MAHALLİ DİLİMİZ
Beypazarı Ağzı | Beypazarı Ağzı |
| Perşembe, 04 Şubat 2010 | |
|
BEYPAZARI AĞZINDAN SÖZCÜKLER A GET YAVU: Bir işi veya olayı anlatan kişiye karşı, öyle olmadığını anlatmak için kullanılan söz. ABA: Pardösü ABA: Abla ABABA: Annenin babası ABARİ: Şaşma ifadesi ABARİN: Aman ABDES ALMAK: Abdest almak ABDESTLİK: Lavabo ABDILLAH: Abdullah ABİ: Ağabey ABICA: Amca ABILDAMAK: Emeklemek ABİLTİ GABİLTİ: Yok etmek, boşa gidermek, boş yere harcamak ABOO: Hayret nidası ABUBA: Büyük baba ACAB: Acaba ACALAK ACALAK BAĞIRMAK: Ağlar gibi ses çıkarmak, bağırmak ACAN: Casus ACAPLAMAK: Kınamak ACAR: Kuvvetli, gürbüz, iri yarı ACCIK, ACICIK: Biraz, az ACEM PİLAVI: Üzeri etli pilav ACENİS: Haber ACEP: Acaba ACI BEBER: Acı biber ACI BESTİL: Ekşi meyvelerden yapılan marmelat ACI GAK: Ekşi elmanın kurutulmuş hali ACI GEREK: Ağızda hissedilen acı tat ACI GICI: İlkbaharda kendiliğinden yetişen bir tür bitki ACI KİREÇ: Tuğla ağacında kullaılan kireç ACI KİTLEK: Yenebilen bir tür mantar şekli ACI SOĞAN GADA MEFA GÖRMEMEK: Herhangi birinden hiçbir fayda görmemek ACI YAĞINI ÇIKARMAK: Çok ağır şartlarda çalıştırmak, bedenen çok yıpratmak ACIR: Salatalık türü AÇ KÖPEK FIRIN DUVARI YIKAR: Yokluk insana her şey yaptırır AÇACAK: Kalemtıraş AÇILAGOMAK: Büyükçe bir boşluk açılmak ADA: Ağda, koyu pekmez ADAMAKILLI: İyice ADDIRGAN: Kadınlar arası aşağılama ADDIRMAK: Kırıtmak ADI BATASICA: İsmini anarak beddua etme, ölmesi istenilen AFALLAMAK: Şaşmak, yorgun düşmek AFAT: Felaket AFILDAMAK: Çocuğun emekleyerek yürümeye başlaması AFUR: Hayvan yemliği AG GAZOZ: Sade gazoz AGA: Büyük ağabey AGANİN: Kendinden küçük birisine söz dinlemesi için latife yapmak, anlatım AGGA: Çocuk dilinde bir ayakkabı AGUCUK: Küçük bebeklerin gülmesi için yapılan hareket AĞ . Meyve ,pirinç ya da baklagillerin içinde oluşan kurt AĞ BAKLA: Kuru fasulye AĞ ÇİÇEĞİ: Güneşlik AĞARTMAK: Beyazlatmak AĞ-AV: Yöresel kıyafet donu paçalarını birleştiren parça AĞBUBA: Annenin babası AĞDA: Pekmeze un katılarak elde edilen tatlı AĞDA GASNAĞI: Ağdanın içine konduğu tahta kap AĞDIRMAK: Dengesiz eğri bir yere eğilme AĞİÇALIK: Arka kısmı dar don AĞIL: Açık havada hayvanların yattığı yer AĞIR AKSAK: Yavaş yavaş gitmek AĞIRSAMAK: Yüyeceklerin bozulmasına yüz tutması AĞIRŞAK: İği altına dengeyi sağlamak için konan ortası delik halkamsı AĞIZ: İlk sütten yapılan pekmezle yenen yoğurt AĞIZ DADI: Nişan yada düğünde damat adayının, kız evine gönderdiği tatlı, yemiş vb. AĞIZ TUTAMAĞI: Sus payı AĞLAT: Yabani armut AĞMAK: Aşağıya doğru eğilmek AĞMAT: Ahmet AĞMAZ YANINI GAVANNAMAK: Açığını aramak, kusur bulmaya çalışmak AĞNANMAK: Hayvanların debelenmesi AĞSAK: Topal (alet) AĞSAMAK: Topallamak, aksamak AĞŞAM: Akşam AĞŞANIM: Ayşe hanım AĞZI HARABAT: Kötü söz, küfür söyleyen AĞZI HAVALI: Kendini beyenmiş AĞZI KANSIZ: Hakkını koruyamayan AĞZI PEK: Sır vermeyen ketum AĞZI ŞAK OLMAK: Ağzının kuruması AĞZINA ÖKÜNMEK: Dediklerini tekrar ederek alay etmek AĞZINDAN ÇIKAN YAKANA KUYULSUN: Söylenen kötü sözü sahibine iade etmek AĞZINI AÇMAK: Bakakalmak, şaşmak AĞZINI ARAMAK: Düşüncelerini öğrenmeye çalışmak AĞZININ GIRIMI: İfade etmek istediği, dilinin altındaki bakla AĞZIYLA KUŞ TUTMAK: Olağanüstü becerili olma AHA: işte, bu, şurada orada AHACIK: işte, bu, şurada orada AHBAB: Arkadaş AHILDAMAK: Yorulmak AHİRŞER: Ahir zaman AHLAT: Meyve AHMAK ISLATAN: Çok az ve süreli yağan yağmur AHMATÇALAR: Kötü mahalleler anlamında kullanılmıştır AHRAZ: Dilsiz AHRETLİK: Arkadaş AHRETTE MİZANINA KONSUN: Yapılan işten çok memnun olan kişinin hayır duası AHSAK: Topal AHUR: Büyük baş hayvanların yem yedikleri yalak AK: Beyaz AK BAKLA: Kuru fasulye AK GÖZ: Salak AK GÖZLÜ: Saf,cahil AK İLE KARAYI SEÇMEK: Bir işi yaparken çok zorlanmak, sıkıntı çekmek AK PÜSKÜL: İnce kabuklu bir şeşit üzüm AKBAK: Bembeyaz AKCIMAN: Beyaz tenli AKDARMA: Tarlayı sürme, bir yerden bir yere değiştirme AKDAŞ: Beyaz taşın ateşle pişirilerek ezilmesiyle elde edilir. Ev badanasında kullanılır. AKDONCAK: İç çamaşırıyla AKİDE ŞEKERİ: Şavakkal şekeri AKIL ZAYİLİĞİ: Akıl eksikliği delilik AKLI ÇIKMAK: Birdenbire korkutulmak, korkmak AKLIN İLE BİN YAŞA: İçinden çıkılmaz görünen bir duruma çare bulan, fikir üreten kişi AKLINA GELENE GİTMEK: Aklına taktığı kafasına koyduğu şeyi yapmak AKLININ AVLASI KURUSUN: Unutkanlığına kızmak AKPAK: Tertemiz AKRAN: Yaşıt AKSİ: Söz dinlemeyen inatçı AKSUATA: Alışveriş yapmak AKYEL: Lodos, güneyden esen yel AL: Kırmızı ALA DÜŞMEK: Meyvelerin olmaya başlaması ALABELE: Zıt renkleri bünyesinde bulunduran ALABOZ: Yarım yapılan iş ALABOZBAŞI: Yarım yamalak ALABÖRTME: az pişmiş ALABULUS: Önde biraz fazlaca saç bırakılan traj etme modeli ALACA: Üzüme düşen olgunlaşma belirtisi ALACA GARGA: Saksağan ALACALI: Alakbenek ALAÇO: Yağmur öncesi sıcaklık ALADIN NE: Acelen ne ALAF: Alev, sıcaklık ALAFGARGINI: Yüksek ateşte pişmek ALAGEL: Yarı ham yarı olgun ALAK BENEK: Alacalı ALAMANYA: Almanya ALAT: Aşısızz çok küçük armut ALAT-ALAT: Acele acele ALATLAMAL: Acele etmek ALATTİRİK: Elektrik ALAVERE: Alışveriş ALAZ SÖRTME: Az pişmiş kebap ALAZLAMA: Deli hastalığı ALÇAK: Bir kötü sıfat ALÇİME: Çok bilen ALEKTRİK: Elektrik ALEM ŞAHİT: Bir işin boyle olduğunu herkez biliyor ALEMEŞKARE: Herkesin ortasında ALENGİRLİ: Tefauratlı yapılması karışık uzun ve hassas olan ALETTİRİK: El feneri, elektrik ALETTİRİK: El lambası ALEV ÇALDI: Lodosun sıcak ve tozla beraber bitkileri kurutması ALGÜVEY: Damat ALIÇ: Yabani, sarı, tatlı bir meyve ALIÇ: Dağlarda yetişen meyvesi yenen bir tür ağaç ALİKOPTER: Helikopter ALLAK PULLAK: Karma karışık ALLIK: Gelin makyajı ALMA: Elma ALMAZDIK: Eski ahşap evlerdeki banyo ALNINDAN SENELMEK: Karşı gelmek ALOĞLU: Kokulu sarı renkli üzüm ALTIN HALKALARA YAPIŞ: Hacca git anlamında bir dua ALTIN KUŞAK: Bindallıyı belde daha iyi tutmak için kullanılan altın karışımlı kemer ALTUN: Altın ALUÇ: Alıç ALUK: Saf AMANI: Ağıt yakmak AMANİN: Şaşma ifadesi AMAT-AMET: Ahmet ismin halk arasında söylenişi AMBÜL: Lamba AMEDENİ: Birden aniden önüne çıkmak AMEL OLMAK: İsal olmak AMELE . İşçi AMESKENE: Küçük siyah erik AN: Tarla kıyısı, sınırı ANA: Anne ANA,ANO: Şaşma, şaşırma,heyecan gibi durumları belirten ünlem ANAÇ: Genellikle hayvanlar için ana olma çağına gelmiş ANADINMI: Anladınmı, anlıyormusun ANADUT: Buğday sapı yüklemeye yarayan alet ANADUZ: Sap toplamak için ağaç ve demirden yapılan üç parmaklı alet ANAMAK: Anlamak ANAN SAMSAK BABN SOĞAN: Sen büyükleniyorsun ama sıradan bir aileden geliyorsun ANANNE: Annenin annesi ANARTAR: Anahtar ANAZIRT: Anadut, sap toplayan alet ANCA: Ancak ANCA VARIN: Zamanında gidersin, kendi yoluna git ANDAVAL:Aptal ANDAVALLI: Ahmak ANDIRMAK:Benzemek Benzemek ANERİ: Geri geri ANETER: Anahtar ANGARA: Ankara ANGICI GICI:Tahterevalli ANGIÇ: Ağaçtan yapılmış sap, ot gibi şeyleri taşımak için traktor römorkunun üzerine kurulan düzenek ANGIÇ:Tahta ekin,saman koyulan yer ANGUT: Bir kuş türü.Kaba,görgüsüz analmındada kullanılır ANIDA GALMAK: Şaşırtmak. ANILAN YOLDA OLURMUŞ: İyi insan lafın üstüne gelir ANİNNE: Büyük anne ANIYON: Anlıyorum, aklında yer ediyor ANIYONNU: Anlıyormusun ANIZ: Buğday, arpa biçildikten sonra tarlada kalan sapı ANLAMIYON KU: Anlamıyorsun ki ANMAK: Söylemek,hatırlamak ANNA: Şaşma ifadesi ANNACTAN BAKMAK GABAM SANCIR: Buluttan nem kapmak ANNAÇ: Karşı taraf ANNAÇTAN: Karşıdan ANNAK: Söylemek, hatırlamak, duyurmak, danışmak ANNAMAK: Anlamak ANNAMAMAK: Anlamamak, aldırış etmemek ANNAŞTIRMAK: Anlatmak, ifade etmek ANNINI KARIŞLAMAK: Kızılan kişiye hattini bildirmek ANNIŞAKI: Alnının ortası ANO: Hayret sözcüğü ANTAR: Çanta ANTİRE: Evdeki koridor AP ZOP: Yaptığı davranıştan haberi olmayan APAK: Çok beyaz APALAMADAN YÜRÜMEK: Emek harcamadan sonuca ulaşmak APALAMAK: Çocuğun yüzüstü sürünerek ilerlemesi APALAYOR: Emekleyen APARTUMAN: Apartman APCARA: İki bacak arası APGUN SAPGUN: Deli APIÇ: İki bacak arası APIŞ ARASI: Kasıklar arası APIŞAK: Bacaklarını açarak yürümek APIŞTI KALDI: Şaşdı kaldı APOÇLAMAK: Kınamak APOLLE: Hoparlör APOLYÖ: Hoparlör ARA: Küçük giriş ARABEYİ: Ana arı, kraliçe ARALIK: Evdeki aralık ARBEDE: Karışık ARDI: Arkası ARDILMAK: Abanmak ARDİYE: Boş oda ARIIIĞ: Hayret nidası ARIK: Zayıf ARININ DELİĞİNE DEĞNEK DÜRTMEK: Büyük bir tehlikeye davetiye çıkarmak ARITMAK: Temizlemek ARK: Su kanalı su yolu ARKA EBESİ: Doğum sırasında arkadan tutan kişi ARKA VERMEK: Yardım etmek ARKALI: Devamı olan, ucu görünmeyen ARKALI AKÇALIYI GEÇMİŞ: Seveni çok olan parası çok olanı geçmiş ARPA: Hayvan yemi ARPALAMA: Hayvan hastalığı ARPALIK: Arpa ekimine elverişli tarla ARSIZ: Utanmayan, sıkılmayan, çok ağlayan ARTMA: Dğün takısı ARTMAK:ş Asmak ARUK: Çok su içen ARZIMAN: Hayal edilen, arzulanan ASAK: Topallayarak yürüyen ASALAK: Birinin üzerinden geçinmek ASAR: Eski yerleşim birimi ASDAR: Tavan odanın üst tarafı ASILMAK: Birşeyi bulunduğu yerden çıkarmak için çekmek ASLI ÇIKMAMAK: Asılsız haber ASMA: Üzüm ağacı ASMAHURDAN YEMEK: Hiçbirşeyi beğenmemek ASMAK: Kaytarmak ASPİNİK: Naftalin ASSAHMI: Sahimi ASTAR: Koruyucu madde, ince bez ASTAR: Tavan AŞ: Yemek AŞA: Ayşe AŞAK: Ahşap evin eski hali AŞAKTA DA VAR GAŞAKTA DA VAR: Ondan da var bundan da var anlamında AŞAM: Akşam AŞAM ERKEN: Sabah akşam AŞAM VATI: Akşam vakti AŞAMLİN: Akşamüzeri AŞANE: Mutfak AŞANİM: Ayşe hanım AŞERMEK: Kadınların hamilelik zamanı AŞEVİ: Mutfak AŞIK KEMİĞİ: Kemik atmaca oyununda kullanılan kemik AŞIP GELMEK: Beklenmedik bir anda çıkıp gelmek AŞIRAŞI: Aşure AŞIRMAK: Bir şeyi gideceği yere götürmek, hırsızlamak AŞIRTMAÇ: Semeri tutan alet AŞIRTMAK: Yüksek bir yerden yol bularak geçirmek AŞLAMA ÇAY: Çayın ikinci kez demlenmiş hali AŞLAMAK: Eklemek AŞMAK: Yuvarlanmak engeli geçmek AŞŞA: Aşağı AŞUK: Ayağın iki yanındaki yuvarlak kemik AŞUR AYI: Muharrem ayı AT BESLENİRKEN KIZ İSTENİRKEN VERİLİR: Her şeyi zamanında yapmanın gerektiğini anlatan söz ATAŞ: Ateş ATAŞ GİBİ: Çok çabuk pratik ATAŞA DÜŞMÜŞ GİBİ BAĞIRMAK: Çok bağırmak ATAŞLIK: Kibrit ATTAR: Genellikle koyu ve ev aletleri satan esnaf ATTIRI BUTTURU: Bir işi rastgele yapmak AV: Kurt meyve ve baklagillerin içerisinde bulunur AV DÜŞMEK: Meyve kuruları ve pirincin kurtlanması AVA: Kocanın erkek kardeşi AVANE: Topluluk AVAR . Sebze AVARA: Boş gezen AVARLIK: Eve yakın sebze bahçesi AVAZ: En yüksek ses AVAZ: Ses tonu sesin güzel yada çirkin oluşu AVAZI ÇIKTIĞI ĞİBİ BAĞIRMAK: Tüm gücüyle bağırmak AVCUKLAMAK: Avcunun içine almak AVDANLIK: Av yapılan yer AVF: Ağız içerisi pamukçuk şeklinde oluşan yara AVGAT: Avukat AVIÇALIK: Düğünlerde giğilen şalvar AVIÇALIK-AĞIÇALIK: Ağı genelde kısa ve dar olan don AVIZ: Buzağı doğduktan sonra inekten alınan ilk süt AVKALAMAK: Azarlamak, terbiyeye sığmaz şekilde muamele etmek AVLA: Bahçe duvarı AVLA: Bahçelerin kenarına yapılmış duvar. Çit AVLACA: Dere kıyısında bağ AVLANMAK: Yabani hayvan vumak, balık tutmak AVLU: Bahçe çiiti AVLU GAPISI . Bahçe kapısı AVMAK: Düşmek AVRADI DÖRT OLASICA: Espiri yapılarak şanslı olduğunu anlatılan AVRAT: Eş AVSUNLAMAK: Okumak, üflemek, birisini yılan, akrep vb. hayvanlardan korumak için dua AVU: Zehir AVUÇALIK: Şalvar, kuyruklu giysi AVUL: Koyun barınağı ağıl AVULAMAK: Zehirlemek AVUNUN KÖKÜNÜ YE: Bir beddua AVUR: Ağız AVURT: Çenenin iki yan tarafı AVUTMAK: Teselli etmek, oyalamak AVUZ: ineğin doğumdan sonra alınan koyu ve sarımtrak sütü AVUZ EMMEDİK BIZA GİBİ: Kötü kötü duran kişiye denir AVUZLUK: Filtresiz sigara içerken kullanılam süzgeçli veya süzgeçsiz çubuk AVZARI: Av köpeği AY AKŞAMDAN DOĞDU: İş başlamadan yarım kalması AY ÜSTÜNE KALKMAK: Ayağa kalkmak AYA: Kar küreyen alet AYACUK: Ayakucu AYAĞI DUTULMAK: Yürüyememek AYAĞI TEDİK: Çabuk, hızlı, pratik olan kimse AYAĞIN ALTINDA DOLAŞMA:: Bir iş yapan kişiye işini yaparken engel olmak AYAĞIN KABI: Ayakkabı AYAK YOLU: WC, hela AYAKBA: Ayakkabı AYAKKABI: Garevle, edük AYAKLANMAK-AYAKLANDI: Hasta olan kişinin iyileşerek gezmeye başlaması AYAKLI: Normal çukırlukta kuru fasulye, nohut tabağı AYAKLIK: Çorba tası AYAKYOLU: Hela AYAN BEYAN: Çok açık görülen aşikar AYANGI: Tarla AYAR: Ölçü birimi AYAR: Sekiz kiloya yakın buğday alan metalden yapılmış bir kap AYAZ: Soğuk AYÇA: Hilal AYDIN YEMİŞİ: İncir AYER ZELE: Çok uyanık geçinen kimse AYIK: Sarhoş olmayan çok kurnaz AYINGA: Kaçak tütün AYITLAMAK: Ayıklamak AYRAN GÖNÜLLÜ: Sabit bir şeyde kalmayan. Bir sevgiliden başka birine çabuk değişen AYRUK: Çoğu yerde yetişen, istenmeyen bir ot türü AYŞAM: Akşam AYUCUK: Ayak ucu AYYAŞ: Sarhoş AYYUÇ: Ayak altı AZA: Üye, taziye AZA VERMEK: Ölen kişinin yakınlarına taziyede bulunmak AZÇIK: Acık AZIC KALMAK: Payına razı olmak AZIGANSIZ: Hakkını koruyamaz AZIK: Yemek AZINSAMAK: Az görmek BABAK: Kadını erkeği, erkeğin kadını BABAN GADINLIKTANMI GELDİ: Her istediğini rahatça alan durumunda çok iyi olmayan kişiye denir BABI: Büyük kız kardeş, abla BACAK GİBİ: Çok kalın BACAKAŞI: Bacanın üst tarafında sergen BACANAK: Kız kardeşlerin beyleri BAÇA: Bahçe BADAK: Hayvanın kısırlaştırılması BADARLAMAK: Azarlamak BADE: İçki BADEM: Badem ağaçının meyvesinin en son hali BADİ: Ördek BADIÇ: Büyük ayak BADIL BADIL: Paytak paytak BADIL BUDUL: Düzgün yürümeyenler için söylenen söz BADILCAN: Patlıcan BADILCAN OTU: Kokulu ot BADILGAN: Bataklık BADUÇ: Su bidonu BAĞ: Bahçe BAĞARCAK: Koyunların kaçmaması için çobanın ayağını koyunun ayağına bağlamak BAĞCAK: Bir şeyi bağlamak için kalın ip BAĞDAŞ KURMAK: Ayakları içe bükerek yere oturma biçimi BAĞIL: Tahtadan olan bavul BAĞIL BAĞIL: Bol olarak bulunan bolca kullanılabilen BAĞIRDAK: Beşikte çocukları sallamak için kullanılan sargı BAĞLİM: Demet, bağ BAĞRI YUKA: Merhametl BAHALI: Bahalı olan fiyatı yüksek BAHARLICA: Baharatı bol BAHÇA: Bahçe BAK GALİ ŞUNUN YAPTIĞINA: Beklenmedik bir hareket karşısında söylenir BAKA BAKA GÖZÜMÜN KÖKÜ SARARDI: Yolunu gözlemek beklemek BAKA KALDIM: Şaşırmak donmak kalmak, hayretle bakmak BAKAKOY: Gözkulak ol BAKAM Bİ: Bakalım bir görelim bir BAKILDAK: Küçükbaş hayvan pisliği BAKINAK: Hayvanların ayağının arkasındakı tırak BAKITMAK: Vaktinde yapılmayan iş veya gelmeyen bir kişiyi merak etmek BAKLA: Fasulye BAKLAFA: Baklava BAKRAÇ: İnek ve koyun sağılan küçük helke BAL BAŞI: Tatlı BALA: Çocuk, yavru BALDIR BACAK: Yarı çıplak BALDIRAN: Bir tür zehirli ot BALDIRI ÇIPLAK: Malı mülkü olmayan açık giyinen BALİ: Gönülsüz iş yapma BALIMA: Balık BALLI: Gofret BAMA PİSTAN: Kumaşdan dikilen çocuk elbisesi BAMI DEN: Bana mı diyorsun BAND: Kaset BANDIRMAK: Tadına bakmak BANE: Fiğ tanesi başağı BANGIR BANGIR: Gürültü BANMAK: Ekmekle yemeğin suyunu almak BANNAK: Parmak BANNAK: Parmak BANNAK BASMAK: Altını çizmek, önemini belirtmek BANYOLUK: Bamyo BARABAR: Beraber BARAÇ: Baraj BARAK: Dağınık saç BARANA: Patlıcan yemeği BARDAK: Naşafa BARİ: Artık BARNAK: Parmak BARSUK: Bağırsak BASALAMAK: Barındırmamak BASDAK: Merdiven BASDIGABAK: Kabak tatlısı BASMA: Kumaş BASMA: Bayan elbisesi yapımında kullanılan kumaş BASMAK . Yaprak yada peyniri yasmak BASMAK: Merdiven, basamak BASSAKBAŞI: Merdiven başı BASTAMAK: Merdiven BASTUN: Baston BAŞ KİLİ: Saçları yıkamak için kulanılan kil BAŞ OLMAK: Bitmek BAŞ SOVAN: Kuru soğan BAŞANGI: Bilgiç geçinen, becerikli BAŞARAT: Yetenek BAŞARET ETMEK: Yol göstermek BAŞAŞAĞI: Tepe taklak BAŞBAĞ: Yünden örülen hayvanın boynuzuna takılan yular BAŞGÖZ ETMEK: Evlendirmek BAŞI BOZULMAMIŞ: Kocası ölmemiş olan kadın BAŞI DÖNÜMÜNE: Kendi bildiğine göre hareket etmek BAŞI GÖTÜRMEMEK: Ses ve kalabalıktan dolayı başı ağrımak BAŞI TUTMAMAK: Başı ağrılı olmak BAŞIN GABATDASINA GALDIR DA VUR: Sen bilirsin, senin için bir şey yapamam BAŞINA BUYRUK: Kendi bildiğinden şaşmamak BAŞINI BAĞLAMAK: Nişanlandırmak, evlendirmek BAŞKALARI Bizden olmayan, yabancı el BAŞLAK: Baştan çıkmış kişi BAŞLIK: Evlenecek erkeğin kız tarafında verdiği para, mal BAŞLIK: Hayvanın başına takılan ip BAŞOĞUL: Arının verdiği ilk oğul BAŞTAKIM: Üzeri küçük altınla ve inci ile süslü bayanları giydiği fes BAŞUCUK: Baş ucu BATAK HAVLASI: Don yağı, un ve pekmezle yapılan bir çeşit helva BAVURDAK: Çocuk salıncağının altındaki bez BAVURMAK: Bağırmak BAYA: Tabii, doğal, normal BAYA Bİ MAFİR: Uzun süre BAYAM: Badem BAYANMAK: Süslenmek BAYAT BASTIRMA: Çok bilen çocuk BAYATSIMAK: Bayatlamak BAYBOLAN: Büyük su bidonu BAYILDAN: Patlıcan yemeği BAYIR: Yerleşim yeri olmayan, yerleşim yerine uzak olan hayvanların yiyecek bulabildiği yer BAYNIMAK: Büyümek BAYNIMIŞ: Gelişmiş büyümüş BAYTAR: Veterine hekimi BAZAR: Pazar, alışveriş yeri BAZARTESİ: Pazartesi BAZI BAZI: Arada sırada, bazen aralıklı BAZIKERE: Arasıra BAZLAMAÇ: Evlerde yapılan ekmek, bazlama BAZLAMAÇ: Mayalanmış hamurun saç üzerinde pişirilmesiyle yapılan ekmek BEBE: Bebek BEBEĞE İŞ AN ARKASINDAN KENDİN GİT: Yapamayacakları işleri kendini gönderme BEBEK BÖLÜK: Çoluk çoçuk BEBER: Biber BECENE BECENE: Özene özene BEDDELEK: Düşünmeden, saygısız BEDİLDEMEK:: Rahat durmamak Sürekli kıpırdamak BEDİLDENMEK: Söylenmek BEHRÜZ: Perhiz BEKAR: Aylıkla çalışan işçi BEKİTMEK: Güçlendirmek BEKMEZ TOPRA: Pekmez toprağı BEL: Toprağı işlemeye yarayan sivri uçlu kürek BEL VERMEK: Bir işin esneyerek düzgünlüğünü kaybetmesi BELAGAŞŞASI: Kavga etmek için bahane aramak BELDİR BELDİR: Bakma çeşidi BELEMEK: Çocuğu kundaklayıp beşiğe yatırmak BELENMEK: Bulaşmak, bulaştırmak BELERMEK: Mecali kesilmek BELEŞ: Bedava BELETMEK: Nişan, işaret koymak BELKİM: Belki BELLEME: Öğrenme, toparğı işleme BELLİK: Yaldızlı, süslü kağıt BEN DÜŞMEK: Meyvelerin olmaya başlaması BENCİLEYİN: Benim gibi BENGİLDEMEK: İrkilmek , şaşmak BENGİLLENMEK: Sıçramak, korkmak BENİLDEMEK: Ani uyanmak BENİM AKLIM TEVTAR MI?: Hafızam kuvvetli değil BENİM DEMEM: Benim demek istediğim BENİZ: Yüz, sıfat BENNENMEK: Sahiplenmek BERDÜŞ: Çok içki içen BERE: Yara BERİBERİLEK: En azından, kolay olanından BERKİTMEK: Burkulmak BERTLEK: Aniden kızan, sinirlenen BERTLETMEK: Alt göz kapaklarını parmak ucuyla tutup gözün kızıl kısmını göstermek BESBELLİ: Senin dediğin gibi BESİ: Et ihtiyacı için krsilen sığır BESİ BESLEMEK: Hayvan beslemek BESİLENMEK: Kilo almak BESTİL: Kurumuş meyve ezmesi BEŞ KURUŞUN GELDİĞİ-GİTTİĞİ YER BELLİ: Ne kadar gelir gider var belli, fazla harcama yapılmıyor BEŞ ŞİŞİ: Yünden çorap örmeye yarayan kısa demir şişler BEŞ TAŞ: Taşı yukarı atıp düşmeden yerden öteki taşları alma oyunu BEŞİBİRLİK: Eskiden çok kullanılan bir altın takı BEŞİK KERTİĞİ: Kız ve erkek çocukları beşikte iken nişanlama, sözleme BETER: Fena, kötü BETİ BENZİ ATMAK: Çok korkmak BETİNE GİTMEK: Ağrına gitmek, kırılmak BEYBAZARI: Beypazarı BEYGİR: At, binit iri yarı anlamında BEYNAMAZ: Namaz kılmayan namazla alakası olmayan BEYPAZARI: Beylerpazarı BEZE: Yara BEZEME: Bedenin bazı bölümlerinde oluşan kırmızı kabarcıklar BEZERMEK: Bayılmak BEZMEK: Bıkmak BEZÜK: Soluk, cansız Bİ DİYECEN Bİ DEPESİNE VURACAN: Tehdit ve kızgınlık sözü Bİ DUR: Biraz bekle Bİ GISIM: Bir avuç Bİ GÖZÜNÜ YUMSAN: kimseden fayda yok Bİ HAMLA: Hemen kısa sürede Bİ HAMLADA: Hemen Bİ KEPÇE YİYİPTE YATMAK: Ağzının payını almak Bİ KERİŞTE: Bu sefer, bu kezz Bİ KISIM: Bir avuç Bİ MAFİR: Bir zaman, nice bir müddet Bİ SOKUM: Bir lokma BİBEK: Bebek BİBİ: Hala BİCAMA: Pijama, gece kıyafeti BİCİ AŞI: İlkbahar da asmaların yapraklarından pişirilen bir çeşit yemek BİCİ BİCİ: Buzağı sağırmak BİCİK: Sığır yavrusu BİCİK: Birkerecik BICILGAN: Cıvık yağ BIÇAĞIN SIRTI VEYA TERSİ KESMEK: Sözü geçmek, onun dediğinin yapılması, emri dinlenen BİÇİK: Yavru BIÇKI: Bağ bahçe işlerinde kullanılan testereye benzer ağzı bulunan bıçak BİÇKİ: Dikiş nakış yapma işi BIÇKINMAK: Burkulmak BİDA: Birdaha BIDAK: Küçük odun BİDAMLAM: Ufak,çok az BIDANAZ: Yumurtlama devresine gelmiş piliç BIDDIK: Sevimli ve küçük BIDDIMAN: Azıcık BİDENE: Bir tane BİDENE::: Tek , birtane BİDENEM: Sevgi sözcüğüdür , bir tanem BIDI BIDI ETMEK: Çok ve gereksiz konuşmak BIDI BIDI ETMEK: Çok ve gereksiz konuşmak BIDIK: Etlenmiş küçük BIDIKIM: Çok az, küçük BIDIL BIDIL: Çıplak ayaklı çocuk BIDIRDAMAK: Söylenip durmak BIDIRDAŞMAK: Kavga etmek BIDLAMAK: Söylenmek BİDON: Sukapı BIGIDIM: Küçük , küçücük BİGIMIK: Küçücük BIGIRIMCIK: Küçücük BIGIRIMIK: Ufacık küçücük BIGRIK: Az BİKE: Karyola örtüsü BİKERİŞ: Bu sefer BİKİ: Bir iki, biraz BIKITMAK: Bir şeyden usandırma, nefret ettirmek BİLADER: Birader, erkek kardeş, arkadaş BILAŞIK: Kirli BİLDİK: Tanıdık BILDIR: Geçen sene BİLDİR BİR: Eğilen kişinin sırtından atlanarak oynana çocuk oyunu BILDIRSENE: Geçen sene BİLİ BİLİ: Tavuk çağırmak BİLİYON: Biliyorsun BİMAFİR: Bir süre BINAMA: Aklını kaybetme, bunama BINAR: Çeşme BİNDALLI: Kadifeden sırma işlemeli tek parçalı elbise BINGIL BINGIL: Dolu dolu BINGILDAK: Çene altındaki et BINGIRDAK: Kundaktaki bebeğin kafasındaki doku BİNİT: At, eşek, katır BİR ÇARPARSAM BİRDE YER ÇARPAR: Tehdit sözü BİR YÜZÜ İPEK BİR YÜZÜ KÖPEK: Ne zaman nasıl davranacağı belli olmayan kişi BİREBOLU-PİREBOLU: Arı pisliği BIRTLAMAK: Argoda ossurmak BİŞEY: Bir şey BİŞİ: Pişir BIT BIT: Çok konuşan BİTECİRİP: Beklenmedik hareketler yapan , konuşan çocuk ya da kişi BİTİM: Verimi bol BITIRAK: Dikenli bir bitki BITIRAK GİBİ: Çok sık meyve için BİTİVESİN: Artık son bulsun bukadar yeter BİTKİ-BİR-İKİ: Birkaç, biraz BITLAMAK: Söylenmek BİTLİ GANE: Pis temizliğe özen göstermeyen,pasaklı kimse BİYAZ: Bu sefer BİYEZ: Bukez BİZ: Tığ BİZ: Tahta ya da demirlerin ucuna sivri bir şey takılarak genellikle ayakkabı tamirinde kullanılan alet BIZA: Buzağı BIZA HALKASI: Buzağının boynuna yakılan yular BIZA TİRİDİ: Eskilerin kıtlık zamanında baslamacı ıslayarak yatıkları yemek BIZALAMAK: Lafı söyleyebilmek, buzağılamak BİZEMSALİ: Bizim gibi BOBA: Baba BOBİN: İnce dikiş ipliği BOBOBİ: Gofret BOCCA: Küçükbaş hayvanlarda görülen bir çeşit hastalık BOÇA: Tarlaya veya uzak bir yere giderken hazırlanan yemeklerin konulduğu yer BODİK: Büyük plastik bidon BODUÇ: Su bidonu BODUR: Kısa BODUŞ: Küçük toprak testi BOĞARSAK: Çiftleşme zamanı gelmiş hayvan BOĞAZ: İmik BOĞMAÇ: Boğazını sıkmak, üzmek BOHÇA: Çamaşır ve elbise konulan bez BOHÇA OTU: Hayvanların hastalığını tedavi etmede kullanılan bir çesit ot BOKLAĞAÇ: Harmanda ürünü kirletmemesi için öküz ya da ineğin altına konularak dışkısı alınan kap BOKNAZ: Hayvanların ayağının arkasındaki tırnak BOL PAZARI: Pazartesi BOLA BOL: Çokca, doyasıya BOLARTMAK: Genişletmek BOLLALMAK: Sarkmak BONDİ: Bidon , su kabı BORAN: Şiddetli kar, fırtına, tipi BORANA: Patlıcan yemeği BORCUN İYİSİ VERMEK, DERDİN İYİSİ ÖLMEK: İmkan varken borcunu temizlemeye bakmalı BORÇ YİĞİDİN KAMÇISI: Borç yiğit kişiyi çalışmaya teşvik eder BOSTAN: Eve yakın sebze dikilen yer, kavun, karpuz BOŞANMAK-BOŞAMAK: Ayrılmak, bağlı bir hayvanın bağını kopararak yerinden uzaklaşması BOŞBOĞAZ: Şakacı boş kunuşan BOVAZ: Boğaz BOY ATMAK: Boyunun uzaması BOYLU: Gebe, hamile BOYNA: Sürekli,daima BOYUNA: Devamlı tekrar edilmemesi istenen kelimeler BOYUNDURUK: Hayvanların bonuna takılan ip ,zincir vb. malzeme BOYUNLU ARMUT: Armut çeşidi BOZBAB: Çoban kavurma BÖCÜK: Küçük böcek BÖDDÜRMEK: Haşlamak, haşlayarak pişirme BÖDÜL BÖDÜL: Cahilane düşünmeden BÖĞENÇE: Su tutmak için oluşturulan bent BÖĞRÜM: Yanım BÖĞÜN:Benzemek Bugün BÖĞÜR: Yan BÖĞÜRMEK: Bağırmak BÖĞÜRTLEN: Yabani üzüm BÖLE OLUMU EY: Böyle olurmu söyle BÖLÜK BEBEK: Küçük çocuk,küçümseme anlamında kullanılır BÖN BÖN: Aval aval BÖN BÖN BAKMAK: Dalgın dalgın bakmak BÖÖĞRÜNDE: Yanında BÖREK: Koyun , keçi, inek gibi hayvanların yenebilen böbrekleri BÖREK GECESİ: Gelinin evlendiği günün hemen ardından kendi ailesi tarafından verilen davet BÖRTDÜRMEK: Haşlamak, hafif pişirmek BÖRTÜ BÖCEK: Küçük haşareler BÖŞEMEK: Sıcak su ve nem altında yumuşamak BÖTÜRMEK: Hoşlanmak BÖÜZ: Bu defa, bu sefer BÖYREK: Böbrek BÖYÜK: Büyük BÖYÜK MAL: Büyük baş hayvan BÖYÜN: Bugün BU AĞIZ SENİN DEĞİL: Sana bu sözleri lafları kim öğrettiyse onu söyle BUBA: Baba BUBANNE: Babanne BUGADA: Bu kadar BUĞUZ: Üzüntü verme BUHUR BUHUR TERLEMEK: boncuk boncuk terlemek BUHUR HAMAMI: Düğünden bir hafta sonra oğlan evi düğüne hizmet edenlerin, yakın akrabanın götürüldüğü gün BUKA: Kadın donlarının kemeri BUKAĞI: Şalvarın içinde kıvrılan uçkurluk BULAMA: Karıştırma, ağda BULAMAÇ AŞI: Süt ve undan yapılan bir çorba BULANIK: Sel tortusu, duru olmayan su BULANIK ATMAK: Çamuru atmak BULAŞMAK: Dahil olmak BULGUR AŞI: Bulgur pilavı BULGUR BÜSKÜRTMESİ: Bir nevi cilt hastalığını