAMAK: Ovmak
SİVİL: Odun yaran alet
SİVİL-SİĞİL: Et beni, çıban
SIVIŞMAK: Kaçmak
SİVİŞMEK: Taşmak
SİVTİNMEK: Kararsız kararsız dolaşmak
SİYDİK YARIŞTIRMAK: İnatla herhangi bir olayda yarışma, birbirlerinde gördüklerini yapma
SIYIR SIYIR: Peş peşe ve kolaylıkla
SIYIRTMAÇ: Köylülerin ineklerini güden otlatan kişi
SIYIRTTIRMAK: Belli belirsiz değerek geçmek
SİYMEK: Ayakta işemek
SIYRIK: Kumaşın kenarını keserken çıkan parça, hafif deri yaralanması
SIYRINTI: Kumaş keserken kenardan çıkan ince parça
SIZI: Ağrı
SIZIRMAK: Sıkarak veya eriterek yağını çıkarmak
SIZLAMAK: Açımak, ağrımak
SOFA: Soba
SOFU: Softa dindar
SOĞUKKUYU: Kastik ayakkabı
SOĞUKLUK: Yemek sonu veya sohbet arası yenen meyveler
SOĞUKLUK: Havanın sıcak olmayan kısmı
SOĞULMAK: İnek ve koyunun sütten kesilmesi
SOKAĞA ÇIKMA: Gezmeye çıkma
SOKAKTAN GELME: Gezmeden gelme
SOKRANMAK: Söylenmek
SOLFATA: Kinin
SOLUCAN: Toprak kurdu
SOLUĞUNU ALDA ZURNACI OL: Becerebildiğin yapabildiğin işi yap, herşeyin bir zorluğu vardır
SOLUK: Balon
SOMUDAK: Asık surat
SOMUN: Taş fırında pişirilen yuvarlak ekmek (KEPEKLİ UNDAN YAPILIR)
SOMUTMAK: Asık suratlı olmak
SOMYA: Demiden yaylı yatak
SONA: Sonra
SONKU: Sonuncu
SORMAÇ: Tülbent, emzik
SORMAK: Emmek, ağızla çekmek, bir şeyi öğrenmek için danışmak
SORUDAK: Asık suratlı
SORUŞMAK: Tazeliği gitmiş buruşmuş
SORUTTURMAK: Surat asmak
SOVAN: Soğan
SOVANOTU: Bir çeşit bitki
SOVUK KUYU: Lastikten tarla ayakkabısı
SOVULMAK: Kesilmek, kurumak
SOYMAÇ: Kavak ağacı kabuğundan kıyılarak yapılan hayvan yemeği
SOYTARI: Komiklik yapan
SÖBE: Çocuklar saklanbaç oynarken gördükleri kişiyi belirli yere dokunarak gördüğünü belli etmesi.
SÖBE KARA: Bir siyah üzüm çeşidi
SÖLEPE: Yavaş hareket eden
SÖLEŞ: Yavaş hareket eden
SÖVE: Ucu sivritilmiş ağaç
SÖVKE: Yataktaki bir kimsenin akasını besleyerek oturması
SÖVMEK: Küfür etmek
SÖVÜL SÖVÜL: Uzu bir şeyin veya kafilenin başlangıçtan sonra tamamının ortaya çıkması
SÖYLENMEK: Kendi kendine konuşmak
SU DÖKMEK: İdrara çıkmak
SUAYA: Kanalizasyon
SUFRA: Sofra
SUFRA ALTI: Sofra altı
SUMA: Sima, andıran tip yüz
SUMSUK: Yumruk
SURATSUZ: Yüzü gülmeyen kişi
SUSA: Asfalt
SUSAÇMAK: Susamak
SUSAK: Pekmez savrulan delikli kap
SUTASI: Bardak
SUYURMUK: Genç çamların kabuklarının altındaki yenileşen zar
SÜBEK: Bebeklerin sidiğini toplamak için kap
SÜLALE: Akrabalar
SÜLDÜR: Pasaklı beceriksiz
SÜLÜMAN: Süleyman
SÜMME PEYNİRİ: Bir tür kaşar peyniri
SÜMSÜK: Görüntüsü hoş olmayan
SÜMÜKLÜ BÖCEK: Salyangoz
SÜMÜKLÜ CORCOR: Sümüklü
SÜNDÜRMEK: Uzatmak
SÜNEK: Esneyen sünen
SÜNEPE: Üstüne başına, giyimine kumaşına bakmayan önem vermeyen
SÜNGÜ: Taş fırını süpürmeye yarayan ucuna bez bağlanan sopa
SÜNKÜRMEK: Burnundan sümüğü çıkarmak için nefesin burnundan kuvvetlice verilmesi
SÜNMEK: Uzanmak, esnemek, hamle etmek
SÜPRÜNTÜ: Kırıntıların pisliklerin yoplanmış hali
SÜRAHİ: Cık cık
SÜRGÜÇ: Bulaşık yıkanırken kullanılan sünger
SÜRK: Vücutta kızartı ve ufak kabartılar
SÜRMEK: Toprağı işlemek bir koku dökünmek
SÜRÜNESİCE: Sıkıntı çekmesi istenilerek beddua edilen kişi
SÜRÜNMEYİSİCE: Cile sıkıntı çekmesini istemeyerek beddua edilen kişi
SÜRÜYÜ KIRDIRMA: Sürüyü kurda kaptırma
SÜSMEK: Boynuz vurmak
SÜTLÜ BULAMAÇ: Süt, az pirinç ve unla yapılan bir çeşit çorba
SÜVETER: Bir çeşit örğü kazak
ŞAGGADAK: Aniden
ŞAK: Dokuma yollu
ŞAK ŞAK: Kapı tokmağı
ŞAKLAK: Kabarmış
ŞAKLAMAK: Uçuklama, patlamak
ŞAKŞUKA: Melemen
ŞAL: İçine üzüm konarak çiğnenen çuval
ŞALAKA: Kötek sopa
ŞAMAKA: Şeker
ŞAMATA: Gürültü patırtı
ŞAMDOLMA: Ahşap bina inşaatında ara bölmeleri tahta parçalarıyla kaplama
ŞAMTOPU: Şam'da yapılan ipek desenli kumaş
ŞAN: Nam
ŞANAFANANIN TAŞLARI BEN GÖRDÜM BU DÜŞLERİ: Tahmin etmiş olmak
ŞANAFORA: Pekmez ocağı olan yer
ŞAP: Kilim dokumalarında ipliklere renk veren taş
ŞAPKAYI ÖNE EĞMEK: Aileden birisinin unanılacak bir şey yaptığında aile reisinin mahçup olması
ŞAPLAK: Tokat
ŞARAVANA: Çiğnenilen üzümün şırasının boşaldığı yer
ŞARIAK: Arkta kademe
ŞARLAK: Çağlayan
ŞARPI: Eşarp
ŞAŞAL: Pet şişe
ŞAVAKKAL ŞEKERİ: Akide şekeri
ŞAVAKLAMAK: Ayağa kalkmak, yükselmek
ŞAYAK: İş şalvarı
ŞEBBELEK: Çıplak
ŞEBBİK: Bayramdan bir gün önceki hamamın kalabalık hali
ŞEBÇÜK: Yalaka
ŞEBELEK: Şebek
ŞEBİT: Yufka
ŞEBLEK: Yayvan
ŞEDDELİ: Özelliği ayrıcalığı olan
ŞEDE: Afacan yaramaz çocuk
ŞEER: Şehir (Köylüler söyler)
ŞEER EKMEE: Fırın ekmeği
ŞEHMİ: Zoru sıkıntısı çekmek
ŞEKER ARMUDU: Armut çeşidi
ŞELLEK: Donsuz, açık
ŞEMBELEK: Dalavere, sözüne itat etmeyen
ŞEMEN: Küçük kavun
ŞEMŞE: Şemsiye
ŞEPİT: Gelmemiş hamurdan yapılan ekmek
ŞER ŞOR: Patavatsız
ŞERBET İÇMEK: İstenen kızın kendilerine verildiğine işaret eden çay veya şerbet içmek
ŞEREMEKİ: Huysuz çocuk
ŞERİBANİM: Şehribanim(bayan ismi)
ŞEŞİBEŞ: Birbirinin zıttı
ŞEVEK: Sebze yıkanan havuz
ŞEYTAN ARABASI: Bisiklet
ŞEYTAN DIRNAĞI: Tırnak kenarında sivri ince tırnaksı deri
ŞEYTAN EVİ: Televizyon
ŞEYTAN KUTUSU: Bilgisayar
ŞEYTAN ŞEBELE: Televizyon
ŞİBCE: Laf üreten
ŞİBİDİK: Terlik
ŞİBİT: Terlik
ŞIĞIDIM: Oynak
ŞIĞLAK: Anahtar
ŞIHLAR: Köy ismi
ŞİKAT: Şikayet
ŞIKLAK: Kapı kolu
ŞİLLOV: Kara olan
ŞİLTE: Minder
ŞİMBİL ŞİMBİL: Islak halde
ŞİMCİK: Şimdi
ŞİNCİ: Hemen şimdi
ŞİNDİK: Şimdi
ŞINGILDAK: Ses çıkarak oyuncak
ŞİP DAMLA: Pekmez toprağından üzüm şırasının süzüldüğü yer
ŞİP ŞİP: Terlik
ŞİPCİK: Ağzında bakla ıslanmayan her şeyi söyleyen
ŞİPİR ŞİPİR: Çok çabuk ve düzgüz
ŞİPİRDEMEK: Ağzının yemek yerken ses çıkarması
ŞİPLEK: Terlik
ŞİPLEK: Hafıfce vurma
ŞİPLEMEK: Hafifce damdan akmak
ŞİPŞİPLEMEK: İnceltmek
ŞIRA: Üzümün sıkılmış suyu
ŞİRANE: Pekmez ocağında üzümlerin konulduğu geniş ver. Çiğneme yeri
ŞİRAZE: Umulandan daha kötü hareket
ŞIRGIN YAĞ: Sıvı yağ
ŞIRINGA: Enjektör
ŞIRLAMAK: Bir sıkının az az akışı
ŞİRVAN: Tarla bekçisi
ŞİŞEGALASICA: Sinirlendiği zaman karşı tarafa söylenen söz
ŞİŞEK: Kısır koyun
ŞIVGA: Genç ve uzun taze
ŞIVGIN: İnce
ŞİVŞİRİK: Eşarp yada kumaşı üçgen hale getirmek
ŞORA: Şuraya
ŞOYANNA: Şu tarafa
ŞU GÖNNEDEN ŞU SIRIMDAN: İkiside aynı cinsden olan, aynı soydan olan
ŞUKADACIK: Şukadarcık
ŞUMATA: Kel işlemeli örtü
ŞUNGADEM: Uğursuz
ŞURALARA: Şu yerlerde
ŞURE: Şuraya
ŞÜFÖR: Şoför
ŞÜRGÜNYAĞI: Haşhaş yağı
TAA: Uzaktaki
TAAR: Tahirler
TABAK: Deri işlenmiş yemekkabı
TABAN: Tohum ekildikten sonra torağı düzeltmeye yarayan ağaç merdane
TABLA: Üzerinde yufka açılan tahta
TAFRA: Üstten görmel tehditli davranış
TAFTA: Tahta
TAHAL: Tahıl
TAHARATLANMAK: Tuvaletten sonra yapılan temizlik
TAHMA: Küfte
TAHRA:. Orak biçiminde kesici alet