efsunlama BULGURAŞI: Bulgurdan yapılıp pilava benzeyen biraz suluca yapılmış yemek BULGURLAMA: Ahşap evlerde döşeme ve tavanda tahtaların üzerinde parmak kalınlığında dökülen acı kireçli harç BULHAYIR: Ayva ve elma marmelatı BUN: Sıkıntı BUNALMAK:Sıkıntı çekmek BUNALTMAK: Birisini üzmek BUNAMAK: Aklını yitirmek, yaşlanmak BUNAR: Çeşme, Pınar BUNATMAK: Kızdırmak BUNDAN KERİ:. Bundan böyle BUNGUNLU:Pınar Sıkıntılı BUNLU: Sıkıntılı BURA: Buraya BURA GEL: Buraya BURALIKTA: Buraya gel BURÇAK: Siyah renkli hayvan yemi BURE: Burada BURGAN: Parlak BURGU: Elektriksiz el matkabı BURGUN: Keyfi olmayan BURGUR: Nohut ve ekinin pişmiş hali BURKUNMAK: İncinmek BURNUNDAN FİTİL FİTİL GETİRMEK: Çok üzmek sıkıntı vermek eziyet etmek BURNUNUN DİREĞİ KIRILMA: Çok kötü kokan koku BURUK: Dargın kişi BURUŞ: Armut kurusu gak BUS BUS BUNALTMAK: Kızdırmak BUSUK BUSUK BOĞMAK: Çok üzmek BUUZ: Keder , tasa BUVA: Baba BUYA: Boya BUYANNA: Bu tarafa BUYNUZ: Boynuz BÜCÜK: İneği çağırma şekli BÜFE: Vitrin, küçük satış yeri BÜK: Çeltik tarlasının ekilen sulu arazisi BÜNEK: Ağızlık BÜNGÜLDEMEK:. Suyun kaynağından çıkışı BÜRGÜ: Yöresel baş örtüsü BÜRGÜN: İki gün sonra BÜRLENMEK: Örtünmek BÜRTÜL BÜRTÜL: İçinde bulunduğu ortamla kaynaşmayan sert kitle BÜRÜNMEK: Kararmak BÜSKÜT: Bisküvi BÜSSÜRÜ: Oldukça çok BÜÜLENMEK: Tek gözü kalana dek örtünmek BÜYÜK ŞEER: Büyük şehir BÜZDEKLEMEK: Sıkıntılı bir halde dolaşıp beklemek BÜZDÜRMEK: Bir kumaşın kenarının dikilerek, kenarının gerdirilmesi CABBAR: Tuttuğu işi hakeden mert CABILDAMAK: Suda oynayarak ses çıkarmak CACIK: Ayran (köy dilinde) CACUR: Fermuar CADOLOZ: Yaramaz, haylaz CAGIRDAMAK: Çene çalmak CAĞ: Süzme torbası CAMBAZ: Hayvan tüccarı CAMEKAN: Cam, pencere CAMIZ: Manda CAN ERİĞİ: Yeşil ekşi erik CAN GURTARAN: Can kurtaran CAN KURTARAN: Ambulans CANAK: Tabak CANAVAR: Kurt CANCAĞIZIM: Dostum CANDARMA: Jandarma CAPIT: Bez CAPUT: Bez CAR CAR: Kaba gürültüyle bağırmak CARA: Sigara CARCUR: Fermuar CARILTI: Gürültü CASCAVLAK: Tüysüz hale gelmiş , tüyü yolunmuş , ortada kalmış CASCAVLAK: Sıcaktan aşırı derecede kızarmak CAVA: Birçeşit pirinç CAVLAK: Tüyü dökülmüş, haşlanmış CAVLAMAK: Sıcaktan bunalmak CAVLATMAK: Deriden tüy dökülmesi CAVZITMAK: Vazgeçmek CAYMAK: Vazgeçmek CAZGIR: Kurnaz,açıkgöz CAZI: Argo söz dinlemeyen CAZUM: Kardeş CEBRAİL DANASI: Üzeri giyinik olmayan kişilere söylenen söz CEDELLEŞMEK: Kavga etmek CEHENNEMİN FİNARİ: Cehennemin en alt tabakası, beddua maksadıyla söylenir CELİMSİZ: Zayıf CELLE: Celile CEMBER: Büyük ve yanları işlemeli beyaz yazma CEN CEN: Lüzumsuz karşılık verme CENDERE: Sıkıştırma CENDERME: Jandarma CENGİRDEMEK: Laf kalabalığı ederek, üste çıkmak CEPKEN: Yelek CER CER: Çok konuşan CER ETMEK: Harmandan köy hocasına hak ayırmak CEREME: Bir şeyin sonucu, cezası karşılığı CEREZ: Kuru üzüm CERYAN: Elektrik CET: Ata CEYRAN: Elektrik CIBA: Tiftiği kırkılmış keçi CIBIL: Çıplak CIBILDAK: Çıplak CIBILDAMAK: Kabın içindeki bir sıvının sallanması CİBİLDEMEK: Suyla oynamak CİBİNLİK: Cibindirik CIBIR: Yarı çıplak, züğürt, fakir CİCİ: astanın üzerine sürülen yumurta CİCİGEY: Bir tür göçmen kuş CİCİK: Soğanın üstündeki yeşil kısmı CİCİKLERİ GOYVERME: Üşüme CİCİLİ BİCİLİ: Süslü püslü CİCİLİ, BÜCÜLÜ: Kırmızı benekli basma CİCOZ: Gitmek CIDAV: Uyanık CIDAVUZ: Kurnaz CIDIR: Çevik, atik CIDIR CIDIR: Çok konuşkan, sevimli CİGARA: Sigara CIGIMAK: Kaçmak CIĞSIMAK: Rutubetlenmek CİHAZ: Çeyiz CIK: Hayır, olumsuz, kabul etmemek CIK CIK: Sürahi CİK CİK: Civciv CIKI: Bohça CIKIM: Tarla başı CIKKA: Kadınlar için biraz tatlıca aşağılama CİKLET: Sakız CILBIR: Yoğurt, yumurta, yağ ile yapılan yemek, yoğurtlu yumurta CİLBİR: Yumurta ile yapılan bir yemek türü CILDIR: Canlı anlamlı bakan CILGA: Patika yol CİLLET: Jilet CİLLOP: Çok hoşa giden, harika CIMBILDAK: Oynak CIMBILDAMAK: Kap içindeki bir sıvının sallantı sonucu taşması CİMCİK: Bir çeşit hamur yemeği mantı,çimdik atmak CİMCİKLEMEK: Bir elin iki parmağı ile birinin vücudunu sıktırmak sıkmak CİN: Mukayese edatı. (ufak, küçük)Cin ufakBeypazarı ağzından sözcükleraha küçük (En cin ufak: Çok küçük) CİN PARMAK: El ve ayaktaki en küçük parmak CİNCİK: Misket CİNCİK: Güzel, yeni CİNCIVIT: Aşırı öfkelenmek CİNCOMBALAK: Takla atmak CİNDERMEK: Huyuna uymak CİNDORUK: En üst nokta CINGAN: Çingene CINGANIN OĞLU: Cimri olanlara karşı kullanılan hitap CINGI: Küçük ateş parçası CINGIL: Bakraç CİNGİL: Üzüm tanelerinin birkaçının dalıyla oluşturduğu grup CİNGİLCİ: Cimri , para harcamayı sevmeyen CİNGİLMEK: Düşüp bayılmak CINGIMAK: Kaçmak, dönek, oyun bozalık etmek CİNGİR CİNGİR: Işıl ışıl CINGIRDAK: Çocuk oyuncağı CİNGO: Çinko CİNİBİZ: Küçük sevimli CINIMAK: Döneklik etmek CİNİNİ DERMEK: Yatıştırmak, huyuna göre gitmek CINNIK: Azıcık CİP: Jeep CIPLAK: Çıplak CİPRE: Üzüm posası CIR CIR BÖCEĞİ: Ağustos böceği CIRBIL YOLU:Ağustos böceği İnce yol CİRCİNE: Deri hastalığı CIRCIR:Fermuar CIRCIZ BÖCEĞİ: Geceleri öten bir çeşit böcek CİRET: Yaradan akan irin, sıvı CİRFE: Haram, pis CİRİT: At oyunu CIRLAK: İnce sesli CIRLAMAK: Yüksek sesle konuşmak,bağırmak CIRMAKLAMAK: Tırnakları ile yaralamak CIRMIK: Tırnak izi CIRT: İsal CIRTLAK: Lüzumsuz yere bağıran CIS CIS: Dokunma yapma, elleme CIS DEDİĞİ DAVAR OLMAK: Her söylediğinin olması CISCIBIR: Hiçbir şeyi olmayan CİVCİ: Civciv CİVEK: Küçük taneli yabani üzüm CİVELEZ: Haraketli CIVIK: Çok sulu CIVIMAK: Sıvı duruma gelmek CIVLAMAK: Ufalamak CIYAKLAMAK: Bağırmak CIZDAVAT: Kara lastik CIZGI: Çizgi CIZIK: Çizgi CIZIR CIZIR: Yaşlılar için sağlıklı anlamında söylenir CIZIR CIZIR 7 İyice pişmiş CIZLAMIK: Mes ayakkabısı CİZLAVAT: Soğuk kuyu olarak bilinen ayakkabının astarlısı COGUR COGUR İÇMEK: Küçük çocukların tadını çıkararak biberolda bir sıvıyı içmesi COGUR COGUR ÖPMEK: Küçük çocukları severken sorarak sıkıca öpme okşama COLUK: Hindi COMBAZ: Hayvan alıp satan CONMAK: Uçmak COSBOL: Bolalmış COŞ: Meyveden yapılan bir komposto , hoşaf COYDURMAK: Ani karar vermek COYMAK: Caymak COZLATMAK:Vazgeçmek İğne vurmak, parasını veya malını almak COZUR CUZUR: Ferahlaya ferahlaya içmek CÖDÜRMEK-CAYDIRMAK: Karar değiştirmek CÖNGÜL GÖNGÜL: Suya doymuş CÖNGÜLTÜ: Davet , yemek verme CÖVELTMEK: Dudakların büzülerek uzatılması CÖVHER: Cevher CÖVÜZ: Ceviz CUĞARA: Sigara CUMALIK: Ustaların kullandıkları peştamal CURU: Sulu CURU YAĞ: Sıvı yağ CUVARA: Sigara CUVAZIM: Yakın dostum CÜMBÜL CEMAAT: Topluca, herkez CÜME: Cuma CÜMERTESİ: Cumartesi CÜRÜTMEK: Pısmak CÜYÜKLEMEK: Soguktan büzüşüp beklemek ÇABUT: Bez (kumaş) ÇAĞLA: Olgunlaşmamış meyve ÇAKI: Küçük cepte taşınabilir bıçak ÇAKIL: Çamursuz ve harçsız örülmüş taş duvar ÇAKILDAK: Koyunların kuyruğundaki kalan pislik ÇAKILGA: Ardıç, çalı ÇAKILI: Tıka basa dolu ÇAKIRGAYA: Su kenarlarında bol olan sert ve küçük taş ÇAKIŞIR: Kadınların giydiği don ÇAKMA: Bir şeyi düzeltme ÇALACAK: Yoğurt mayalamak için saklanan bir miktar yoğurt ÇALAK: Tırpanın açtığı yol ÇALÇAPUT: Eski bez parçası ÇALI: Dikenli ağaç ÇALIM: Fiyaka ÇALINMAK: Sürünmek, dolaşmak ÇALKAMAK: Savurmak ÇALLIK: Eski gelinlik ÇAM BARDAĞI: Ağaçtan , özellikle çamdan yapılan su kabı ÇAMIR: Çamur ÇANAK: Çömlek ÇANDI: Yüksekçe oturma yeri ÇANGIL ÇUNGUL: Düzenli olmayan yerler için kullanılır ÇANTI: Çatı, evin üst kısmı, ahşap evlerde işlenmeden bırakılmış üst kat ÇANTI ARASI: Tavanarası ÇAPAÇOR: Dağınık , pasaklı , karışık iş yapan ÇAPAÇUL: Pasaklı, önemsenmeden yapılan iş ÇAPAK: Göz pınarında biriken suyun kurumuş şekli ÇAPAR: Sarı kişi ÇAPIT: Bez ÇAPIT BEZ: Patiskadan yapılan kadın örtüsü ÇAPRAZ: Düğme ÇAPUN: Japon ÇAPUT ÇAPIT: İşe yaramaz bez parçası ÇAR: Hasse ve patiskadan yapılan kadın örtüsü ÇAR ÇEPEL: Çalı çırpı ÇAR ÇUR: Fene ÇARA: Balgam kıvamında sıvı akıntı ÇARA: Koyunlar kuzuladıktan sonra son atar ona çara denir ÇARÇABUK: Hızlıca ÇARDAK: Eski ahşap evdeki salon ÇARDAK PALASI: Bez ÇARDAKİ: Çatı ÇARIK: Sığır derisinden yapılmış ayakkabı ÇARİNNE: Çatallı iğne ÇARLIK: Beyaz bez üzerine yapılmış işleme ÇARUK: Ayakkabı ÇAŞI: Çarşı ÇATAN: Tavan ÇATIRIM (AYAZ): Dondurucu soğuk ÇAY: Akarsu ÇAY DÖKMEK: Yeni çay koymak ÇAYAN: Akrep giller ÇAYIR: Çimenli arazi ÇAYSIRA GİDİP, YOL SIRA GELEN: İhtiyaçları, siparişleri almadan unutup gelen kişi için söz ÇEBİÇ: Keçinin iki yıllık yavrusu ÇEBİŞ: Oğlanın büyüğü ÇEHRE: Yüz, sime ÇEKEL: Saban temizleyen alet ÇEKELEZ: Sincap ÇEKİ: Terazi ÇEKİÇ GAFALI: Sabit fikirli ÇEKİŞMEK: Münakaşa etmek ÇELÇEPEL: Çalı çırpı ÇELDİRMEK: Çekiştirmek ÇELEBA: Kocanın erke kardeşi ÇELEN: Ağırbaşlı, hızlı, hareketli, ayağı tetik ÇELİK: Bir karış büyüklüğünde fazla kalın olmayan ağaç parçası ÇEMBER: Yuvarlak demir veya kalın telden yapılmış çocuk oyuncağı ÇEMBER: Yazma ÇEMÇEM: Çok konuşan ÇEMKÜRMEK: Hiddetli ve durmadan bağırmak, söylemek ÇEMRENME: Acele etme ÇEN ÇEN: Çok konuşan ÇENCİRE: Tencere ÇENE ÇALMAK: Vakit geçirmek için veya konuşarak oyalanmak 7: Zararlı istenmeyen sözleri konuştuğu için beddua etmek ÇENİK: Yarımın çeyreği ÇENİS: Çeyiz ÇENİZ ASMAK: Çeyiz sergilemek (Gelinlik kızın evleneceğe kadar yaptığı eşya) ÇENTE: Çanta ÇENTİK: Bir yere yapılan işaret ÇEPEL: Ot artığı, ufak çöp parçası ÇEPEL EKİN: Buğdayın harman yerinde sona kalan toz toprakla karışık kısmı, tavuk yemi ÇEPELLİ: İçinde çöp parçaları olan ÇEPİÇ: Keçinin iki yıllık yavrusu ÇEPİN: Çapa ÇEPİŞ: İki yaşındaki keçi ÇERÇİCİ: Seyyar satıcı ÇETELE: Nohutu yaş iken pişirmek ÇEVRE: İşlemeli baş örtüsü ÇEVRESALTA: Kabarık dikişli , işlemeli üst elbisesi ÇEZMEK: Çözmek ÇIBIR: Çıplak, yarıçıplak, züğürt ÇİBİRE: Üzüm şırası ÇİÇEKLİK: Duvarda kireç veya tahtadan yapılan ufak sundurma ÇİÇİ: Keçi yavrusu ÇIDIR: Çevik ÇIDIRMAK: Çıldırmak ÇİFTEKIRA: Tüfek ÇİĞ: Pişmemiş ÇİĞ: Gece toprağa düşen yaş ÇİĞ YOĞURT: Sütün mayalanmasıyla oluşan yoğurt ÇİĞİNDİRİK: Bulamacın top top olması ÇIĞIR: Söyle ÇIĞIRMAK: Söylemek(yüksek sesle çağırmak) ÇIĞIT: Lohusanın yüzündeki leke ÇIĞLAMA: Evin tahta döşemesinin üzerine topark serme ÇIĞSAK: Nemli ÇIĞSAMAK: Nemlenmek ÇIĞSIK: Nemli, rutubetli ÇIĞSIMAK: Terleyecek gibi olmak, rutubet alması ÇIĞSIMIŞ: Bayatlamış ÇIK ÇIK: Sülahi ÇIKARTMA: Balkon ÇİKERDEK: Çekirdek ÇIKI: Azık torbası ÇIKILAMAK: Düğümlemek, sarmak, bağlamak ÇIKIM: Biçilecek arpa ya da buğdayın bir uçtan öteki uca kadar olan kısmı ÇIKIM: Tarlada çalışan işçilerin yanyana durarak çalışmasıyla alınan mesafe ÇİKİN: Çirkin, nazar değmesin diye çocuğu severken söylenen ssöz ÇIKIŞTIRMAK: Ser konuşmak azarlamak ÇIKMA: İşe yaramayan meyve veya sebze ÇILBIK: Koyu olmayan yoğurt ÇILBIK YOĞURT: Çiğ yoğurt, süte mayalama yapılarak hazırlanan yoğurt ÇILDIR: Kesimiş dal parçası ÇİLENTİ: Çok az yağan yağmur ÇİLİNTİ: Çok az yağan yağmur ÇILK ÇIKMAK: Bozulmuş yumurta ÇİLLENMEK: Küf tutmak ÇİLME: Çiğne, ağzında parçala ÇILSIMCIK: Rutubet alması ÇILTAK: Zan altında bırakmak ÇİLTE: Minder ÇİMDİRMEK: Yıkamak ÇİMGE: Bir tutam ÇIMIŞKI: Hediye ÇIMKI: İnce değmek ÇİMMEK: Yıkanmak ÇİNCERE: Tencere ÇİNDORUK: En üst nokta ÇINGA: Çinko tabak ÇINGI: Ateş parçası ÇİNGİL: Üzümden bir parça ÇİNKOV: Emaye kap ÇİNKOVA: Dam örtüsü ÇİPİL: Verimsiz veya kalitesiz toprak ÇIPKI: İnce söğüt sopası ÇIRA: Yanı ÇIRAKMAN: Yetiştirilecek kişi ÇİRİŞ: Gözde oluşan pislik ÇIRITMAN: Yetiştirmek, yetiştirecek kişi ÇİRK: Hayvan gübresi ÇIRPI: Dalın kesilmiş uçları ÇIRPMAK: Sallamak,çalkalamak ÇİRTEN: Yağmur suyunun aktığı yer ÇİRTEN: Ahır kenarına çekilen tel ya da duvar ÇİSENTİ: Hafif yağmur ÇİT: Çalı çırpıdan oluşan engel ÇIT ÇIT: Birbirine geçmeli bir düğme çeşidi ÇITAK: Depeli arkası köylerine söylenir ÇİTÇİ: Çiftçi ÇITÇIT: Karşılıklı birbirine geçen düğme ÇİTELE: Ov ÇİTİ: Sepet, leğen ÇİTİLEMEK: Çamaşırı elle ovmak ÇITIR PITIR: Patlayabilen , ses çıkaran fişek , maytap vb.nin tümü ÇITIR PITIR BAYRAMI: Üç ayların girişi ÇİTİRİK: Bir çeşit ağaç ÇITLAK: Eski kapılarda dilli anahtar ÇITLAT: Engel, zan ÇİTLEK: Kabuklu yemiş, düğme ÇİTLENBİK: Narin ÇİTMEK: Yamamak , dikmek ÇİTMES: Hayvan tepmesi ÇIYAN: Akrep ÇOBAN TANASI: Küçük taneli dolu ÇOĞAN:Kimyasal madde yapımında kullanılan kısa boylu köklü bir bitki ÇOĞAŞLAMAK: Kısa süreli uyumak ÇOKCA YEMEK: Aşırı fazla ÇOLAK: Sol elini kulanan kimse ÇOMAK: Odun parçası ÇON: Kalça, sırt ÇORAÇ: Üzeri olmayan ÇORAK: Verimsiz yer veya toprak ÇORAŞ: Bir işi önemsemeden yapan kimse ÇOTUK: Çok kalınlaşmış kurumuş kökler ÇOTURA: Ağaçtan yapılan içine su konulan kap ÇOVALDI: Çoğaldı, arttı ÇOVAŞ: Sabah güneşi ÇOVAŞLAMAK: Güneşlenmek ÇOVATMAK: Çoğaltmak ÇÖDÜRÜM ÇÖŞ: Tahteravalli ÇÖĞDÜRMEK: Ağdırmak ÇÖĞMEK: Dolduruşa gekmek ÇÖKÜN: Otur ÇÖLMEK: Çömlek ÇÖMÇE: Ağaç kepçe ÇÖMELEN: Yer fasulyesi ÇÖNGÜL ÇÖNGÜL: Çok dolmuş ÇÖNMEK . Yarı oturmak ÇÖPÜRDÜK: Pürüz sıkıntılı ÇÖRÇÖP: Pislik, küçük odun parçaları ÇÖRTEN: Su oluğu ÇÖVDÜRMEK: Dengesiz durmak ÇÖVE ÇÖVE DURMAK: Yürümeye yeni başlyan çocuğun ayaktadurması için söylenen söz ÇÖVÜRMEK: Çevirmek ÇUKULATA: Çukolata ÇUL: Kilim türü kaba giysi ÇUL ÇABUT: Parçalamış bez kumaş ÇUVALDUZ: Büyük iğne ÇÜK: Erkek cinsel organı ÇÜKÜNDÜR: Pancar ÇÜKÜNDÜRÜK: Şeker pancarının kaynatılmış hali DABAN: Döşeme tahta DABAN: Çeltik ekilen alet DABANCA: Tabanca DABBASAN: Neliği belirsiz DADA GETMEK: Bir şeyi sürekli başına kakmak DADAN: Ağaçta yetişen, çitiriğe benzeyen tatlı yemişleri olan bitki DADANMAK: Alışmak DAGAR: Hektar DAGGA: Dakika DAĞBAZLAMAK: Durduğu yerde duramamak DAĞDAN: Isırgan otu DAĞLAMAK: Vurmak DAĞLAN: Isırgan otu DAĞLAYAN: Isırgan otu DAĞSALI: Dağlık köy topluluğu DAHA, DAHACIK DİHA: Gösterme, işaret etme, başka yokmu? DAHACIK: Yakını gösterme DAHRA: Takım DAHTEREVALLİ: Kaldıraç DAKI: Ziynet eşyası DAKILMAŞ, TAKIM AŞ: Kesici alet DAKIM: Yemeğin çorba, et yemeği, dolma, tatlı, pilav, hoşaf veya sıra ile ikramı DAKKA: Dakika DAKLAŞMAK: Sataşmak DAL: Ağaç DALABA GELMEK: Çiftleşme zamanı gelmek DALAK: Arı oğulunun sepette ilk yaptığı boş petek DALAMAK: Hafif etkileyecek şekilde yakmak DALANMAK: İncitma, incinmek DALAP: Hayvanların çifleşme zamanı DALAŞMAK: Kavga etmek DALBIZLAMA: Acele etmek, sıkıntı içinde uğraşmak DALDI: Kirlendi, battı DALDIRMAK: Suya dömmek DALGIN DALGIN: Dolu dolu DALIM AĞRIDI: Omuzun ağrıması DALINA BİNMEK: Omuzuna binmek DALLARI AĞRIMAK: Omuzları ağrımak DALMAK: Böcek sokması DAM: Ahır, düz çatı DAMA: Mayalı, mayasız hamurla yapılan bir tür çörek DAMAĞI: Nezle DAMARINA BAŞMA: Hoşlanmadığı davranışta bulunma DAMBAŞ: Toprak örtülü çatı DAMBAŞI: Balkon DANA: Erkek sığır DANGALAK: Saygısızca konuşan, patavatsız DANGIRDAMAK: Kafa ağrıtıcı konuşma DANIŞIKLI DÖĞÜŞ: Aynı fikirde olmak, önceden planlamak DAPCIK: Kabuk DAR: Pekmek ocağında, şıra konulan hazne DARABA: İnce tahtadan çakılmış üzerine sıva konulan bir bölme DARAK: Tarak DARANMAK: Taranmak DARCUK: Küçük bez torba DARGAMAK: Aralamak, ayırmak DARILMAK: Küsmek DARIZAMAK: İncelmek, nazelmek DARTI: Tartı DASTALLI: Pasaklı DAŞ: Taş DAŞIN KATISINI YE: Yemeği beyenmeyen kişi için söylenir DAŞINDI: Taşındı DAŞIRA: Tuvalet DAŞŞAK: Hayalar, yumurtalıklar DAŞTAHDA: Okulşlardaki tebeşirle yazılan siyah tahta önü DAŞURA: Tuvalet DATLI: Tatlı DATLI KİREÇ: Bir cins alçı DAVAR: Küçük baş hayvan keçi, koyun gibi DAVAR EVİ: Koyunların koyulduğu yer DAVINA GELESİCE: Ölmesi temenni edilen beddua DAVŞAN: Tavşan DAVŞAN: Tavşan DAVUL BİLEDENGİ DENGİNE: Kız istemede sosyal ve kültürel durumları eşit olması DAVULMA: Ayrılma DAVUNA GELESİCE: Sinirlendiği zaman karşı tarafa söylenen söz DAVUTMAK: Dağıtmak DAYAKLAMAK: Kapıyı içeriden emniyete almak,kilitleme DAYAMAK: Her hangi bir şeyi yere yaslamak DAYFALMAK: Bayılma, içinin bir hoş olması DAYYON: Diyorsun DAYZA: Teyze DAYZA UŞAĞI: Teyze çocuğu DAZA: Teyze DAZLAK: Tahta DAZLAK: Başı kel olan DE: Hadi,çabuk olmak DE BAKAM: Hadi söyle bakalım DE DAHA: Yakını gösterme DE HORDA: Şurada DEBELENMEK: Yerde yuvarlanmak DEBİL DÜBÜL: Sıkışık vaziyette DEBİLDEMEK: Ayakları ile tepinmek, yattığı yerde başkasını rahatsız etme DEBME: Sıkıştırma DEDELEK: Bostanlarda hayvanları korkutmak için yapılmış korkuluk DEDİDİ: Söylemişti, demişti DEDİĞİ DEDİK ÇALDIĞI DÜDÜK: İnadından, söylediğinden, sözünden asla vaz geçmeyen DEGAR: Tarla dönün DEĞDİRMEK: Temas ettirmek DEĞİŞ TOKUŞ: Alışverişte takas DEĞNEK: Küçük sopa DEH DEYE DEYE EŞEK NE KADAR GİDER: Zorlayarak, üsteleyerek bir iş yürümez, kendinden olmalı DEHOL: Defol DEKGELME: Uygunluk (Tpatıp uygunluk) DEKİ: Hayvanın kara et kısmı DEKLEŞTİRMEK: Toplamak DELBEDER: Fakir, düzensiz DELİ DÜŞÜNDÜĞÜNDE: Yaptığı işin etrafındakilere zarar verebileceğini K EŞİNDİĞİNDE düşünmeyen dengesizce hareket eden kisi DELİ ESPİRE: İşine geldiği gibi konuşan kişi DELİ GEÇİ: Yaramz kız DELİ GÜLLÜ: Çok süslü DELİGANLI: Delikanlı DELİKLİ: Kalbur DELİL: İspat etme, rehber, yol gösterici, yardım eden DELİNMEYO: Delimiyor, delemedim DELLAL: Bir haberi duyurmak için bağıran kişi, Bld.anonsu, ilanı DELME: Delik açma DEMETLEMEK: Tasarruf etmek, kontrol etmek DEMİ: Değil mi? DEMİ , DİMİ: Öylemi , tamam mı DEMİN: Biraz önce DEMŞEK: Yaramaz çocuk DENDİMİ: Söylendimi DENE: Tane DENETLEMEK: Kontrol etmek DENK: Örüşmüş büyük sebet DENKLEME: Ayarlama DENSİZ: Düşük konuşarak düşük iş yapan münasebetsiz hareket eden DEPE: Tepe DEPELİK: Başa takılan gümüş ziynet DEPEMDE: Başımda DEPENE VURURSAM DİLİNİ İSSIRDIRIM: Suz artık söyleyip, tekrar edip durma anlamında beddua DEPKİ: Belin tekme vurulan ağaç kısmı DEPME: Tekme DEPMİK: Tekme DEPREŞMEK: Aklına gelmek DEPTİ: Hayvan vurması DERE KAŞI: Uçurum kıyısı DERİN: Söylüyorum, anlatıyorum, diyorum, yüksekliği kıyaslandığı şeyle çok olan DERLEMEK: Düzeltmek DERMEK: Toplamak DERNEK: Düğün DERT BULAŞMAKTANSA BOK: Beladan uzak durmak, çekinmek DESTE: Vazo DESTİ: Topraktan pişirilerek yapılmış su kabı DESTUR: Dikkatle, temenniyle başlama sözü DEŞİLESİCE: Karnın açılması parçalanması bedduası DEŞİLMEYESİCE: Karnın açılmasını istemeyerek beddua etmek DEŞİRMEK: Toplamak DEŞMEK: Eşmek DEŞTİL DEŞTİL: Karnı büyük hamile kadın DEVE 1 AKÇE ALAMAM- DEVE 10 AKÇE GETİR ALIRIM: Parası yokken ucuzda olsa almayan, parası varken çok pahalıda olsa alabilen için DEVE TABANI: Bir nevi bitki DEVİRE GİTMEK: Ölen kişiye öldükten sonraki ilk üç gün dua için sabah namazına gidip duada bulunmak DEVRENCİK TOPRAĞI: Bulaşık yıkamada kuallanılan kirli toprak DEVRET: Bahçe kapısı DEVTER: Defter DEVTERİ DÜRÜLESİCE: Kızgınlık anı söylenen söz DEYHA: İşte DEYİN DEYİN UNUDURUN: Söyleyeyim diyorum unuduyorum DEYİRMEN: Değirmen DEYNEK: Sopa, baston DEYNEKÇİ: Bir işin organizesini sağlaması için anlaşma yapılan kişi DEYUS: Namuslu iş yapmayan DEYVEMEM: Söylemem, anlatmam DEYVER: Söyle DEYZA: Teyze Dİ YORA:. Bir yere tarif için işaret etme DİBABİ: İşini bilen bir işin erbabı DİBABI: Kurnaz DİBBİDİ: Kısa bacaklı DİBEK: İçerisine buğday vb. konularak ezilen kap DİBEK: Ortası çukur bulgur dövülen taş DİBEKLİK: Bulgur , tarhana gibi şeylerin yapıldığı , kurumaları için serildiği alan DİBELEK: Ekinin kavrulmuş halini dövmeye yarayan tahta alet DIBIL: Köpek yavrusu DIBIL DIBIL: Yavaş yavaş yürüyen DİBİŞ: Köpeği şağırma şekli DİDABAN: Tarla bekçisi DİDDİRİ: Dengesiz DİDE: Dede DİDEÇLEMEK: Parçalamak DİDELEMEK: Yumuşak bir bütünü parçalama ayırmak DİDİRMEK: İnce bir delikten fışkırtmak DİDİRMEK-DİĞDİRMEK: Küçük abdest bozma, sıvının bulunduğu yerden yavaş akışı DİDİŞMEK: Kavga etmek DİĞDİRMEK: İşemek DİĞREN: Sap tutmaya yarayan demir araç DİHA: Orada DİK: Atların gözlerinin bağlanarak koşulduğu içinde buğday ezilen yer DIKADIM: Kapattım DIKAMAK: Kapatmak DİKİ: Hayvanların baldırındaki et DIKILMAK: Göçüp ölmek DİKİLMEK: Ayağa kalkmak DİKİM: Lokma DIKIM: Yenilen yiyecekten arta kalan DIKMAK: Yemek yemek DİKME: Fidan DİLBURAN: Vakti geçmiş meyve DİLBURMA: Köylerde göze kaçan pislikleri dil ile alma yöntemi DİLDİRİM: Gzel , hoş DİLDİRME: Büyük ağacı dalı kullanılabilir şekilde kestirmek, tahta yaptırmak DİLLEMEK: Dedi kodu etmek DİLME: Kesme DİMIT: Hayvana sarılan odun yükü DİN: Çorap ve trikotajda ilmek DIN DIN: Herşeyden nem kapmak ağlamak DİNAMA: Elektrik motoru DİNELEK: At sineğinde sığırın kuyruğunu kaldırıp koşması DİNELME: Karşı gelmek DİNELMEK: Dikilmek DINGIDI: Çalgı DİNGİL TOKMAK: Takla atmak DİNGİLDEK: Eğreti DİNGİLDEMEK: Ayakta zor durmak DINGILMAK: Birden yıkılmak DİNGİLMEK: Düşmek , ölmek DINGIRDAMAK: Alay etmek, önem vermemek DINGIRDAMAK: Boş yere gürültü yapmak DINGIRT: Gereksiz ses çıkartan kişi DINGIRTI: Kulağa hoş gelmeyen gürültü DINNAK: Tırnak DİP BİNADAN: İptidadan, başlangıçtan DİP KIYI: Her yer DIRACA: Büyük bir kimseye karşı beklenmedik cevap verme karşı çıkma DİRAN: Dirgen DİRECEN: Destek verilen ağaç DİREŞMEK: Karşı koymak DİRGEN: Tarım aracı DİRİ YAĞ: Susam DİRLİK: Geçim düzen DİRLİKSİZ: Geçimsiz, huysuz DIRMIK: Tırmık DIRNAK: Tırnak DIRNAKSIZ-TIRNAKSIZ: Düşünsesiz hareket eden sonunda başkasına zararı dokunan DIRTLATMAK: Ossurmak DİŞ GÖLLESİ: Çocuğun ilk çıkan dişi için yapılan gölleli merasim DİŞEMEK: Kızmak, aletin ağzını eğelemek DİŞİ GÜZEL: Sansar veya gelincik hayvanı DİTMEK: Yumuşak bir bütünü parçalama ayırmak DİTMEK: Paramparça ayırmak DİTTİRİ: Yere konulan iki taşın üstündeki çomağı çelme ile oynanan bir oyun DIYDIR DIYDIR: Kısa olan DİYHA:: İşte DİYORA: Orası , şurası DİZEME: Tahtadan yapılan çit DIZIR DIZIR: Sapasağlam DODTİRİ: Kısa kuyruklu şalvar DODUK: Aşağılama DOKTUR-TOKTUR: Doktor, hekim DOKUMAK: İşlemek, ceviz hasadı.azarlamak kızmak DOKUZ KAYA: Top ve dokuz adet üst üste konabilen küçük taşla oynanan oyun DOLAK: Atkı DOLAMA: Parmak uçlarında çıkan iltihaplı yara DOLAMAN: Bir nevi mantar DOLAMAN: Kırlarda yetişen bir mantar türü DOLAŞIK: Karışık, karışmış olan DOLBAZLAMAK: Durduğu yerde duramamak DOLMA: Yaprak sarması DOLMA BEBERİ: Dolma biberi DOLMA İÇİ: Yaprak içi DOLUKMA: Kolda ya da bacakta oluşan laktik asit birikmesi DOMATİS: Domates DOMBAY: Domates Manda DOMBOK: Cahil,hiçbir şeyi bilmeyen DOMDOM BÖCEĞİ: Siyah böcek DON: Yöreye mahsuz kıyafet DON ELİN,GÖYNEK ELİN-BİZİM KÖYE DÜĞÜNE GELİN: Herşey emanet iş yapıyoruz DON KESMEK: Bitkilerin soğuktan bozulması DONBARA: Fazlasıyla şiş DONLUK: Don dikmek için ayrılan çeşitli kumaş DONUK: Bulanık,parlak olmayan DONUZ: Domuz DONYAĞ: Hayvanın iç yağı DORAMAK: Parçalamak, kesmek DOROTU: Dereotu DORU: Falan DORU: DOĞRU DORUK: Tepe DOZER: Kepçe DÖBÜL BÖBÜL: Paytak paytak(yeni yürümeye başlayan çocuklar için söylenir) DÖKEGOMİYESİCE: Bir tür kızma DÖKÜLE KALSIN: Kala kalsın boşa gitsin anlamında beddua DÖL: Yavru DÖL ATMAK: Rahat DÖL BAŞLADI: Kuzulama başladı DÖL DÖKMEK: Randıman vermek DÖL TUTMAK: Koyunların kuzulamaya başladığı zaman DÖLEK: Rahat DÖLEK: Kabarıntı teşkil etmek DÖMBEK: Gergin deriye kasnak geçirilerek yapılan çalgı DÖMELMEK: Kabartı teşhir etmek DÖNBEK: Tef DÖNBELEK: Darbuka DÖNBELEKÇİ: Dalkavuk DÖNÜM: Tarlada hektar DÖŞEĞİ KABA BULMAK: Gittiği yerde rahat eden, yapılan ikram ve hürmetten memnun kalan kişi DÖŞŞEK: Yatak DÖŞÜMEK: Elma, armut vb. meyvaları toplamak DÖVECEK: Sarımsak döveceği DÖVEÇ: İçindeki sarımsak ezilen kap DÖVEK: Dövelim DÖVELEÇ: Katı maddeleri ezmeye yarayan alet(Havan) DÖVME: Pekmezin katılaşmış hali, ağda DÖVÜŞMEK: Kavga etmek DUBAKAM: Biraz bekle acele etme DUDAK BOYASI: Ruj DUKUZ ÇARŞAMBA BİRARADA: Bütün işlerin aynı ana sıkışması, denk gelmesi DULDA: Güneş görmeyen DULUK: Şakak, avurt, kulak arkası DUMA: Öksürük DUMA TUTTU: Nöbet halindeki öksürük DUNUK: Mat DURGUTMAK: Durdurmak DUT ÇARŞAFI: Dut ağaçlarından dut çırparken kullanılan büyükçe çarşaf DUT ÇIRPMAK: Dut ağacının meyvelerini yemek için büyük bir örtüye silkmek DUTAMAK: Sığınılacak yer DUTMAK: Tutmak DUTUVERİN Nİ?: Tutuverir misin? DUVAK: Gelin örtüsü DUZ: Tuz DUZ GABA: Tuz konulan kap DUZ KİL PARASI OLMAK: Para olarak borcunu ödeyerek kişinin borcunu az az ödediğini anlatmak DÜĞE: Dişi inek yavrulamamış DÜĞEN: Harman aracı DÜĞÜN AŞI: Yoğurtlu çorba DÜĞÜN EBESİ: Düğüne çağıran düğün davetiyesi dağıtan kişi DÜKKAN: İş yeri büro DÜNDERME: Çatı çatı arası DÜNEMEK: Kuş cinsinin uyumak için konduğu yer DÜNÜR: Evlenen gençlerin anne ve babaları DÜRMEK: Katlamak ,oradan kaldırmak,tostoparlak yapmak. DÜRÜ: Hediyelik giysi DÜRÜLMEK: Tostopar katlanmak DÜRZÜ: Utanmaz, sevilmeyen iş yapan DÜŞEYAZMAK: Düşmek üzere olma DÜVE: Dişi inek DÜVEN: Harman aracı DÜZ: Yaz DÜZÜLMEK: Süslenmek, üst baş almak E BAKAM: Demek öyle, tamam öyle olsun EBANİM: Doğum ebesi EBE: Büyük anne, çocuk oyunlarında sorumlu kimse