TAHRAT PALASI: Taharetten sonra ıslaklığı kurulamaya yarayan bez
TAHTA TOKMAK: Bulgur dövmeye yarayan tokmak
TAKATİM YOK: Dayanacak, sabredecek gücüm yok
TAKAZA: Eziyet
TAKDARAŞ: Alaleacele
TAKGA: Başa konulan örgü veya kumaş şapka
TAKI: Düğünlerde misafirlerin gelin ve damada taktıkları ve sergilenen hediyeler
TAKIL GÜNÜ: Düğünün başladığı ilk gün
TAKINAK: Geriye kalan borç
TAKKA: Külah
TAKKA: Şapka
TAKKAÇ: Çarpmak
TAKKE: Şapka
TAKLAŞMAK: Kavga etmek
TAKSİ DURDURAN: Kadife kumaş türü
TAKTAK: Su motorundan yapılan araç
TALASKA: Kemer
TALAŞ: Marangoz artığı
TALAZ: Tozlu fırtına
TALBA: Üzerinde yemek yenilen tahta sofra
TALLA: Tarla
TANA: Tarhana
TANAŞI: Tarhana çorbası
TANDIR: Demirören
TANDIR: Tava
TANGIRDAMAK: Metal maddelerle ses çıkarmak
TANIŞIK: Ahbap, bildik kişi, dost
TANTANA ETMEK: Çok konuşmak
TANTIR: Tava
TAPSARA: Küçük tepsi çeşidi
TAPSUK-TUPSUK: Ağza yapışkanlık veren tadı olmayan dıda
TAR: Tahir köyü
TARA: Odun kesen alet
TARAŞ: Her işe burnunu sokmak
TARTI: Baskül
TARTMAK: Taşımak
TAS: Bardak
TASA: Dert
TASALANMAK: Üzülmek
TASARLAMAK: Kavurmak
TASMA: Kemer
TAŞ: Kase
TAŞAĞRI: Çok taşlı yer
TAŞI SIKSA SUYUNU ÇIKARIR: Çok kuvvetli, elinden bir iş gelir
TATA: Sebze bostanında iki arkla sınırlanmış elek dizileri parçası
TATA: Evlekler topluluğu
TATALARA GELESİCE: Birine beddua etmek
TATAR: Kekeleme
TAVAN: Çatı arası
TAVATIR: Çok güzel hoş
TAVLAMAK: İkne etmek, kalkınmak
TAVLANMAK: Kilo almak
TAVSIMAK: Hiddeti azalmak
TAVUK KAPAN: Atmaca
TAYA: Çeltik demetlerinin üst üste yıkanmış hali
TEBELLEŞ OLMAK: Musallat olmak
TEC ETMEK: Harmanda ürünün işlenmesi, toplanması
TECCAL: Deccal, şeytan
TECEMİLLET: Düzen kurmak
TECENNER: Tacettin köyü
TECİLLİK: Yokluk sıkıntı darlık
TECİRİP: Acayip
TEÇ: Pilav pişen büyük tava
TEDARİK: Hazırlık
TEDİK: Hızlı
TEDÜRGÜN: Rahatsız
TEFİL: Gizli işler düşünen
TEFTER: Defter
TEGAVİT: Emekli olmak
TEĞLİK: Terlik
TEHNE: Kalabalık olmayan, sakin
TEK DOLAP: Yemek saklamak için kullanılan dolap
TEK DUR: Usludur, tembih manasında
TEK GIRA: İçine tek fişek alan tüfek çeşidi
TEKE: Damızlık erkek keçi
TEKKIRA: Tüfek
TEKNE: Hamur ve vb. yapılan kap
TEKTÜFEK: Tek namlulu silah
TEL DOLAP: Kışın buz dolabı yerine kullanılan kapağı tel kaplı raflı dolap
TEL TEL HAVLASI: Pişmaniye
TELE: Kanaviçe
TELEFUN: Telefon
TELETURA: Sinema, tiyatro
TELEZİ: Terazi
TELEZON: Televizyon
TELİZ: Çuval, temek, ahır havalandırma teceresi
TELKARİ: Gümüş sanatı
TELLİK: Terlik
TELPİS: Kurnaz,açıkgöz
TELVE: Kahvenin tortusu
TEMBİH: Israr
TEMBİHLEMEK: Hatırlatmak
TEMCİT: Güneşin doğmadan önceki vakit
TEME: Sessiz tenha yer
TEMEK: Ahır penceresi
TEMELLİ: Tamamen
TEMİZLİK OTU: Semiz otu
TENCİRE: Tencere , tabak
TENEŞİR: Ölen kişinin yıkandığı yer
TENEŞİRE GELESİCE: Birine beddua etmek ölmesini istemek
TENEŞÜR: Ölü yıkamak için üzerine konan tahta
TENGEL MENGER: Yuvarlanma hali
TENGERLENMEK: Yuvarlanmak
TENGÜRSAHAN: Delikli
TENHA: Issız sakin
TENHA TEHNE: Serbest, rahat, kalabalık olmayan
TENTE: Traktörlerin üzerine takılan gölgelik
TENTENE: Dantel
TEPİSİ: Tepsi, yemek yenen sofra
TEPME: Tekme
TEPSERMEK: Hapşurmak
TERE: Yenebilen baharatlı bir yeşil ot
TERES: Tatlı bir kızma (kerata)
TEREZ: Kereta
TERS: Gübre
TESBİK: Tespih