EBELEMEK: Çocuk oyununda dokunmak, görmek, yakalamak EBEM EKMEĞİ: Madımak EBEM SUDAN: Çocukların toprakla oynadığı oyun türü EBEN BOHÇASI: Papatya EBESİNİ GÖRMEK: Kötü bir sonuca varmak , ölmek EBESÜT: Un ve sütten yapılan özel ekmek EBİCCİ: Eli sıkı, azar azar veren EBİL KABIL: Rasgele EBRİMEK: Eskimek EBUSUT: Ebusut efendi (Hiçbir kötü hareketi yok) EBÜR CÜBÜR: İncir çekirdeğini doldurmaz ECCİCİK: Azcık ECCÜCÜK: Azıcık, bir parçacık, çok az ECCÜK: Az biraz ECCÜK SÖBE EMME NÖRMEL: Yükü biraz uzunca ama normal ECİR: Tuhaf, acayip, sabır ECÜK: Küçük ECÜK CÜCÜK: Bozuk çürük EDEN: Ben EDEVAT: Tamir için kullanılan takım, takımlar EDİK: Çocuğun ayakkabısı EDİK: Delikli naylon çocuk ayakkabısı EDİRAF: Etraf, çevre EDÜK: El örgüsü yarım çorap EFE: Kabadayı, kaba kuvvetle geçinen kimse EFİL EFİL: Serin esmek EĞİŞMEK: Yatkın EĞLEMEK: Durmak EĞLEŞMEK: Oyalanmak EĞMENE, MEŞMENE: Gönülsüz ve çok ağır tarzda EĞRELİ ÇEHRELİ: Asık suratlı EĞREN: Sudaki anafor EĞRETİ: Benimsenmeyen, geçici EĞSERİ: Küçük çivi EĞŞEK: Eşek EĞŞİ: Ekşi EHTİ: Sonradan görme EHTİYAR: İhtiyar, yaşlı EKE: Kabadayı EKİN: Buğday EKİN KELLESİ: Başak EKİŞ: Buğdayı ezmede kullanılan , altına keskin taşlar çakılan araç EKİŞ YAPMA: Ekin ekme EKLEME SAPLAMA: Yarım yamalak EKLEŞMEK: Musallat olmak,takılmak EKMEK BALIĞI: Bayat ekmek dilimlerinin hamura bulandırılarak kızgın yağda pişirilmesi EKMEK EVİ: Aşhane, kiler EKSİ: Aksi EKSİK ETEK: Kadın EL: Yabancı EL ADAMA TÜRKÜ YAKAR: El adama ne der?Arkasından konuşur EL EŞ: Dost arkadaş EL FENERİ: Işıldak EL LAMBASI: Fener EL ÖPMELİK: Armağan vermek EL PALASI: Bir şey yedikten sonra elleri silmek için ıslak ve kuru bez EL VERMEK: Bir işde ehil olan kimsenin sanatını, marifetini başkalarına öğretmek ELBEZİ: Sürgüç ELBİS TAVUĞU GİBİ: Yabani ELDEN: Başkasından, yabancıdan ELEK: Eleme aleti ELEMSEMA: Gökkuşağı ELETMEK: Götürmek ELEZGİ: Kilit ELİ BELİNDE: Balkonların altına konulan destek ELİ İLE GETİRDİĞİNİ KARNI İLE GÖTÜRMEK: Kendi getirdiğini kendi yemek ELİ OSMAN: Ali osman ELİF ELİF: Serin esmek ELİMDEN ATAYAZDIM: Elimden az daha düşürüyordum, tutamadım ELİN GICIR GICIR EDERSE CEBİN ŞIKIR ŞIKIR EDER: Çalışırsan para kazanırsın ELLEDEN: Başkalarından ELLEK: Kalleş kaypak ELLEME: Dokuma, yaklaşma, oynama ELLERİM DONDU DA BUYDU: Soğuktan çok üşümek ELLEŞMEK: Birlikte tutmak ELLİK: Eldiven ELLİKLEME: Yolunmuş bir tutam yaprak, ot ELLİKLEME: Yolunmuş halde bulunan nohut ya da mercimek ELMA: Alma ELTİ: Erkek kardeşlerin hanımları EMECEN: Küçük kertenkele EMENDİRMEK: Yormak EMENKESE: Bir cins erik EMENMEK: Varmak EMESKENE: Bir cins erik EMİ?: Tembihleme manasında EMİŞTİRMEK: Koyun, keçi ve sığır yavrularının annelerinin yanına bırakıp, emxirmek EMİZE GİDİYOZ: Evimize gidiyoruz EMME: Ama EMMİ: Amca EMMİ UŞAĞI: Amca oğlu EMMOOĞLU: Amca oğlu EMNANİM: Emine kadın EMNE: Emine EMSAL: Yaşıt eş denk EMSİZ: Önemsiz EMZADE: Amca çocuğu EMZİK: Herhangi bir sıvıyı dökmek için yapılan uç EMZİK: Süt kardeş EN: Hayvanların kulak delinerek veya kesilerek işaretleme EN CİN: En ufak ENBELA: Kolay kolay ENDİRİN: İndirin ENELTER: Anahtar ENEZE: Ağır hareket eden, mızıldıtı ENGEBE: Engel, mani, küçük tepe veya tümsek ENGEME: Set ENGİN: Alçak ENİK: Köpek yavrusu ENİNE ALMAK: Üstüne görev saymak ENLEMEK: Küçükbaş hayvanlara yapılan işaret ENMEK: İnmek ENNİNE ALMAK: Yanına almak yanına kesmek üstüne görev almak ENSERİ: Büyük çivi ENSİN: İnsin ENSÜKLÜ: Çocuk ENSÜN: Elbette ENTARİ: Elbise ENTERE: Gömlek ENTERESE: Alaka ENTERESE ETMEK: İlgilendirmek ENTERİ: Entari ENÜK: Köpek yavrusu EPEK: Ekmek EPİŞEK: Yapışkan sırnaşık EPSEM: Bir çesit küçük sinek, kaynamış şeker pancarı ERDEN: Sabah erkenden, vakitlice EREZİ: Kapı kiliti EREZLE: Eski kapılara takılan zincirden kilit EREZLEMEK: Kilitlemek ERGENİ: Yetişkin olan insan ERİNMEK: Üşenmek ERİŞMEK: Uzanmak ERİŞTE: Evde yapılmış, şehriye yerie hamur kurusu ERKEÇ: Besili erkek keçi ERKEN: Sabah ERMEK: Maksada ulaşmak, kavuşmak ERNİMEK: Eskimeye yüz tutmak ERÜK: Erik ESAME: Belirti, alamet, iz ESAN: Dingil ESBAB: Yıkanacak çamaşırlar, sebep ESE GALMAK: Musallat olmak müptela olmak ESELEMEK: Herşeyi düzgün yapmamak ESERİ: Büyük çivi ESGİN: Hafif rüzgar ESİ: Yarısı yanmış odun ESİRAN: Tavada yapılan yemekleri çevrimeye yarıyan hamur kazma aleti ESİRGEMEK: Sakınmak ESİRİK: Ne yaptığını bilmez ESİRMEK: Şımarmak ESKER: Asker ESKİ KULAĞI KESİKLERDEN: Yaşanmış tecrübesi ve bilgisi olan kişi ESKÜ: Eski evlerde odalardan biri ESMEK: İstemek ESMEK: Üzerine gelmek , biriyle sürekli uğraşmak ESSAH: DOĞRU ESSAHTAN: Sahiden ESSALATİ: Durup dururken , aniden ESSAN: İhsan ESTİL ÜSTÜL: Rsat gele , dikkat etmeden ESTÜR-ÜSTÜR: Rasgele ESÜK: Eksik ESÜKLÜ: Kadın EŞ ETMEK: Uzatmak EŞEK ARISI: Yaban arısı , bal arısının büyüğü EŞELEK: Meyve artığı EŞET: Çok ağır EŞGİÇ: Ateş karıştırıcı demir EŞİ: Ekşi EŞİ Şİ EYŞİ: Bir şeyi benzeri, aynısı, hayat arkadaşı, ekşi olan EŞİGIZA: Gelinin kız kardeşi EŞİK: Kapı giriş alt kısmı EŞİK: Kapı altı tahta EŞİNMEK: Ayaklarıyla toz çıkararak toprağı karışmak EŞME: Pınar, bir yeri kazmak EŞOĞLAN: Damadın erkek kardeşi EŞŞEK: Eşek, yüksek yere çakmak için çakılan 3 veya 4 bacaklı tahta düzen EŞUGARİYE: Aşikar, açıktan ETFAYİ: İtfaiye ETİL EÇİL: Serin esmek ETLAŞA SÜTLAŞA KARIŞMAK: Herşeye burnunu sokmak ETLİK: Besilik ETME AGA: Yapma diyorum ağabey ETTEN EVELİ ÇÖLMEĞE DÜŞMEK: Herşeye karışmak EVCEK: Ailece EVECEN: Aceleci EVECÜK: Acele eden telaşeli EVELAHİR İlk önce yaşanan olay EVELİ: Eskiden EVERMEK: Evlendirmek ,evlenmek EVET: Aceleci, sabırsız EVGAT: Avukat EVİ ÇEVİRMEK: Evi geçindirmek,aileye bakmak EVİ ONARMA: Evi düzeltme EVİNİZDE DOLAP DURUMU YİİN: Misafire ikram ederken daha fazla yemelerini istirham ederken, latife EVLET: Bostanlarda sulu ziraatte tonçla çevrili ufak ekim sahası EVMEK: Acele etmek EVSÜK: Eksik, noksan EVSÜKLÜ: Eş, kadı EVZAHRA: Kandil gecelerinde kıymetli halı , eşarp ve peştamalların sergilenmesi EY: Efendim buyur EYE: Bile EYECEN: Bazı otların başağı EYELEMEK: Bilelemek EYİ: İyi EYİRMEK: İplik haline getirmek EYLEMEK: Biraz beklemek, bir müddet beklemek EYLEŞMEK: İkamet etmek, kalmak, oturmak, oyalanmak EYLEYİVER: Dur EYMENE MEŞMENE: Gönülsüz çok ağır tarzda EYREN: Büyük çaylarda, sığ yerlerde su anaforu EYRETİ: Sağlam olmayan EYSEREN: Ekmek edilirken pazı çıkaran demir EYSERİ: Çivi EYSİ: Yarı yanmış odun parçası EYŞİ: Ekşi EYÜ: İyi EZA: Kibrit EZELİ: Eskiden EZĞİ: Nazlı,eza,cefa etme EZİYET EDİPDE NOCAK: Neden eziyet ediyorsun, ne için sıkıntı veriyorsun EZZAHRA: Büyük yılan FADİME: Fatma FAKIR: Fakir olan kimse FALAKA: Atı arabaya bağlayan uzun tahta dilek FALFURİ: Sağı solu belli olmayan,dönek adam FALLE DON: Pijama FANİLE: Kazak FARFARA: Lüzumsuz gürültü FARİMEK: Gücü azalmak FASİLLE: Fasülye FASLA: Parça,kabarıntı FAŞA: Fahişe FATIMA: Fatma FELAN YER: Belli olmayan yer FELFECİR: Çok aydınlık FELFURİ: Sağı solu belli olmayan FELLE VERMEK: Aşikar olmak FENER: Işık FENGARE: Yünü ip haline getiren alet FER: Gözün beyaz kısmı FERA: Tapu FERFENE: Ortaklaşma FERMANE: Salta FERMANİYE: Hırka, fanila kazak FERZİ: Fevzi FES: Kırmızı renkli, püsküllü, silindir biçiminde bir başlık FESLİĞEN: Güzel kokulu bir çiçek FESTİKA:Kuru üzüm FETDAN: Yalancı, dolandırıcı FEYİL: Doymazlık, açgözlülük FEYİLSİZ: Doymak,kanmak,bilmez,açgözlü FEYRETMEK: İhtiras FIDIRMAK-FIYDIRMAK: Hırsla atma, kuvvetli atma, fırlatma FİĞ: Yem FIKIR FIKIR: Kaynama şekli, hareketli olma hali FIKIRDAK: Yaramazlık yönünden yerinde duramayan FIKLATMAK: Çimdik atmak FİLCAN: Fincan FILDIR FILDIR: Yerinde duramayan FILDIRFIŞ: Yerinde duramayan oynak FİLKE: Musluk FİLTEKE: Demir telden yapılmış u biçiminde el işi aleti FİNGİR FİNGİR: Oynak FINGIRDAMAK: Dönerek ses çıkartmak FİNGİRDEK: Kötü kadın FIRAŞ: Küçük kürek FİREK: Kilit FIRIN AŞI: Kurtulmuş kemik ile göcenin kara fırın pişirilmesi FIRIN SÜNGÜSÜ: Fırın içindeki külleri temizlemeye yarayan ucu palalı sopa FIRINAŞI: Besi kemikleri kurutulur, bu kemikler göceyle beraber bir tencereye veya bir çömleğe konup akşam mahalle fırınına konur. Sabaha kadar fırında pişen bu aş olur ve sabah kahvaltı yerine yenir. FIRLAMAK: Bulunduğu yerden birden çıkmak FIRLATMA: Atma FIRTMAK: Gücenivermek FIRTMAK: Arayı açmak FİSKE: Sulama tabancası FISLAK: Bir çeşit hamur tatlısı FİSTAN: Etek FİŞARE: Oynatma, kötü kadın FİŞEK: Eski yayıklarda ayran dövülen tahta FİŞFİTLEMEK: Aleyhinde fitnelemek FIŞIR FIŞIR: Aşırı derecede yaş FIŞIRDAMAK: Ekşimek FIŞKI: Hayvan pisliği FIŞKIN: Ağaçta oluşan taze sürgün FIŞKIRIK: Fışkıran su FIŞLATMAK: Suyun veya bir sıvının aniden bir yere sıçraması, filan adamın lakabı FİŞNE: Vişne FİŞON: Kar fırtınası FIYDIRMAK: Fırlatmak FİYETLI: Pahalı FIYMAK: Hızlı FOKUR FOKUR: Suyun kaynama şekli FOL: İçi alçıyla doldurulmuş sahde yumurta FOLDUR FOLDUR: Bol FOLLUK: Tavuğun yumurtladığı sandık FONGRAF: Gramafon FORK: Laçka olmuş FOSLADI: Söndü FOSUR FOSUR: Yumuşak kaba ve içine çekme FOŞLAMAK: Gür akan su sesi FOŞUR FOŞUR: Çok akan GAAY: Kadına hitap şekli GAB GACAK: Mutfakeşyası GABA: Yumuşak GABA: Hafif tombul kişi GABA GÜRÜLTÜ: Boş gürültü , iş yapamayacak kapasitede olan GABA ŞEKER: Beyaz büyük şeker GABA ŞEKER: Akide şekerinin büyük ve beyazı GABAK SAPI: Tulumba tatlısı GABA-KABA KÜLLÜK: Zengin yer, zengin kimse GABARMAK: Azemet taslama ,büyüklenme GABCIK: Mervi kovanı GABICAK: Kaplı GABIK: Kabuk GABMAK: Isırmak GACI: Kardeş GACIM: Kardeşim, kedisine yakın hisseden kişi GACİM: Arkadaşım GACUNA: Büyükanne GAÇIL: Kenara çekil GAÇMAK: Bir şeyin içine girmek yada düşmek GADA: Kadar GADAK: Küçük ayakkabı çivisi GADAYFI: Yuvarlak içinde börek ya da pasta yapılan kap GADE: Bardak GADERE GIRKBEŞ: Şansına GADEYFİ: Kadayıf GADIN: Hanım GAFA: Kafa GAFAKADI: Nüfuz cüzdanı GAGAMAK: Ucu sivri olan GAGGIMAK: Gaga, gagaya benzer çıkıntı GAGGİRİ: Çok zayıf GAGIŞLAMAK: İtmek GAGUDİ: Bir hayvanı koşturmak GAGUL GUGUL: Düzgün olmayan , eğri büğrü GAĞAZ: Akraba GAĞGIMAK: Koşmak GAĞIZGI: Demir saç GAĞNI SIRTI BELİRSİZ: Sözünde durmayan, güvenilmez kimse GAHBE NALLI: Kızgınlıkla söylenen argo söz GAHIR: Tasa GAHİR: Tane GAHİRSİZ KAYA DİBİ YOK: Mutlaka her tarafta bir sıkıntı var, her işin bir zorluğu var GAHROLASICA: Allahtan kahrolması istenen kişi GAHROLMESİCE: Perişan olması istenmeyerek beddua edilen kişi GAHVE: Kahve GAK: Meyve kurusu GAK: Oturduğu yerden ayrılmak dikilmek GAK GALİ: Kalk artık GAK GİDEM: Artık gidelim GAK GİT: Artık git GAKALAMAK: Azarlamak GAKIR GAKIR: Çok sesli gülmek GAKIRDAK: Kuyruk ve iç yağının kavrulması ile kaşan bakiye GAKIRDAK: Burundaki kurumuş mukus GAKIŞLAMAK: İtelemek GAKKİRİ: Zayıf GAKLAMAK: Eti kemiğinden ayırmak GAKMA: Büyük kaya çıkıntısı GAKMAK: İtmek GAL: Bekle GALA: Artık GALABALIK: Çok GALAK: Bir işin bitimi ya da yapılmasını anlatan kelimenin sonuna eklenir GALANI KOPARMAK: Başına buyruk, sorumsuzca hareket etmek GALAS: Kereste GALASIZ: Düşüncesiz GALAYLAMAK: Sövmek GALBUR: Deriden iri gözlü elek GALDIR AT: Bulunduğu yerden alıp atmak GALDIR GAŞAK: Yıpranmış GALDIR GULDUR: Düzensiz, plansız, rastgele GALDIRIM: Taş döşeli yol GALDIRIM MÜHENDİSİ: Boş gezen kimse GALE ATMAK: Adam yerine koymak GALEAK: Hızlı kişi GALEBET: Hısım GALEVTE: Yumuşak ayakkabı GALFA: Okul hizmetlisi, ustanın baş yardımcısı GALGAN: Büyükçe diken, genellikle buğday tarlalarının ortasında olur GALİ: Artık GALİ GULÜ: Kemik ve deynekle oynanan çocuk oyunu GALİK: Naylon ayakkabı GALİK: Tamam GALİK: Naylon çocuk ayakkabısı GALİM-GARİM: Bundan sonra yapacağı veya yaptığı iş GALIN HERİF: Şişman adam GALİŞ: Lastik ayakkabı GALİŞ GULUŞ: Eskiden kemik ve sopalarla oynanan bir çocuk oyunu GALIVESİN: Bir işi yapmaktan dönme karar değiştirme GALLAK: Yaşlı, zayıf hayvan GALLE: Pişmiş kabak tatlısı GALLE: Büyük parça GALTAK: Kötü kadın GAM GAVET YOK: Küçük sorunları büyütüp küsme bahanesi yapma GAMA: İki tarafı keskin bıçak GAMAŞMAK:. Gözün güneş görmesi GAMBIR: Kambur GAMBUR: Kambur GAMI YANMA: İçi cızlamak, acımak GAMIŞ: Sulak yerlerde yetişen keskin uçurtma yapmaya yarayan bitki GAMRAH: Sık GANARE: Mezbaha GANASUN: İnan ki GANATA: Eşlerin babaları GANCIK: Kadın, dişi GANCIK: Dişi, dişi hayvan GANDİL: Kuplu ufak sepet GANDİL: Kandil GANDIRMAK: Yalan söylemek ,aldatmak GANEFER: Kalorifer GANEVİÇE: İğne ile yapılan desenli işleme GANGAL: Dikenli, vahşi bir bitki GANGIRTMAK: Koşturmak GANI: At arabası GANİ: Bol, çok, fazla GANI ALMAMAK: Kıskançlık, çekememezlik GANI BOZUK: İşlerine alışverişine hile dalavere karıştıran GANI GIYILMAK: Acıkmak GANİ GÖNÜLLÜ: Cömert olan GANI GÖVE: Karnı göve GANI YARIK: Karnı yarık yemeği GANIKMAK: Doymak GANIM: Kardeşim GANIMIN İÇİ GİBİ: Dağınık GANIN MURADI: İçten arzulanan, özlem duyulan, çok istenen istekler GANIRTMAK: Eğmek, zorlayarak bükmek GANITTIRMAK: Bükmek veya yerleştirmek için eylem GANMAK: İnanmak GANMAK: Doymak GANNINI ÇÜRÜTMEK: Kötü düşünmek , düşüncesini bozmak GANTAR: Yaylı terazi GAP: Tabak GAP GACAK: Tencere, tabak GAPAKLAMAK: Suçunu gizlemek GAPAKLANMAK: Yüz üstü yere düşmek GAPAMA Küpte bişen etli yemek GAPCIK AĞIZLI: Ağzında laf eğlenmeyen, sır tutamayan GAPÇUK: Cevizin yeşil kabuğu GAR: Kar GARA: Siyah GARA FATMA: Kökü yenen bir ot GARA FATMA: Hamam böceği GARA GABIK: Kestane GARA GAZOZ: Kola GARA GIZ: Hamam böceği GARA, BERE İÇİNDE: Yaralı hasta GARAGABUK: Kestane GARAGAÇAN: Eşek GARAKUCAK: Karga beyni GARALTI: Gölgelik GARALTIN GAKSIN: Ölmesi için beddua edilen kimse GARALTIYA GELMEK: Sinmek, saklanmak GARANLUK: Karanlık, aydınlık olmayan GARASABIK: Kestane GARAZ: Zarar vermek, kötü fikirli GARD: Yaşlı GARDAŞ: Kardeş GARER-AYAR GRANTUVALET: Çok şık GAREZ: Kötülük GAREZİNE: İnadına GARGA: Kartal GARGA BEYNİ: Yogurtla pekmez karışımı GARGA BURNU: Ucu karganın gagasına benzeyen pense Ucu karganın gagasına benzeyen pense GARI: Kadın GARICI Kadın Oyun bozan kişi GARIK: Havuz GARIK: Bahçeklerin bölümlenerek sebze ekilen yer GARİM: Bundan sonra GARIMAK: Mızıkçılık etmek, vazgeçmek, cınımak GARIMAK: Oyununu bozmak,anlaşmadan vazgeçmek GARIN: İşkembe GARINDAŞ: Kardeş GARİPŞE: Bir çeşit armut GARİPŞE: Bir çeşit meyve GARİRİ OLMAMAK: Ne yapacağını bilmemek GARIYICI: Oyun bozan GARMAK: Vazgeçmek, mızıkçılık GARMAK: Nesneleri birbirine karıştırmak GARMAN GURTARIŞ: Dağınık GARNI BURUNDA: Doğuma az kalmış GARPIZ: Karpuz GARSAMBA: Telaşeli dönem GART: Yaşlı GARTALAÇ: Kuru yufka GARTALMAK: Büyümek, yenmeyecek hale gelmek GARTMA: Vadilerde üst üste gelen kayalar.üst üste gelen herhangi bir şey GARYOLA: Yatak GASE: Kayısı, hamurun fazla beklemiş hali GASIK: Göbeğin hemen alt sağ ve sol kısmı, fazla gerdirilmiş olan GASIK YASTIĞI: Bağırdak, bebeği inciltmesin diye karnına konan yumuşak yastık GASILMAK: Öğünmek, böbürlenmek, çok gergin sert duran nesne GASLANE DOLABI: Eski ev odalarında kapaklı banyo, gusül abdesti alınan yer GASNAK: Ağaçtan yapılmış, sofranın altına konulan malzeme GASTE: Gazete GASUK: Kasık GAŞ: Tepe GAŞAK: Kullanılmaz halde GAŞAMAK: Laşkalık GAŞAMIŞ: Fazla yıpranmış GAŞANK: Tepsinin altına konulan bir araç GAŞI: adres için tarif karşı taraf, yön GAŞI GALAK: Bir çeşit ot GAŞŞIK: Kaşık GAŞUK: Kaşık GATACAK: Ekmeğin içine konulan peynir,zeytin türü yiyecekler GATI: Sert GATI YASTIK:. Sedirlere konan sert yastık GATIK: Deriye basılan yağsız peynir GATIK: Ekmekle yenilen yiyecekler.Yoğurttan yapılmış şekere benzer yiyecek GATIR: At GATIŞMAK-KATIŞMAK: Birlikte yemek yeme GATIVERMEK: Karıştırmak GATİYEN: Katiyyen, kesinlike GATMAK: Katmak, karıştırmak GATUK: Keçi derisine basılarak yapılan tulum peyniri GAV: Kart mantar GAV GÜZEL PEYNİR: Uzun eşşek GAVANLAMAK: Lafı ağzında dolaştırmai tokat vurma GAVANLAMAK: Bakmak GAVAT: Kendini bilmez, ukala GAVATA: Bakır yoğurt kabı GAVE: Kahve, kahvehane GAVGUMAK: Koşmak, çok fazla yorulurcasına iş görmek GAVGUTMAK: Söz birliği etme GAVİL . Ezici bir biçimde çalıştıran, dayak atmak GAVİL: Anlaşmalı, sözleşmeli GAVİLEMEK: Çok iyi öğrenmek GAVİLEŞMEK: Karar vermek GAVİLLEŞME: Sözleşmek, bir işin nasıl yapılacağını birlikte karar alma GAVİLLİ DÜVÜŞ: Planlı dövüş GAVKAZ: Yapraklı meşe çırpısı GAVLAMAK: Tabağın boyasının çıkması,Derini soyulması GAVRUŞTURMA: Haşlamak, yakmadan yemeği karıştırmak GAVUK: Oyun, delik, balon GAVUR: Kafir GAVURGA: Kavrulmuş yemek GAVURMA: Kıymalık etin uzun süre saklanmak için tuzlu pişirilmiş hali GAVURUN NALETİ: Kızgınlık anında söylenir, beddua GAVUT: Baklagil unu (kavrulmuş) GAVUTLAMAK: Kızgın yağda kızartmak. Buğdayı küçük parçalara ayırmak GAVUZLAMAK: Çalkanmış hububatın yüzeyine çıkan pislikleri (çöpleri) avuçlayarak almak GAYAR: Küfretme, ilave GAYDIRMA: Mekikle yapılan oya GAYDIRMA: Kadınların işlediği bir çeşit oya GAYFARKASI: Eskiden kullanılan, kadınlar pazarı GAYFE: Kahve GAYGANA: Hamurla yapılan yemek GAYGANA: Süt,un ve yumurtayla karıştırılarak yağda kızartılarak yapılan börek GAYIL GUGUL: Düzgün olmayan GAYIMBAÇ: Parklarda çocukların oynadığı üzerinden kaydığı oyun aracı GAYINÇO: Kayın birader GAYINNA: Kayınna, kayınvalide GAYIRMA: Ayırım yapmak GAYIRMAK: Korumak GAYIRMAK: Taraf olmak.arka çıkmak GAYIŞ: Bel kemeri GAYIŞ: Kemer GAYIT: Tedbirli olmak GAYIT: Çerçeve GAYKILMAK: Arkaya yaslanmak GAYLAN: Düzgün taş GAYLAN GICI GICI: Tahterevalli GAYLANGAYA: Yer döşemesi olarak kullanılan yassı ve geniş kaya GAYLANGUŞ: Kırlangıç GAYLANGUŞ: Kırlangıç GAYMA: Para birimi, kağıt para GAYMAK: Sütün kaymağı GAYMAKAM: Kaymakam GAYME: Para GAYNANA: Kaynana GAYNATA: Kayınbaba GAYNATA: Kayınpeder GAYPAK: Kalleş kaypak GAYRAN: Toprak GAYRI: Artık GAYRİ: Hemen GAYTAN: Yöresel kıyafet olan haşlamanın kenarına dikilen parlakiş GAYZ: Kız GAZ AYAĞI: Sürülmüş tarlayı bir tarım aleti ile düzgünleştirmek GAZA: Nahire, ilçe GAZAK: Gevşek GAZAN: Kazan GAZATMAK: Gevşetmek GAZEL: Kuruyup dökülmüş yapmak GAZGIÇ: Çiğdem kazarken kullanılan sivri uçlu değnek GAZIK: Kazık GAZLIK: Gaz lambası konan yer GAZMA: Kazma GE: Gel GE BAKAM: Gel bakalım, hesap ver makamında GE BURA: Yanına gel GEBE: Hamile olan GEBERE: (Mayasıl) rahatsızlığıa karşı ilaç yapılan bir tür bitki GEBERE: Dalları karpuzun dalına, meyvesi çileğe benzer bir tür bitki GEBERESİCE: Ölmesi için beddua edilen kimse GEBERMEK: Ölmek GEBERMEYESİCE: Ölmesi istenmeyerek beddua edilen kişi GEBEŞ: Şiş karınlı GEBİ: Gelbi GEBRE: Kıl kese GECEK: Çamaşır GECİRGEN: Isırgan otu GEÇ GEYİN: Geç vakit GEÇGEN: Zamanın epey ilerlemiş olması GEÇİ: Keçi GEÇİNMEK: Ölmek , vefat etmek GEÇKİN: Hatırı sayılır GEDEK: Kısa boylu,güdük GEDİK: Parça, bölüm, tarlanın bahçenin düz olmayan yeri GEDİR: Getir GEGE: Dal eğmek için kullanılan çengelli sırık GEGEMEK-GEGGEMEK: Şiş veya tığ ucu, ucu çengelli olan eşyanın ucu GELARE: Kırbaşı GELBERİ: Fırın temizleme aleti GELEGIRA-GELARE: Kırbaşı nahiyesi GELEVİR: Asma ve küçük meyve fidelerinin taban kısmında olan sürgün, yaprak GELEYAZDIN: Geç kaldın GELİK: Çocuk ayakkabısı GELİN ATA BİNDİ GÖR KİME KISMET: Bir şeyin kime kısmet olacağı hiç belli olmaz GELİN PARMAĞI: Büyümemiş havuç GELİŞATLI: Gelişme aşamasında olan, büyüme sürecinde olan GELİVE: Gelmek veya gitmek GELİVE GALİ: Gel artık GELİVESİN: Yardıma çağırma yardım isteme, yanına çağırma GELİYOM: Geliyorum GELİYORU: Geliyor GELMEYORU: Gelmiyor GEM: Galiba GEME: Eksik dişli GEMİNİ GEVMEK: Çok çalışan kişiye denir GENÇELİ: Genç ali GENE: Yine GENİLLEM: Demekki GEPRE: Hayvan sırtını kaşımaya yarayan ale GERDANLIK: Kolye GEREN: Hoşa gitmeyen GERGİ: Örtü GERİDUR: Uzaklaş oradan, o işi yapma GERME: Evlerri salma su ilesulamak için önüne getirilen toprak GERMEK: Çekmek GERSİNGERİ: Geldiği yere unutulan bir şeyi almak için geri dönme GESENE: Gelsene GET YAVU: Öyle olmaz anlamında kullanılır GETİ: Getri GEVELEMEK: Ağızda çiğneme biçimi GEVEN: Dikenli bitki GEVER: Arktan su çevirme yeri GEVGEÇ: Yengeç GEVGEZ: Bir çeşit zararlı böcek parazit GEVİLGEN: Deride kıl diplerinin belirlenmesi ve hafif renk değişikliği GEVMEK: Dişi ile kesmek GEVUR: Düşman GEYCEK: Giyecek GEYCEK: Çamaşır GEYCEK BUNARI: Çamaşır yıkamak için özel yapılan yer GEYİNMEK: Giyinmek GEYN: Hayvanların doğum öncesi son hali GEZ GEZ: Süpürge GEZDAN: İki üç yaşındaki dişi keçi GEZEK: Sıra sende GI: Kız, kadın hitap şekli GI GESE: Kız gelse GIBIL GIBIL: Kımıldayarak .Boş durmadan yavaş yavaş iş yapma GICIR: Yeni olan, eskimemiş parlaklığı gitmemiş GICIRDAK: Devamlı ses çıkaran tahta veya metal eşya GICIRGAN: Bir çeşit salıncak GIÇI GIRIK: Yerinde duramayan GIÇRANGIÇ: Takdirevalli GIDDIR GIDDIR: Çabuk çabuk GİDE GELE YOLA AŞINDIRMAK: Kız istemeye çok gidip gelmek GİDEM GARA: Gidelim artık GİDEN: Cilt hastalığı GİDER AYAK: Gideceği zaman GIDI: Fide dikmek için açılan kuyu GIDİ: Arsız, yüzsüz, hırçın GIDI GIDI: Parmakla gıdıklama işareti yapmak GIDIK: Çene altı GIDIK ALMAK: Gıdık almak GIDILAMAK:Yuvarlamak GIDIM: Azıcık GİDİŞAT:Yol, yöntem, işin yapılış şekli GİDİŞİK: Kaşıtı GİDİŞMEK: Kaşınmak GİDİVER: Git GİDİVESİN: Gitmesi için rica, temenni GİDİYOLA: Gidiyorlar GİDİYOM: Gidiyorum GİDİYOZ: Gidiyoruz GIFI: Rüzgar almayan yer GIG GIRDIM: Süslü havalı GIGIKLAMAK: Cevizin yeşil kabuğunu çıkartmaya denir GIGIRDAK: Kuyruğun eyrilmesi sonucu kalan parçalar GIĞ: Kurumuş oğlak ve keçi pisliği GIKI ÇIKMAZ: Sesi çıkmayan GIKKA: Zayıf adam GIL: Çam kozalağı GILALIM: Kılalım GILAN: Keçi süresi GILÇORAP: Yün çorap GILDIR: İnce giyinmiş GILDIR GILDIR: Ağır ağır GILDIR GILDIR: Gürül gürül ısınma GILDIRDAMAK: Hareket etmek GILDIRDAMAK: İş yapar gibi görünmek GILDIRGICIK: Lüzumsuz iş GILİ: Küçük simit, küçük çocukların erkeklik organı GIMIL: Ekin haşeresi GIMIL GIMIL: Çok hareket eden, yerinde duramayan GIMIL GIMIL: Yavaş yavaş GIMILDAMA: Hareket etme GIMIŞANMA: Kıpırdama GINA GELMEK: Sıkıntı basmak GINACIK: Bitki hastalığı GINAMAK: Ayıplamak GINAŞIK: Aralık GINCIRDAK: Gıcır gıcır ses çıkaran GINDAM GÜZELİ: Giyindiğini yakıştıran GINDAMLI: Endamlı GINDAMLI: Giyimine özen gösteren GİNE: Yine, aynısı tekrarı GINNAP: Deriden yapılan ip GIPMAK: Kısmak GIRAÇ: Susuz toprak GIRAMİSE-KIRAMİSE: Yaklaşık ata lira ayarında olan altın GIRANTI: Bodur çalı GIRAT: At GIRCALAMAK: Bileğlemek GIRÇMAK: Bölmek, kesmek GIRDIRMAK: Çalan müziğe oynamak GİREN: Hava yağmurlu GİRGE: Binanın alt katı GIRGIÇLIK: Kırkayak GIRIDAK: Giyimine özen gösteren GIRIDAK GIRIDAK: Güzel giyinerek gezme, dolaşma GIRIDAK YÖRÜMEK: Havalı yürümek, caka satar gibi yürümek GIRIK: Pirincin dövülerek işlenirken bölünen taneleri GIRIK GIRSIK: Küçük ekmek parçacıkları, ufalanmış GIRIK GIRTIK: Döküntü GIRIMA: Melez GIRIMAK: Mızıkçılık etmek vaz gaeçmek cınımak GIRINTI: Döküntü GİRİŞKEN: Cana yakın , sıkılgan olmayan GIRIŞMAK: Karşılıklı paylaşmak, yarışmak GİRİŞMEK: İş yapmaya çalışmak , kavga etmek için harekete geçmek GIRKLIK: Koyun keçi tüyü kesme aleti GIRKMAK: Hayvan tüyü kesme GIRLEND: Kare yastık GIRLET: Yastık GIRMA: Melez GIRMAK: Kırmak GIRNAP: Kalın ip GIRNATA: Klarnet GIRS: Eli sıkı, cimri GISGIÇ: Dana burnu GISIK: Kısılmış arada kalmış GISILMAK: Sıkışmak GISIM: Avuç içi kadar, az bir miktar GISIM PİDE: Gakırdak ile yapılan bir tür pide GISINNI: Kışınmı GISIR-KISIR: Yavrulamayan koyun GISMAK: Azaltmak, bir şeyi iktisatlı kullanmak GISTIRMA: Bisküvi-lokum GISTIRMA: Bisküvinin arasına lokum konularak yenilmiş hali GIŞ: Kış GIT GANAAT GEÇİNMEK: Geçim sıkıntısı çekmek GITIR: Palavra GITMİRCİ: Cimri olan parasını kolay harcamaya kıyamayan GIVIÇKIYI: Ahırdaki gübre GIVIL GIVIL: Çok fazla miktarda ve hareket eden, eyrinde duramayan GIVIR: Eğ, büz, katla GIVIR: İyi pişmiş gevrek GİVİR GİVİR: Bir çeşit hamur tatlısı GİVİR GİVİR: Kıtır kıtır ,iyi kavrulmuş GIVIRCIK: Marul GIVIŞ: Küçük parçalara ayrılmış taş GIVIŞ GIVIŞ: Yeni kaliteli kumaş, elbise GIVRAK: Çabuk GIVRANMAK: Acı çekmek GIVRATMAK: Sıkıştırmak bükmek GIVRIŞMAK: Düzgünlüğünün bozulması, ütüsünün bozulması GIVŞINMAK: Kımıldamak,bulunduğu ortamdan hoşlanmayarak sıkılmak GIYAK: Fiyakalı GIYBET ETMEK: Dedikodu etmek GİYECEK: Çamaşır GIYGIDI GIYGIDI: Ağır aksak GIYI: Kenar GIYI: Galevle tabanı, müşteri tarafından satın alındıktan sonra, st kenarlarından bir sıra halinde zincirleme elle dikilen dikiş GIYILAMA: Oyun çeşidi, deri hastalığı GIYILAMA: Ayakkabının tamiri GIYILI: Küçük yayvan tabak GIYIR GIYIR: Dopdolu GIYMATLI: Kıymetli GIYMIK: Küçük tahta parçası GIYNAŞIK: Aralık GIYNAŞTIRMAK: Kapatmadan aralamak