TESLEMEK:. Teslim etmek
TEŞLEMEK: Elemek, işe yaramayanları ayırmak
TET: Hadi ordan
TEVATÜR: Mübala
TEVEK: Bostan yaprağı
TEVELLÜT: Doğum tarihi, doğum senesi
TEYYARE: Uçak
TEZ: Çabuk çabuk
TEZE: Taze
TEZEK: Büyük baş hayvanların dışkısına saman katarak yapılan bir yakacak
TEZGERE: Sepet
TIĞAN: Tava
TIĞLU: Zayıf, cılız, hastalıklı
TIĞSIRMAK: Aksırmak
TİĞTEBER: Meteliksiz
TIHAN: Tava
TIHAN-TAHİN: Tahin ve pekmezden yapılan helva
TIK: İçi geçmiş tohuma kaçmış
TIKGIDI AYAKKABI: Topuklu ayakkabı
TIKIR TIKIR: Kurumuş olan zayıf olan
TIKIRDAMAK: Herhangi bir şeyi kaynatmak
TIKIŞ: Büyümeyen zayıf çocuklar için söylenir
TIKIŞ TIKIŞ: Çok dolu ve sıkışık, kalabalık
TIKNAZ: Kısa boylu
TİKON: Büyük kova
TİL TONMAK . Şeftali
TILAR: Demir beşik yatağı
TİLKİ KUYRUĞU: Bir çeşit uzun taneli üzüm
TILKIMAK: Bozulmak, kartlaşmak
TILKINMAK: Tıkamak, aşırı yemek yemek
TILLAMA: Koşmak
TİLLE: Yük hayvanların semerinde yük sarmaya mahsuz urgan
TILSIM: Altın ve inci ile süslü kolye
TİLTOMBAK: Şeftali
TIMARHANE: Akıl hastanesi
TIMBA YATMAK: Hemen yatmak
TİMİN ALTINI: Kıymetli olan, güzle yüzlü, iyi kimse
TİN TİN: Yavaş yavaş
TINAZ: Biçilmiş tahılların biriktirildiği harman
TINGA: Kumbara, ufak emaye kap
TİNGİLDEMEK: Sağlıklı olmamak
TINGIR ELEK TINGIR SAÇ: Hiçbir şeyi yok
TINGIR TINGIR: Boşboş
TİNGİR TİNGİR: Sağlıklı
TINGIRDAMAK: Ses çıkartmak
TINMAK: Umursamamak, aldırış etmemek
TİNTON: Muhabbet tellalı kadın
TIPIŞ TIPIŞ: Mecburen, zorla
TİR: Uzun parçalara ayrılmış toprak evlek
TIRAKKAL: Maytap
TİRE ÇORAP: İnce çorap
TİREK: Uzun eğri araç
TİREKİ: Tiryaki, alışmış olan
TİRİL TİRİL: İncecik
TIRILDAK: Topaç, gizlice iş çevirme
TİRİLLE: Bir tür tirit yemeği
TIRIS: Hafif gelmek, önem vermemek, hafife almak
TIRIS GİTMEK: Soluk soluğa çarçabuk
TIRIŞMAK: Yüzünü buruşturmak
TIRIŞMAK: Yüzünün şeklini değiştirmek
TİRİT: Et suyundan ve bayat ekmekten soğan ile yapılan sulu yemek
TIRIVIRI: Önemsiz, gereksiz, fuzuli işler
TIRKAZ: Kitlemek
TIRKIZLAMAK: Kapıyı kapadıktan sonra dıştan bir eklentiyle kitleme
TIRLAK: İshal, amel
TIRLAMAK: Koşmak
TIRMIK: Sapı tahtadan ucu demirden olan parmaklı tarım aleti
TIRŞIK: Suratı asık
TIRTAP: Düzenli, temiz
TIRTIKLAMAK: Karıştırmak
TIRTIKLI: Çukur,pürüzlü
TİSELEMEK: Çiselemek
TISIL TISIL: Yorgun halde
TISIRMAK: Sümüğü silme
TİSKEM: Bir parça
TISLATMAK: Sessizce ossurmak
TIVAN: Küçük tavan
TİYARE: Uçak
TOÇ: Ekili küçük araziyi sulamak ve ayırmak için kabartılan toprak
TOĞUK: Tavuk
TOK EVİN AÇ BEBEĞİ: Evde yemek yemeyip, başka evlerde hiç görmemiş gibi yiyip içen çocuk
TOKAÇ: 60 cm uzunluğunda çamaşır döven sopa
TOKAT: İri taeli üzüm çeşidi
TOKGAL: Zank, zerdali, vişne, k,raz vb. gövdelerinden çıkan yapışkan
TOKMA: Köfte
TOKMAK: Kapı zili
TOKMAK: Sert cisimleri ezmeye yarayan saplı alet
TOKTUR: Doktor
TOKYA: Terlik
TOLA: Ambar
TOLU . Dolu
TOMATES: Domates
TOMATİS: Domates
TOMBALAK Beypazarı ağzından sözcükleromates Yuvarlak
TOMUŞMAK: Vaziyetten memnun olmamak ve bunuyüz ifadesiyle belirtmek
TONÇ: Toprak yükseltisi (sulama için)
TONGURDAK: Koyunlara takılan çan
TOP: Köpek ekmeği
TOPAK: Külçe
TOPLU: Altı ay bir yaş arası kuzu
TORBA: Poşet
TORBA YOĞURDU: Süzme yoğurt
TORNET: Üç adet rulman üzerine bir ön, iki arkaya Tahta çıkarılarak yapılan çocuk arabası
TOROŞ: Her işe burnunu sokmak
TORTOP: Yuvarlak olan
TORTOR: Motosiklet, odun kesme motoru
TOSBA: Kablunbağa
TOSLAMAK: Küsmek
TOSLAŞMAK: Çarpışmak
TOSUL TOSUL: Surat asarak yürüme
TOSUN: Erkek dana
TOTKAL-TOKGAL: Bazı ağaçların dal ve gövdelerinden akan yapışkan sıvı
TOTURDAK: Motorsiklet
TOVUK: Tavuk
TOY: Yaşı genç olgun düşünemeyen
TOZ: Deterjan
TOZAK: Arı sepetinde mevsimin son oğlu
TOZLUK: Erkeklere örülen süs çorap
TÖHMÜRÜK: Sürekli kesik kesik öksürmek
TÖKEZLEMEK: Ayağı sürçüp düşme, sendeleme
TÖMSEK: Tümsek
TÖNGEME: Söylediklerini kontrol edemeyen
TÖRSEN: Yaramaz
TÖRSENGİ: Ters
TÖSMEK: Geri dönmek, vaz geçmek
TUFALET: Tuvalet
TUFRAN: Kuplu yayık
TULUK: Küçük baş hayvanların derisinden oluşan torba
TULUMBACI LASTİK: Lastik ayakkabı türü
TULUS: Tozlu, fırtına
TUMAN: Pantolon
TUMBA: Misket oyununda en baştaki misket
TUMMAK: Suya gömülmek
TUNÇ YÜZLÜ: Utanmaz, kötü sözden yüzü kızarmayan
TURAN: Sütü çalkalayarak yağ elde etme
TURFAN: İki kuplu küp
TURŞUMAK: Yüzünü ekşitmek
TUTAK: Bir nevi ekşi, mayhoş olmamış meyve
TUTTUĞUN İŞ BANA İSE ÖĞRENDİĞİN KENDİNE: İş yapanın sıkıldığı zaman azimli yapması için söylenen söz
TUTTURUK: Çok saçı olan
TUTUKLU . Eğreti
TUTUKLU: Saçı dağınık, birbirine girmiş
TUZ KABAĞI: Tuzluk
TUZDAŞ: Beyaztaş
TUZLAĞA: Davarların tuzlandığı taş
TÜ: Tüy
TÜDÜRMEK: Kaçırmak
TÜKENDİ Mİ?: Bittimi? Kalmadımı?
TÜKRÜK GADA: Çok az miktarda
TÜLÜ: Şeftali
TÜNEK: Hayvanların akşam durdukları yer
TÜTSÜ: Arıların balını alırken çıkarılan duman
TÜTÜNCÜLÜK: Saklambaca benzer gece oynanan bir oyun
TÜYDÜRMEK: Kaçırmak
TÜYMEK: Kaçmak
TÜZGÜ: Duman, is
UÇKU: Bıçak
UÇKUR: Şalvarın kalın ipi
UÇUN: İçin
UFAK: Küçük
UFALAMAK: Ufak parçalara ayırmak
UĞRA: Un kırıntısı, somun ekmeği yaparken hamurun yapışmaması için kullanılan kepekli un
UĞRUN: Gizli
UĞUNMAK: Oğunmak
ULA: Hayret ifadesi, aniden duyulan söz için kullanılır
ULAMAK: Eklemek
ULUK: Bir çarpmadan dolayı vücudun bir yerinde oluşan morluk
UMANCA: Güzelce, iyice
UMMA: Gördüğü veya kokusunu aldığı ama tadamadığından vücutta şişlik
UMMA OLMAK: Canı çekmek
UMMANA: Çok
UMMANIK: Bir sürü
UMURUMDA DEĞİL: İçinde olup fakat alakadar olmadığı işler
UNDA: Pirinç kepeği
UNLA: Onlar
UNRA: Un kırıntısı
URBA: Elbise
URGAN: Halat
URGUT: Sakin
URUS: Rus
USANMAK: Bıkmak
USGUT: Sakin
USTURPLU: Yerli yerinde
USUL: Yavaş
USULCA: Yavaşça
USULDAN: Yavaş yavaş
UŞAK: Çocuk
UŞAKLIK: Küçük çocukluk
UŞGUR: Şalvar bağı
UTANCAK: Utangaç
UTMAK: Oyun ve kumarda parasını malını almak
UVANMAK: Sancı çekmek
UYDUM AKILLI: Herkesin aklına uyan
UYDURMAK: Yalan söylemek
UYDURUK: Düzmece
UYİİP DURMA GAK GALİ: Uyuyup durma kalk artık, uyuduğun yeter
UYKU SEMESİ: Uyku sersemliği
UYLAMAK: Sataşmak
UYLANMAK: Ağrıdan kıvranmak
UYLAŞMAK: Uzlaşmak
UYLAŞTIRMAK: Barıştırmak, anlaştırmak
UYUNTU: Mızmız
UYUŞAK: İş yapmayan tembel, miskin
UYUŞUK: Tembel
UYUTMAK: Kandırmak
UZUNAYAKLI: At
UZUNEŞEK: Çocukların oynadığı bir oyun
Ü GUŞU: Puhu kuşu
ÜFÜRMEK: Üflemek
ÜFÜRÜK: Islık
ÜĞLEMEK: Beşikte, salıncakta sallamak
ÜĞÜNDÜRMEK: Ellemek
ÜĞÜRME: Yayık
ÜĞÜTLEMEK: İşine yarayanı toplamak
ÜĞÜTMEK: Ekinin un haline gelmesi
ÜLENMEK: Beşikte, salıncakta sallanmak
ÜLEŞMEK: Paylaşmak
ÜLEŞTİRME: Paylaştırma
ÜMRÜK YONCASI: Mavi tarla çiçeği
ÜMÜK: Boyun
ÜMÜRDÜK: Yuvarlak taneli hayvan yemi
ÜNLEMEK: Seslenmek, çağırmak
ÜNÜ ÇIKTIĞI KADAR: Gücü yettiği kadar bağırmak
ÜREMEK: Çoğalmak
ÜRER: Üreğil (Köy ismi)
ÜRETMEK: İşi yetiştirmek,kolaylaştırmak
ÜRMEK: Havlamak, saldırmak
ÜRÜN: Süt ürünlerine verilen ad
ÜRÜNALMA: Koyun, keçi g,b, hayvanları sütleri kesilene kadar sağma
ÜRYA: Rüya
ÜSSET: Hemen o anda
ÜSSÜN: Hüseyin
ÜSTELEMEK: Israr etme
ÜŞENME: Erinme, bir işi yapmaktan çekinerek tembellik etmek
ÜŞÜRMEK: Mübağla etmek
ÜTMEK: Oyunda kazanmak
ÜTÜLENDİ: Yandı
ÜTÜLMEK: Yenilmek
ÜVEZ: Kabızlığı gideren bir meyve
ÜZERLİK: Tütsü otu
ÜZERLİK OTU: Nazar değmesin diye yakılan bir ot
ÜZÜMCÜK: Eti yağlı üzümleri yiyerek beslenen bir kuş
VA: Var, mevcut
VAA: Baba
VALLAHA: Vallahi
VAR BAK: Heralde
VARACAĞDIK: Gelecektik
VARAYOVA: Herşeye karışma
VARBAK: Herhalde
VARISA: Var ise
VARISAM GÖRÜN: Yanına gelirsem görürsün
VARISAM ORE: Gelirsem
VARİYETLİ: Zengin kimse mal varlığı çok olan
VARUK CURUK: Çok ses çıkarıldığı zaman söylenen söz
VARVAK: Her halde
VAY VAY ÇANAĞI: Çabuk kırılıp dökülen ev eşyası, narin eşya, fuzuli ihtiyaç
VAZ GEÇMEK: Sözünden caymak, sözünden dönmek
VELET: Küçük çocukluk
VELVELECİ: Çok telaş eden
VEMEYEYDİN: Vermeseydin
VENİME: Kalabalık
VENLEMEK: Birden, canhıraş bir şekilde ağlamak
VEREN VEREN: Bağıra bağıra ağlamak
VERESBİT: Bisiklet
VERESE: Miras hissedarı
VERESİ: Ücreti sonra verilmek için alınan
VESAİT Vasıta
VEYSAL VEYSAL: Uyuşuk
Vİ: Vay
VİCİL VİCİL: Şirin
VICILDAK: Cıvık
VİDALANMA: Küsme
VİDALANMAK: Dengesiz konuşmak
VİDALI: Süslü
VİDARİME: Seçmek
VİDİ: Hindi yavrusu
VİDON: Plastik su bidonu
VINLAMA: Dönerek ses çıkarmak
VİRANE: Yıkılmış olan
VIRVIR: Çok konuşmak
VIZILDAMA: Ses çıkarma, ağlayacak hale gelme
VIZIRTTAK: Çok hızlı
VOCUK VOCUK: Çok sulu çamur
VURUŞ: Hasatlık erik kurusu
YA URGANDA YA YORGANDA: Nerede öleceği belli olmayan kişi
YAA: Olmaz
YABAN: Uzak, yabancı
YADIRGAMAK: Rahatsız olmak
YAFU: Yahu
YAĞ BASMAK: Tereyağın uzun süre kullanılması için tuzlayarak derince bir kovaya alma
YAĞLICA: Çıra görevi yapan bir çeşit odun
YAĞLIK: Mendil
YAĞMIR: Yağmur
YAHU: Sıkılmak
YAKI: Kına yakılırken kullanılan çiçek desenli deri
YAL ÇALDI: Rüzgarın sıcaklığı ile bitkilerin kuruması
YALAKA: Geveze, boş boğaz
YALAMA: İşlevini yapamama
YALAMAK: Çocuk oyunlarında yapılan bir yanlışı geri alarak düzeltmek
YALAMIK: Çamın soyulan kısmı
YALAN SATMAK: Yalan söylemek
YALAN YALAP: Arka arkaya
YALAN YANIŞ: Baştan sağma
YALANDIRMAK: Susama duygusu
YALANI: Ateşin sünen alevleri
YALAP YALAP: Hemen, hemen, hızlı hızlı iş yapan
YALAPDAK: Çabucak
YALAŞIK: Kirlenmiş
YALHAYIR GURDU: Çok zeki
YALI GAZIĞI: Boş gezen, işi olmayan kişi
YALIK: Mendil
YALIKUŞU: Sakızcık ağacının yada kirazın küçüklerini yiyerek beslenen kuş
YALIN AYAK: Çıplak ayak
YALINIZ: Tek başına
YALTAKCI: Geveze, boş boğaz
YALTAKLANMAK: Birine çıkar uğruna iyi davranmak
YAMA: Dik yokuş, yırtık elbise tamiri
YAMAÇ: Eğimli arazi
YAMALIK: Kumaş, bez parçası
YAMANMAK: Sığınmak
YAMENİ: Ayakkabı
YAMRU: Eğri
YAMŞAK: Şımarık
YAMUL YUMUL: Eğri büğrü
YAN BİÇMEK: Kıvırtmak
YANAR ARKASI: Mahalle fırınlarında fırını kullanmada 2. Sınıf
YANAŞIK: Aralık
YANAŞMAK: Yaklaşmak
YANDAK: Tarlalarda çıkan işe yaramaz ot
YANGABİZ: Ters
YANGOBAZ: Aksi, geçimsiz
YANIŞ: YANLIŞ
YANKABUZ: Yaramazlık, yalakalık eden kişi
YANŞAK YALAKA: Çok konuşan, geveze
YANTİRİ: Doğru dürüst yürümeyen, eğri duran
YAPI: Bal peteği
YAPI: Düğüne yapılacak baklava, dolma hazırlığı
YAPIYA GELİN: Düğünde yenilecek baklava, dolma vb. hazırlığı
YAPRAK BASMAK: Asma yaprağını tuzlu suda kaynatıp bidonlara bidonlara sulu şekilde depolama
YARALI PARMAĞA SİYMEK: Yardıma muhtaç olana imkanı varken yardım etmeyen kişi
YARESEL GÖLLE: Yöresel gölle günü
YARIK: Çatlak
YARILMAK: Çatlamak, kanamak
YARIM: bugday,arpa gibi şeylerin ölçeği (yaklaşık 16 kilo)
YARIM YAMALAK: Bir şeyin bitmemiş eksik hali
YARIMCA: İçine kıyma, peynir, yeşil soğan konulan yufka
YARİN: Yarin bir sonraki gün
YARIŞ:: Koş
YARIŞMAK: Koşmak
YAS ETMEK: Ağıt yakmak
YASLAÇ: Bazlamaç yapımında kullanılan yassı tahta eşya
YASLAMAK: Herhangi bir aleti dikey olarak bir yere dayamak
YAŞMAK: Bir bürgüyü yalnız gözlerinin görebileceği şekilde sarmak
YATAK: Koyunların barındığı vadi kenarlarında yapılmış yer
YATIR: Türbe
YAVAN: Sade, katıksız olarak yenilen
YAVINSIMAK: Et ve benzeri şeyleri yediğinde canı tatlı istemek
YAVRUAĞZI: Bir tür çiçek
YAVŞAK: Küçük bit yavrusu
YAVŞAN: Bir bitki
YAVU: Münasebetsiz, saygısız, tuhaf
YAVU YARKA: İpe sapa gelmez
YAVU YAVU BAKMA: Kötü kötü bakma
YAVUKLU: Sözlü
YAYAK: Yürüyerek
YAYGARA: Söylenti, abartma
YAYIK: Tereyağ ve yoğurt yapımında kullanılan tahtadan alet
YAYLAMAK: Çobanlık yapmak, otlatmak
YAYLON: Naylon
YAZ GELİNCE ÇALI DİBİ SELAM ALIR: Yazın nerde olsa kalırım diyen kişi
YAZI: Ova, bez
YAZI VAR GÜZÜ VAR EVECEK NE İŞİ VAR: Olduğu zaman olsun acelesi yok
YAZMA: Kadınların baş örtüsü
YAZMAK: Hamuru açmak
YEĞ: Daha üstün
YEĞNİM: Yeğenim
YELDİR YELDİR: Hızlı hızlı
YELEK: Örgü kolsuz kıyafet
YELİKMEK: Çok şımarmak
YELTENMEK: Yapmaya kalkmak
YEMEN: Ayakkabı
YEMENİ: Yazlık ayakkabı, baş örtüsü
YEMİŞ: Leblebi ,incir
YEMİYE: Yevmiye
YEMİYO: Yemiyor
YEMLİK: Yenilen bir ot
YENCE: Hafif
YENİKTEN YAPMAK: Tekrardan yapmak
YENİLE: Tazele tekrar getir ,yap hemen şimdi biraz önce
YENİŞMEK: Birbirini bir alanda mağlup etmek
YER EVİ: Eski evlerde odalardan biri
YER HAYATI: Ayakkabılık
YERE: Ağaçların birbirine tutturmak için delik açılmış ağaç
YERMEK: Kötülemek
YESİR: Esir düşmüş olan
YEŞDİRMEK: Koşturmak
YEŞİLUSTAM: Kertenkeleye benzeyen bir hayvan
YET GİDİ: Topal
YETİRMEK: Yetiştirmek, denk getirmek
YETİŞMEK: Büyümek
YETTİ Mİ?: Yeterlimi ? Kafi geldi mi
Yİ: Ye
YIGGIN: Sıhhati tam olmayan, mecalsiz
YIĞLIK: Mendil
YIKANMAK: Banyo yapmak
YILCARMAK: Yaralanmak
YILÇARMAK: Cüret etmek
YILDIRMAK: Düğünlerde oynarken birbirlerinden iyi oynama bıktırmak usandırmak
YILIŞMAK: Yalakalık yapmak
YIMIRTA: Yumurta
YIMIŞAK: Yumuşak
YİNTİ: Hayvanlar için derlenmiş yiyecek
YO: Hayır
YOFİDİ: Argoda kafir
YOĞUNİĞNE: Çuvaldız
YOĞURTLAŞ: Yoğurtlu çorba
YOKAR: Yukarı
YOKARI: Yukarı
YOKTAN YONGA KOPARMAK: Olmayacak bir işi başarmak
YOL YORDAM BİLME: İşin yapılış şeklini bilme
YOLAK: Yağmur yağdığında açılan yol
YOLAPA: Yün kalıntısı
YOLLUK: Kilim
YONANIN KIZI: Yunanın kızı(Düşman kızı)
YONGA: Kırık odun parçaları
YONGA İLE KAŞINIYORUM: Parasız kişinin parasızlığını ifade etmesi
YONMA: Yontma
YOO: Hayır
YORDAM: Kural
YORTUSU TUTMAK: İnat etmek
YOSMA: Şen, şuh, edalı kadın
YOVAN İĞNE: Kalın iğne
YOVURT: Yoğurt
YOZ: Kısır
YOZLAK: Tersik yapmak
YÖRE: Çevre
YUFKA: Hamurdan, ince açılmış saç ekmeği
YUKA: Hafif
YUKALAŞTIRMAK: İnceltmek
YUKARDAN AŞŞA: Yukarıdan aşağıya
YUMMAK: Kapatmak (Vücut hareketleri için geçerli)
YUMSUK: Yumruk
YUMURMA: Yoğurma
YUMURTA SIZIRTMASI: Bazlama üstüne bişen yumurta
YUVAK: Taştan silindir
YUVMAK: Yıkamak
YÜKLÜK: Yatak konulan yer
YÜKSÜK: Yüzük
YÜKSÜNMEK: Üşenmek
YÜNSEK: Yüksek
YÜREĞİ AĞZINA GELMEK: Ölecek gibi olmak, tıkanmak
YÜREĞİ GEÇMEK: Uyumak
YÜREK: Kalp
YÜSSÜK: Yüzük
YÜZERLİK: Tütsü otu
YÜZÜ KOYUN: Bayır aşağı
YÜZÜN AŞŞA . Yokuş aşağı
YÜZÜN GAPAK: Yere yüzüstüyatmak
ZAAN: Tabak
ZAAR: Herhalde
ZABAH: Sabah
ZABAHLEYİN: Sabahleyin
ZABALA: Sabahleyin
ZABATA:Sa Sabaha
ZABBIDI ZUBBUDU: Pasaklı, düzensiz
ZABIH: Sahibi
ZABİL: İşe yaramaz
ZAHRA: Saman, yem konulan yer
ZAHRA EVİ: Saman, yem konulan yer
ZAHRALAMAK: Hayvanlara yiyecek vermek
ZALATA: Salata
ZALDIR ZULDUR: Boşboş yürüme
ZALLAZORT: Düzensiz
ZAMIRSAK: Samırsak
ZANAAT: Meslek
ZANGADAK: Ansızın
ZANGIRDAK: Gelişi güzel konuşmak
ZAPLANMA: Seslenme, sahip çıkma
ZAR ZAR: Hiç durmadan konuşmak
ZARAK: Sıra, tav
ZARLAMAK: Ağlamak
ZARTLAK: Ne söylediğini bilmeyen kişi
ZARTLAK: Çok gaz çıkaran kişi
ZAVIRDAMAK: Çok konuşmak
ZAVUR ZUVUR: Öteberi
ZEBELLA: İri yarı
ZEBİL: Fakir
ZEBİL OLMAK: Bakımsız
ZEBUN: Çok zayıf, çok kötü
ZEBZE: Sebze
ZEKAT KEÇİSİ: Çok zayıf, çok kötü
ZEKVARİYE: Karıştırmak
ZELLETLİ: Lezzetli
ZELVE: Öküzün boyunduruk aracı
ZENAT: Sanat
ZENCÜ: Zenci
ZERDALİ: Kaysı
ZERE: Ondanmı?
ZEREM: Zaten
ZERZEVAT: Sebze
ZEVZEK: Ne dediğini bilmez
ZIBARMA: Yatmak (Kızgınlık)
ZİBİDİ: Avare, kendinde olmayan
ZİBİL: Çöp, süprüntü, pislik, gübre
ZIBIN: Çocuk giyeceği
ZİGİRDEKLİ: Kendini beğenmiş
ZİHT: Sobadan akan kara
ZİKKE: Atların bağlandığı zincirin ucundaki sivri kazık
ZILDIR: Boş
ZILDIR ZILDIR: Çırılçıplak
ZILGIT: Azar, paylama
ZİLLİ: Havalı, süslü
ZINDIKLI: Aklı fazla ermeyen
ZINGILDAMAK: Yerine iyi oturmadığından dolayı sallanmak
ZİNGİRDEK: Zil. Çan
ZİNİ: Tepsi
ZIR: Mukayese edatı (zır deli, zır aptal, zır soğuk)
ZIRAA: Kimyon
ZIRANCIMAK: Dikilmek
ZIRAVUT: Uzun, gürbüz
ZIRIL ZIRIL: Çok hasta olmak
ZIRNIK: Hiçbir şey
ZIRTABOZ: Laf söz dinlemez
ZIRTALMAK: Küstahça karşı gelmek
ZIRTIL: Utanmaz, sıkılmaz
ZIRZIKIM: Ufak, dolu
ZİRZOP: İri, yarı, kaba, kırıcı kimse
ZIVANADAN ÇIKMAK: Kontrolden çıkmak, kontrol altına alınamamak
ZOBA: Soba
ZOBU: İri yarı
ZOFRA ALTI: Sofra Bezi
ZOKKUDU: Boyu uzun olan
ZOMBULDAMAK: Titremek
ZOMBULTU: Sarsıla sarsıla titreme
ZORBA: Sıkıştırmak
ZOTAHR: İri adam
ZÖLDÜR: İşe yaramaz, bom boş durur
ZÖMZÖM: Hal ve hareketleri uygun olmayan
ZUFA: Soba
ZUFRA: Sofra
ZUFRALIK: Sofra Bezi
ZUHRALANMAK: Yanaşmamak, beğenmemek
ZÜMBÜL: Sümbül
 
< Önceki   Sonraki >

ELAZIĞ HAVA DURUMU

Giriş Sayfam Yap

SİTEYE ÜYELİK

Siteden daha iyi istifade etmek için üye olunuz.





Şifremi unuttum !
Siz de bize katılır mısınız ? Kayıt Olun

SİTE İSTATİSTİĞİ

Ziyaretçiler: 161188

KİMLER SİTEDE

Şu anda 6 ziyaretçi çevrimiçi

CANLI SOHBET KÖŞESİ

Lütfen Argo ve Küfür İçeren Kelimeler Kullanmayınız!