GIYRITIK: Sözünden dönen, dönek GIYTIR GIYTIR: Yavaş yavaş GIYTIRIK: İşe yaramaz, sözünde durmaz, döne, kaypak GIZ: Kız GIZ ARKASI: Düğünden bir veya birkaç gün sonra damat ve ailesinin gelinin ailesini ziyaret etmesi GIZ KISMI: Kızların yapması gereken adetler, genç kızlar GIZAN: Çiftleşecek hayvan GIZARAN: Mahalle fırınlarında fırını kullanmada 3. Sıra GIZARTMA: Köftelik yapmak için pekmez ocağınca pekmezden daha curu olarak alınan tatlı GO: Yerine bırakmak, koymak GOBARMAK: Azamet taslama, büyüklenme GOBARMAK: Büyüklenmek GOBÇA: Çuvalın tüylü yeri GOCA: Koca GOCA ANA: Büyük anne GOCA ANNE: Amcanın eşi GOCA BUBA: Büyük baba GOCA ŞEERLİ: Büyük şehirli GOCAANA: Büyük anne GOCABAB: Büyükbaba GOCACIK: Semerin arka kısmında tille geçirmeye mahsus parça GOCAMAN: Büyük, iri GOCAMANCA: Büyükçe GOCAMIŞ: Yaşlanmış GOCANA: Büyükanne GOCATMAK: Yaşlandırmak GOCUK: Palto GOCUK: Palto , kışlık elbise GOÇ: Koç GODAK: Eşeğin yavrusu GODUM: Bıraktım GOFALMAK: Büyüklemek GOFLET: Gofret GOGAÇ: Kaç git GOGI: Deme yahu GOĞLAMAK: Dedi kodu etmek GOĞUŞ: Dedikodu GOĞUŞ ETMEK: Dedikodu etmek GOKAK: Pis GOLAÇAN ETMEK: Gözetlemek, kontrol etmek GOLAMAK: Aleyhinde konuşmak GOLAN: Hayvan kuşağı GOLAYLIK: Bulantı baş dönmesi GOLDARLAMAK: Sezdirmeden takip etmek, korumak GOLLAMAK-KOLLAMAK: Gözetmek, arka çıkmak GOLLAYACAN: Kollayacağım, gözetleyeceğim GOLON: Hayvan kuşağı GOMA: Hayret bildiren ünlem GOMŞU: Komşu GONAK: Büyük ev, çocukların kafasındaki kepek GONÇ: Çorabın topuğundan bileğe kadar olan kısmı GONDİK , GOSTİK: Misketi havadan atarak vurma GONMAK: Kuşlar için bir yere tünemek GONŞU: Komşu GORK: Tavuğun gork sesi çıkarması GORK TAVUK: Civciv çıkarmaya hazırlanan tavuk GORKA YATMAK: Yumurtalar üzerinde civciv çıkarmak için beklemek GORKLAMAK: Civcisi olan tavuk GORKLAYOR: Yumurta üstüne yatma GORU: Köpeğe takılan çıngırdak GORUK: Olmamış üzüm GORUTMAK: Bir şeyi maliyetinin üzerindeki karı, kafi gelmek GORUTMAK: Yapılan emeği karşılamak GOSDAK GOSDAK: Düzenli, düzgün giyinen havalı yürüyüşü GOSTAK: Yakışıklı GOSTUL GOSTUL: Kendini beyenerek yürüme GOŞAM: Avuç içi GOŞAN: Koyunları birbirine bağlayan ip GOŞU: Komşu, yakın olan evlerin kişileri GOUK: Delik GOV SATMAK: Söz taşımak GOVA: Kova GOVATA: Kavanoz GOVU: Şikayet GOVUZ GOVUZ: Hamurun kabarıp Delik delik kabarması GOYA: Güya GOYULTMAÇ: Koyun sütünden yapılan tatlı bir yiyecek GOYUN: Koyun GOYVERMEK: Bırakmak GOZAK: Gevşek, çözülebilir hale getirmek GOZAMAK-KOZAMAK: Gevşemek, sıkı olmayan, tam oturmamış GOZATMAK: Gevşetmek, çözülebilir hale getirmek GOZİNE: Bolalmak GOZURLANMAK: Büyüklenmek GÖBEK: Yaramaz çocuk GÖBELE: Yaramaz çocuk GÖBELEMEK: Aniden fırlatmak GÖBÜT: Küçük somun GÖCE: Döğülmüş buğday, kabuğu alınmış buğday tanesi, kırılmamış bulgur GÖCE AŞI: Aşure GÖCEN: Tavşan yavrusu GÖÇ: Ev eşyası GÖÇTÜ: Yıkıldı GÖÇÜK: Yıkık GÖÇÜNÜ YÜKLETMEK: Taşınmak GÖDE: Bir tür hayvan, kilolu ve göbekli insan içinde kullanılır GÖDEK: Korkak GÖDÜ PARASI: Hayvanları güden, otlatan kişiye hayvan başına ödenen para GÖDÜR: Götür GÖĞ BAKLA: Taze fasulye GÖĞDÜRMEK: Ağdırmak GÖĞELEZ: Köpek yavrusu GÖĞERMEK: Yeşermek GÖĞLEZ: Köpek yavrusu GÖĞNEK: Atlet GÖĞŞEMEK: Gevşemek, yumuşamak GÖĞÜSLÜK: Önlük, okul önlüğü GÖK: Yeşil GÖK KERTE: Sonradan görme GÖK SOĞAN: Yeşil soğan GÖKBAKLA: Taze fasulye GÖKGÖZLÜ: Mavi gözlü GÖKKELTE: Zehirli bir hayvan GÖLEP: Su birikintisi GÖLERDİ: Kızardı , nefes alamayan insanın yüz halinin değişmesi GÖLERMEK: Bir rahatsızlıktan dolayı kişinin mosmor kesilmesi GÖLLE: Kaynatılmış buğday GÖMGÖK: Masmavi GÖMME: Bir tür hamur işi GÖMÜ: Define GÖMÜK: Pislik yığıntısı GÖN: Deri GÖN: İnek GÖNEN: Toprağın suya doyması GÖNENİNİ ALMAK: Doyum noktasına ulaşak, tatmin edici miktarda GÖNENMEK: Bir şeye sonuna dek sahip çıkmak, kendine çeki düzen vermek GÖNÜ: Armudun kaynamışı GÖNÜ OLMAK: Razı olmak GÖNÜN ÇEKSİN:. Canın çeksin GÖRBEDEK: Aniden GÖRPE: Körpe GÖRÜMCE: Eşin kız kardeşi GÖRÜMLÜK: Kız istemek için gidilen aileye götürülen hediye, damadın geline taktığı takı , göstermelik GÖRÜZ: Çakıl GÖŞVE: Hatırlamak GÖT ALTINA GİTMEK: Suçsuzken suçlu pozisyonuna girmek GÖT BİTİ: Yerinde duramıyan GÖT KAZMASI: Çocuk oyunu GÖTCEK: Oturak GÖTCEK: Götürecek GÖTCEK: Oturmak için tahtadan yapılmış küçük arkasında yaslanılacak yeri bulunmayan sandalye GÖTEKESEN: Pamukla dikilen yelek GÖTKAZMASI: Çocuk oyunu GÖTMEYORUM: Götürmüyor GÖTÜ: Götür, yerine bırak, iletmek GÖTÜ BÜZÜLESİCE: Yellenen kişi için beddua GÖTÜ HİÇ OTURAK GÖRMEDİ: Hiç oturmayan GÖTÜNLE GÖĞE ÇIKSAN: Ne yaparsan yap GÖTÜNÜ ÇALDIRIVERİP DURMA: Sürekli yardımcı olmak GÖTÜNÜ KURTARMAK: Kendini düşünmek GÖTÜYLE KÖĞÜ GÖÇÜRME: Sakar GÖV: Gök, gök yüzü GÖVEÇ: Etli yemek GÖVELEZ: Köpek yavrusu GÖVEN: Bir tür sinek GÖVERİ: Fide, filiz GÖVERMEK: Bağırmaktan morarmaya yakın bir durum GÖVERMEK: Yeşermek GÖVERTİ: Yeşillik GÖVEZ: Sivri sinek GÖVLEZ: Köpek, kurt, tilki yavrusunun biraz büyümüş hali GÖVTER: Pekmezle yapılan tatlı GÖYNEK: Dokuma kumaştan dikilmiş uzun iç çamaşırı GÖYNEK: Gömlek GÖYNEK: Likid gazla çalışan fenerin ucuna takılan ince tül bez GÖYNEKSİZ KÖPRÜ: Ankara-Beypazarı yolunun üzerinde, yaptıran kişinin gömleğini satarak yaptırdığı bir köprü (maddi imkansızlıktan dolayı) GÖZ: Nazar GÖZ: Rafın veya bir dolabın bölümleri, çekmece gözleri GÖZ CANAĞI: Göz çukuru GÖZE GİRMEK: Beğenilmek GÖZEL: Güzel GÖZER: Kalburun irisi GÖZLEME: Yağlı yufka GÖZÜ KÖROLASICA: Beğenilmedik bir iş yapan kişiye kızmak için söylenir GÖZÜNÜN KURDUNU KIRMAK: Göz dağı vermek, korkutmak GRAMESE: Büyük altın GRAMPER: Tenekeden yapılmış içerisinde krem saklanan küçük kap GRAMPERDE: Krem perte GUBACIK: Hayvan hastalığı GUBARMAK: Büyüklenme GUBAŞMAK: Bir işi ortaklaşa yapmaya karar vermek GUBAT: Kaba sapa GUBUR: Fos septik ( insan veya hayvan dışkısı) GUCA BABA: Büyük baba GUCAK: Kucak GUCAM: Kocam GUCAMAN: Kocaman GUCAMIŞ: İhtiyar GUCUNA: Goca anne GUDUBET: Meymenetsiz uğursuz GUGULİ: Saçın sadece üst kısmını bağlama şekli GUGUMA: Yemek pişirilen tencere GULANI DIKAMAK: Duymamazlıktan gelme GULANIVER: İyi dinle GULLAP: Kapı kilidi GULUÇ: Sırt ağrısına sebep olan dokular GULUÇKA: Kuluçka GULÜ: Hindi GUMA: Evli bir kadının üzerine gelen diğer bir kadın GUMBAR: Patates GUMGUMA: Sürahi GUMPİR: Patatesin pişmişi GUNAYOR: Yavruluyor GUNDAK-KUNDAK: Bebek sarılan kare nakışlı kumaş GUNDURA: Ayakkabı GUNNA: Kedi köpek yavrusu GUNNAMAK: Kedinin yavrulaması GUNU: Kedi, köpek yavrusu GUPA: Çay bardağı, bakır bardağı GUPA ÇEKMEK: Bardak ile sırt ağrılarına uygulanan tedavi GUPAY: Av köpeği GURBA: Kurbağa GURBAĞCIK: Hayvan hastalığı GURBAN: Kurban GURCALAMA: Karıştırma GURDELE: Kurdele GURNA: Hamam veya çeşmelerin önünde su toplanan taş veya mermer GURSAK: Mide, karın GURSAKSIZ: Düşüncesiz GURSAKSUZ: Bir işi başkasını merak ettirecek endişe bırakacak şekilde yapan GURU: Un, tere yağı, süt ilavesiyleyapılan peksimet GURU KIZ: Zayıf kız GURULDAMAK: Karnı acıktığı zaman ses çıkarmak , aç olduğunu belirtmek GUSMAK: İstifra etmek GUSULHANE: Banyo yapılan , duş alınan yer GUSUR: Kusur GUSÜL HANE: Yatak odasında bulunan banyoluk GUŞAK: Bele sarılan dokuma bez GUŞANE: Tencere GUŞGANA: Çatı katı uzantısı GUŞGONA: İki katlı ev GUŞLASTİĞİ: Sapan GUŞLUK: Sabahla öyle arasındaki boşluk GUTNİ: Bayan elbisesi GUTU: Kutu GUTÜMSÜZ: Uyuz kişi GUTÜP: Komik GUVATURA: Guatır GUVVET: Kuvvet GUY: Koy GUYMAK: Yerleştirmek, sokmak GUYMAK: Koymak GUYRUĞU ÖLÜSÜ: Zehirli bir böcek GUYRUK: Kuyruk GUYRUKLU DON: Arka kısmı uzun, sarkık bol kesim don GUYRUÖLÜ: Akrep GUYTUK: Çukur GUZ: Kuzey GUZA: Güneş görmeyen yer GUZİNE: Üzerinde bazlamaç vb. şeyler yapabilen bir nevi odun sobası GUZU: Kuzu GUZU GULAĞI: Kuzu kulağı(bir ot) GUZUDİŞİ . dolunun ufağı, başlangıcı GUZUGULA: İlkbaharda çalı diplerinde yetişen ekşi ve lezzetli bir ot GUZUGÜDEN: Bir çeşit çocuk galevlesi GUZUM: Annenin çocuğuna söylediği sevgi sözü GÜBÜR: Hayvan gübresi GÜCCÜK: Küçük GÜCÜ KURUMAK: Bir şey yapamayacağı bir olay karşısında üzülmek GÜCÜK: Şubat ayı, kısa anlamında GÜCÜNE GİTMEK: Zoruna gitmek , birisinden beklenmedik davranış görmek GÜCÜRGENMEK: İş yapma isteği olmamak GÜÇÇÜK: Küçük GÜDÜ: Hayvan otlatma işi GÜDÜK: Boyu kısa GÜĞÜM: Büyük madeni su kabı GÜLEÇ: Güler yüzlü GÜLEK: Bardak GÜLEK:Gü Güveye benzer hayvanların üzerine konarak onları ısırıp rahatsız eden böcek GÜLÜRZ: Çalılık GÜMBÜRTÜ GAŞA GELMEK: İşlerin üst üste gelerek sıkışması GÜME: Av hayvanlarını avlamak için içinde gizlenmeye yarayan kamufile yer GÜMMEK: Gömmek GÜMRAH: Sık ve verimli GÜMÜŞ NANİL: Gümüş terlik GÜN DÖNÜMÜ: 22 Haziran yaz başlangıcı GÜN GAVUŞMASI: Gün batması, ikindi vaktinden sonra akşama doğru GÜN GÖRMEDİK YER: Köz bastılık et GÜNAF: Günah GÜNANI ÇEKİN: Bir şeyi kendi dediği gibi olduğunu ispat etmek için büyük vaat GÜNAŞIK: Ayçiçeği GÜNDELİKÇİ: Günlük iş yapan işçi GÜNDÜZLEME: Velediye nehari GÜNDÜZLEME: Gündüz ilişkisinden olan çocuk , yaramaz çocuğu olanlara şaka niyetiyle söylenir GÜNEŞİK: Ayçiçeği GÜNLEK: Güneşli yer GÜNNÜKÇÜ:. Yevmiye ile çalışan GÜNÜCÜ: Kıskanç, çekememek GÜNÜLEMEK: Kıskanmak GÜR: Çok iyi yetişmiş bol ürün GÜR GÜR: Zorlu, kuvvetli GÜRBEN: Gübre GÜRPÜDEK: Aniden düşünce çıkan ses, ani yuvarlanma, düşme GÜRÜZ: Çalı GÜTMEK: İnek vb. hayvanları yayıltmak GÜVE: Sineğe benzer yeşil renkli böcek , sandıkta ya da rafta duran elbiseleri çürüten böcek GÜVE: Damat GÜVEÇ: Güveç yemeği pişirilen toprak kap GÜVERCİN TAKLASI: 4 veya 8 kişiyle oynanan çocuk oyunu GÜVERMEK: Yeşillenmek GÜVEY: Damat GÜZ: Sonbahar mevsimi GÜZEL GÖKÇEK: Güzel genç kız, kem gözden korunan için söylenir GÜZLÜK: Güzün ekilen GÜZÜN: Sonbahar HA: Evet HA BAKAM: Hadi bakalım HABİRE: Devamlı HABIT: At boynuna takılan alet HACCA: Hatice HACET: İhtiyaç düzen HACI BOSTAN: Eli bol olan HACI BUBA: Dede HACILAR KÖPRÜSÜ: İnezü çayı üzerine kurulmuş eskiden hacıların hacca uğurlandığı köprü HACINA: Babanın annesi HACİNE: Hacı nine HAÇETMEK: Boşa gitmek HADEME: Hizmetli HADİ: Haydi HADİ BAKİN: Haydi bakayım HADİ GALİ: Çabuk gel HADİ SAVUŞ: Haydi git şuradan HAH: Tamam HAK: Gelinin nişanlısı beyi HAKIN: Eşin yada nişanlın HAKIRDAMAK: Yüksek sesle günmek HAKIRTI: Gülme sesi HAKKATMİ: Hakikatmi, gerçekmi HAKLAMAK: Öcünü almak HAKTAR: Bir mirasın ortakçıları HAL HAL: Bilezik, altın HALA: Bibi HALAÇ: Yün kabartmaya yarar HALAŞA: Yaramaz ,hoş olmayan davranışlar yapan kimse HALAŞALIK ETMEK: Yaramazlık yapmak HALAYIK: Hizmetçi HALDUR HULDUR: Kaba saba HALKASI HULKASINA GEÇMEK: Bir işi yaparken çok sıkıntı çekmek HALLAÇ: Pamuk kabartan HALLUK: Tavukların yumurtladığı yer HALOLUYORU: Üstüne düşmek HALT ETMEK: Karıştırmak HALT YEME: Karıştırma, ortalığı bulandırma HALVA: Helva HAM: Olmamış meyve HAM DANE:. Tavuk yemi HAMAM BEYAZI: Peştamal HAMAM DOLABI: Banyo HAMAMLIK: Banyo HAMANİ: Devam eden, sürekli HAMARAT: Çalışkan HAMAYLI: Muska HAMAYLU: Muska HAMBAR: Ekin koyulan yer HAMLAMAK:.. Terli üşütme HAMPA: Zahmet HAMPALAMAK: Zarar vermek,hırpalamak HAMPU: Zahmet HAMUT: At arabası çeken atların boynuna yara yapmaması için geçirilen eşya HANERTESİ: Salı günü HANGÜNÜ: Pazartesi HANİ?: Nerede? HANLAR ÖNÜ: Adres tarifi için kullanılan Beypazarı çarşısının merkez sayılan yer HANTIRDAMAK: Hızlı bir iş yaparken ses çıkarmak HAPIS: Hapis HAPŞURA: Ayak arası HAR: Ateş HARAL: Büyük çuval HARARET: Sıkıntı basması,sıcak gelmesi HARBA: Ateşli hastalık HARÇ: Yapılan alış veriş HARIL HARIL: Ara vermeden çalışma HARK: Su yolu HARLADIVER: Alevlendiriver HARLAMAK Alevlenmek HARMAN: Düz arazi HARPATMAK: İştiayk duymak HARTLAK: Yoldaki kasis (tümsek) HARTTAK: Hemencecik HASAN HÜSSÜN: Hasan Hüseyin HASİDE: Nişasta HASİDE HELVASI: Nişasta unu, şırgın yağ, pekmez veya şekerle yapılan helva HASIM: Düşman, karşı taraf HASPA: Aslı olmayan, hiçbir şey HASSÜN: Hasan Hüseyin HASTIR GİT: Kızgınlıkla söylenen defol git HAŞIL HAŞIL: Çok kaynamak HAŞLAMA: Yaka, kol ve ön bedene kordon tutturmayla işlenen, ağıçalık şalvarla giyilen işlik HATÇA: Hatice HATEN: Hanım HATIL: Büyük çivi HAVA ÇALMASI:. Güneş çarpması, sıcağı dokunması HAVADİS: Haber HAVAN:. Pirinç kaplamalı ceviz leblebi vb. ezmeye yarayan eşya HAVAN ELİ: Havan içindeki malzemeyi ezmeye yarayan demir kol HAVAS: Heves HAVAYA -BOŞUNA HANTIR: Çok çalışmak HAVAYI YERE: Boş yere HAVAZA: Boş yere Haylaz HAVKARMAK: Ukela , kendini beğenmiş HAVKIRMAK: Bağırmak HAVLA: Helva HAVLALIK: Çıraklara müşteri tarafından verilen bahşiş HAVRUZ: Çocuğa vurulan sübekten akan idrarın beşik altında toplandığı hazne HAVRUZ: Havuz HAVTA: Hafta HAVTARASI: Hafta arası Salı HAVUÇ: Keşir HAVUKMAK: Kontrolsüz hareket eden, anormal hareket eden HAYAT: Avlu HAYBAASIL . Dökük saçık HAYIR MI ŞER Mİ: İyi mi kötü mü HAYRI KALMAMAK: Hali kalmayan HAZEDİR: Hoşlanır, sevinir HAZETMEK: Hoşlanmak, memnun kalmak HECAZ: Hacca gitme, Mekke Medine yolculuğu HEÇ: Hiçbir şey HEÇ ETMEK: Boşa götürmek HEÇİNSENMEK: Kıymet vermemek HEDİ: Hadi HEDİGE: Hadigel HEDİMANİM: Fatma HEDİME: Fatma HELA: Tuvalet HELE: Göstermek, işaret ermek HELEP: Yer elması HELİK: Küçük taş HELKE: Kova HELÜK: Taş duvarda küçük parça taş HEMİCİK, HEBİCİK: Yeni büyümüş, körpe HEMİR: Hamur HENDEK: Çukur, kasis HENNE: Geçmiş, intikam duygusu HEPŞELEMEK: Hapşırma HER AZI: Her zaman HERAZA: Her taraf HERÇETMEK: Boşa götürmek HEREK: Asma veya fasulyelerin aşağıya sarkmamaları için dikilen sırık HERENİ: Büyük bakır kap HERGELE: İşsiz, başıboş, serseri HERGELE: Bir yörenin sığırlarının toplanıp birisinin yayması gitmesi HERİF: Adam , koca HERİKLEMEK:. Araştırmak, diziklemek HERİL HERİL: Yumuşak pişmiş HERK: Toprağın altını üstüne getirme HERK ETMEK: Toprağı bir süre dinlendirmek HERKEŞ: Herkes HERPES: Cilt hastalığı HERŞEYE GARIŞMA: Her şeye karışma ilgilenme HERÜF: Adam HESTE: Pay HEŞLENMEK: Boşa gitmek HEVES: His, hasiyat, gönül HEYBE: Kilim, halı ve dokumadan yapılmış iki gözlü torba HEYBE ALTINA GİRMEK: Minnet altında kalmak HEZERLİ: Çekingen HİCİNSENMEK: Hicesaymak HİÇ ETMEK: Boşa götürmek HIÇTIMA: Aldırmama, benimsememe, hiç oralı olmama HIDIR GİBİ: Dopdolu meyveyle bezenmiş HIDIR GİBİ: Dopdolu, meyveyle bezenmiş HIDIRLIK: İlçenin her tarafı güzelce görülen ilçenin ortasında yüksek bir tepe HII: Evet HIK BOĞMA ETMEK: Çok üzemek HIKIRMAK: Burnunu temizlemek HIKKIDAK:. Oturuvermek HIKLAMAK: Hapşırmak HILTAR: Hayvanların boynuna takılan ip HIMBIL: Anlamazdan gelme, pinti HIMIRDAMAK: Yavaş sesle konuşmak HIMIŞ: İki tahta arasına konan harç HIMPALAMAK: Hafif itip kalkmak HIMPIS: Duyurmadan HIMPISLAMA: Habersizce saklama gizleme HIMPIŞLAMAK: Kalabalığa fark ettirmeden sıkıştırmak HIMPIŞTIRMAK: Yıkamak HIMPIŞTIRMAK: Dövmek HİNCİ: Hemen şimdi HİNCİK: Şimdi HINDI GINDI: Fındık , fıstık HINDIGINDI: Yemiş karışımı HINGIDANAK: Çok ağır HINGILDAMAK: Ağlamak raddesine gelerek nazlanmak HİNGİLDEMEK: Mızıldamak HİNGİR HİNGİR: Mızır mızır HINKIRMAK: Burnunu temizlemek HINZIR: Muzur ve benzeri (kadınların birbirine kızma şekli) HIRCACIK: Küçük HIRIL HIRIL: Hasta kişinin çıkardığı ses HIRKA: Yün iplikten örülmüş, sırta giyilen kıyafet HIRKOLMAK: Çok yorulmak, çok derin uykuya dalmak HIRLALAŞMA: Zırtlaşma HIRLAMA: Sinirlenme HIROLMAK: Çok yorulmak, çok derin uykuya dalmak HIRSINA GİTMEK: Sinirine gitmek HIRSLANMAK: Sinirlenmek HIRTIÇLI: Geçimsiz HIRTLANGIÇ ÇALMAK: Yüz vermemek, terslemek HIRTLAŞMAK: Çözülemeyecek şekilde düyümlenmek HIRTO: Kaba saba HISIM: Akraba HIŞDAMAMAK: Ses çıkartmamak HIŞDIMA: Aldırış etmeme HIŞILTI: Hafif gürültü HIŞIM: Sinirli, inatçı HIŞIR: İnatçı HIŞTIMAMAK: Kafaya takmamak HIŞTIRMA: Aldırmama, benimsememe, hiç oralı olmama HIYAR: Salatalık HIYDIRMAK: Atmak HIZAR: Ağaç kesim motoru HOBUCUK Yaşlı ihtiyar kadın HOCCUK: Koca karı HOCCUN DÖLÜ: Yaşlı kadın çocuğu HODDURUK: Huzursuzluk, kargaşa çıkaran HODUL: Uygun düşmeyen parça. Düzensiz. HOKKUDU: Kaba saygısız kişi HOKUR HOKUR: Büyük bir kaptaki suyun kaynama şekli HOL: Tavukarın yumurtlaması için altlarına konulan alçıdan yapılan yapay yumurta HOLDUR HOLDUR: Bol geniş HOLLUK: Tavukların yumurtladığı yer HOLLUK GİBİ OLMAK: Ağzı olan bir şeyin ağzını çok açılması HOMAÇA KOYVEMEK: Kötüsünden koyvermek HOMHOŞ: Acayip HOMUR HOMUR: İçinden söylenmek HONGULDAMAK: Ağlar gibi ses çıkarmak HONİ: Huni HOPBA: Çok hareketli harekete geçirme sözü, oturak olmayan HOPUR HOPUR: Çabuk büyüyen HOR GELE: İneği güdüye yollamak HORA GEÇİR: Husursuzluk çıkarma, güzelce otur HORA GEÇİRMEMEK: Rahat vermemek HORA GEÇMEK: Hoşnut kalmak HORLAMAK: İstek, kızgınlık HORSA:Alevlenmek İstek HORTLAK: Ortası delik ağaç parçasının içine sokulan çöpü fırlatan alet HORTLASİCE: Ölmesini istemek HORTUM: Çok yiyen kimse HORUZ:. Horoz HOŞAF: Komposto HOŞET: Poşet, naylon torba HOŞUR: Döşşeğe siyen HOŞUR HOŞUR: Çok suyun akış şekli HOT: Kalça HOTA: Topaç HOTAK: Bir yere konan teşkilat HOTER: Fötr şapka HOTOR HOTUR: Durmadan çalışır, kuvvetli, çok işe yarar HOTURDAMAK: Kızmak HOYKU: Aşırı kirli HOYKU TOPRAĞI: Taş fırın yapımında kullanılan çamurun ateşe dayanıklı olan toprak HOYKUCU: Çok kirli kesim HOYTUK: Çukur, kasis HOYUK: Çok derin olmayan çukur, bostan korkuluğu, oyuk HÖBÜLÜ: Acayip giyinmiş HÖDDÜK: İnek, koyun gibi hayvanalrın ciyerleinin yemek ve nefes borusu HÖKELEKLİ: Mağdur HÖKÜMET: Hükümet konağı HÖKÜRMEK: Çok kuvvetli boşalmak , akmak HÖME: Çocuk oyunlarında hedef, kale, çukur HÖÖLE: Söyle HÖPLETMEK: İçine çekmek HÖPÜRDETMEK:. Sesli içmek HÖR HÖP YATTA KABACA KALK: Çocukların çelik çomak oynarken söyledikleri söz HÖREMİŞ: Çukura değneği sokma oyunu HÖST: Kayvan kovma sözcüğü HÖSÜL HÖSÜL: Düşünmeden ,kaygısız,sessiz HÖŞLEK: Çok sıcak olan HÖŞMELİM: Bir çeşit tatlı HÖŞNEK: Laşka olmuş HÖŞNEMEK: İçi geçmek, laçkalaşmak HÖŞÜR: Acele etmeyen , yavaş olan kişi HÖŞÜR HÖŞÜR: Çok kaynamış HÖTTÜRÜK: Söğüt, ceviz, dut ağacının kabuğuyla yapılan düdük HÖTÜK: Kaba saba HUDUT: Sınır HUMAYIN: Bez HUMAYINI: Muska HUMAYUM: Astar, ince bez HURA: Şura HURDA: Şurda HUSA: Dert, tasa, endişe HUSA ÇEKMEK: Endişelenmek HUSALANMAK: Tasalanmak HUYSUKMA: Yalavaç olmuş, gevşemiş, güvenmeme anlamında da kullanılır HÜDÜT: Kısanılan değerli eşya HÜNKARİ: Zorla beyenen kimse HÜPLETMEK: Yudumlayarak içmek HÜS HÜS: Koyun İBİK: Kümes hayvanlarının başında bulunan çıkıntı İBREEM: İbrahim İBRİK: İbrik İBUBUK KUŞU:.. Guguk kuşu İCAR: Kira ICCACUK: Sıcacık ICCAK: Sıcak İÇİRİĞİ ÇIKMAK: Karışık olmak İÇİRİK: Birbrine karışmış paçavra İÇİRME: Sulu maddeyi ağzına dökme, başında durup içmesini sağlama IÇKI: Keresteye şekil verirken çıkan talaştan büyük parçalar İÇKIZIL: Mantar İÇLİK: Gömlek İÇME: Madeni memba suyu İDARE: Gaz lambası İDDİRSE: Arpacık İDE: (i uzatılarak okunur) iğne yemişi İDİŞ: Erkekliği giderilmiş hayvan İFİTLEMEK: Ayıklamak, seçmek IGINMAK: Soluğunu içinde tutmak, kendini zorlamak İĞ: İp eyrilen alet İĞDEMİR: Çivi söken demir alet İĞELEMEK: Bıçak vb. keskin aletleri bilemek, keskinleştirmek IĞICIK: İşte IĞIL IĞIL: Yavaş yavaş İĞNE ATSAN YERE DÜŞMEZ: Çok kalabalıktan kinaye İĞNECİ: Seyyar satıcı İĞREŞBER: Çiftçinin genel ünvanı IHI: İşte IHICIK: İşte IHLAMAK: Zorlanmak, inlemek İİ: İyi III: Hayır istemiyorum kabul etmiyorum İKİ DIKIM: Birkaç lokma , azıcık yiyecek İKİ DİNLİ: İki yüzlü İKİ DÖNMEK: Birazcıcık oynama İKİDE BİR: Ara sıra, sık sık tekrar IKIL IKIL: Ağır yük ve yorgunluk nedeniyle soluk soluğa kalmak IKILTI: Güç nefes alış IKINMAK: Kendini zorlamak İLDİR İLDRİ: İnce ince, şeffaf ILDIRIŞIK: Çok iyi aydınlatılmış İLDİRMEK: Usulca koymak, bıraktığı yerin uygunluğuna bakmamak İLEÇBER: Rençber, çiftçi İLEEN: Leğen İLEĞEN: Leğen İLEMON: Limon İLEN: Leğen İLENÇ: Beddua, ah İLENDERE: Rende İLENİYO: İntizar ediyor İLENMEK: Beddua etmek İLERİ GİT DE GÜN GÖR: Bu işler seninde başına gelir, şimdi bana bahane bulma İLEŞBER: Çiftçi ILGI: Ev eşyası İLGİDİR: Takıntı, saplantı ILGIT ILGIT: Hafif esen taylı rüzgar İLİK: Düğme deliği İLİKLEMEK:. Giysinin düğmelerini kapatmak İLİM DADIM: Az buçuk (Yemek için kullanılır) ILIMAK: Biraz sıcak olmak ILIMANCA: Sıcağa yakın İLİMON: Limon İLİSTİR: Süsgeç İLK GÖZ AĞRI: İlkönce olan İLK NAMAZ: Üç ayların girişi İLK YANAR: Mahalle fırınlarında fırını kullanmada 1. Sıra İLK YAZ: İlkbahar İLKİDİN: İlk çocuk İLKİN: İlk önce İLKİNDİ: İkindi İLKİP: Dikicilerin iğnelerinin başında bulunan ve mumlu ipliği iliştirilen bükümlü iplik İLLET: Hastalık, musibet İLLET OLMAK: Sinir olamk İLMİKLEME: Düğümlemek, sarmak, bağlamak İMANA YETMEK: Usandırmak, bezdirmek, cana tak etme İMBAL: Ucu sivri sopa İMECE: Birlikte çalışma İMİK: Çenenin altndan göğüs kafesi başlangıcına kadar olan kısım, boğaz IMIL IMIL: Yavaş yavaş pişme İMİNİN ÇIKDIĞI GİBİ: Aşırı derecede bağırmak İMİNİN İTİ: Herhangi birisi, sevilmeyen kişi İMİRDİK: Bir çeşit rengi siyah mercimeye benzer tahıl İMMANA: Çok IMMANI: Pekçok, hepsi İN: Mağara INAMAZ: Namaz İNANKİ: Kuvvetle inanılması istenen İNCE MİYANE: Kibar İNCELEK: Hamur eleği İNCEMİ YANİ: Kibar İNCİK: Dis kapağından aşağı doğru olan kısım İNCİK ÇÖKMEK: Diz üstü oturmak İNCİLİ TILSIM: Gelinlerin taktığı incili kolye İNÇİ: Şimdi INDI-GINDI: Kuruyemiş İNEK ALMAZ, BIZA EMMEZ: Yaptığı işten hayır gelmez İNEZE:. Mızmız vesveseli INGIÇ-MINGIÇ: İdare etmek İNGÜN: Alçak, yere yakın İNHİSAR: Tekel İNİL İNİL: Hastanın belirli belirsiz ses çıkarması İNİLEMEK-İNLEMEK: Hasta veya uyurken kendini bilmeden sayıklama ses çıkarma İNKİTTA: Evvelce önce ilk önce İNLEMEK: Acı çekmek İNME: Nüzul felç İNNE: İğne İNNE KABI: İğne kabı İNNECİ: Satıcı İNÖZÜ VADİSİ: Bah. Bahçe ve maden suyu işletmesinin bulunduğuğu akarsuyu olan vadi İNTAAM: Sınav İNÜKİ: İnek İPEKLİ BÜRGÜ: Gelinler için ipekle dokunan başörtüsü IPIL IPIL: Parlaklık İPİSLAH: Yeni, kullanılmamış İPLİK ÖLÇMEK: İp örerken yarışmak İPTİDA: İlkönce IRAAT ETMEK: Rahat etmek IRAHAT: Rahat IRAHATÇANA: Rahatça IRAHMET: Rahmet, yağmur IRAK: Uzak IRAKI:Uzak Rakı IRAMAZAN: Ramazan ayı IRASLAŞMAK:. Rast gelmek IRASLİK: Lastik İRAT: Mahsül IRAVAK: Süzme bal İRBEEM: İbrahim IRBIK: İbrik İREÇEL: Reçel İREÇEL: Reçel İREN:. Rehinci İREŞBER: İşçi İREZİL:. Rezil, rüsva, kepaze IRGALAMAK: Hafif sallanmak IRGALAMAMAK: İlgilendirmemek, alakadar etmemek, enterese etmemek IRGAT: Gündelikçi işçi İRHEN:İşçi Rehin konan eşyaya karşılık para alıp veren kişi IRIL: Uzaklaş git IRILMAK: Uzaklaşmak, gitmek, ayrılmak İRİM DADIM: Tadına bakılacak kadar IRIM-GIRIM: Geveleme, konuşacak gibi olma İRİN: Yaranın iltihabı, yaradan akan sıvı çok kirli IRIZA: Rıza İRKİLMEK:. Korkarak durmak İRKİNTİ: Birikmiş İRKMEK: Biriktirmek IRMAK: Nehirin küçüğü İRMEK: Biriktirmek İRRECEP: Recep IRYAT: Ürün IRZA: Rıza ISBADET: İspatla kanıtla ISÇAK: Sıcak ISGA: Küçük soğan ISGALA: Vurma, temas ettirme ISGALADI: Vuramadı, temas ettiremedi, durmadan geçti ISGALAMAK: Temas ettirememe ISGARÇA: İğne atsan yere düşmeyecek kadar dolu ISGARPİN: Ayakkabı ISGARTA: İşe yaramaz ISGAT ÇEVİRMEK: Ölen kişinin üzerindeki oruç borçlarına karşı bir miktar para dağıtılması ISKA: Kafa soğanı İSKARPİN: Ayakkabı İSKEMBE:. Sandalye İSLAH: Halis olan, bayatlamış veya bozulmaya yakın olan gıda ve eşyanın daha kullanılabileceğini anlatmak için kullanılır ISLAK SEMER: Yapılması zor iş, takibi kolay olmayan iş, sıkıcı iş İSMAN: İsmihan ISMARIÇ: Sipariş İSMİL: İsmail İSPİL İSPİL: Saçları dağınık vaziyette ISSAK GUŞU: İlkbaharda ortaya çıkan ve kesik kesik öten kuş ISSIR: Isır, ye ISTARA: Kilim dokunan tahta İSTEYİCİ: Dilenci İSTİCİ: Dilenci, isteyen kimse İSTİM: Buhar ISTIRGAN OTU: Daglan otu İŞÇİMEN: Çalışkan, ev ve el işini çok iyi yapan IŞDAMAMAK: Konuşmamak IŞGI: İnce odun İŞİ İŞE TUTTURMAK: Bir yerde birkaç işi bir arada görmek IŞIK: Lamba IŞIL IŞIL: Temiz, parlak, aydınlık İŞLİK: Gömlek İT KOPUK: Avare geçen işsiz güçsüz yaramaz İTDİRSEĞİ: Arpacık İTERCE: Kuvvet, güç İTİŞMEK: Karşılıklı mücedele İVİL İVİL: İnceden inceye IVIR ZIVIR: Hırdavat İVİTLEMEK: Ayıklamak İVMEK:... Acele etmek İYE: Bileme aleti İYELEMEK: Bilemek İYİ BALİM: O işin öyle olduğuna sevinmek İZAN: Yol, yöntem JANTOPU: Hacdan gelen elbise JOPAN KALESİ: Herşeyin kendi kalesini kurarak oynadığı topla oynanan oyun KAAT: Kağıt KABA SÜT: Doğumdan sonra hayvanlardan alınan ilk süt, ağız KABAAT: Suç, kabahat KABACACIK: Yumuşacacık KABAK KALLESİ: Kabak tatlısı KABAK SAPI: Tulumba tatlısı KABAKLAMAK: Dallarını kesmek KABALA: Yüzeysel KABARA: Tapacın ucundaki yassı ve yarım küre çivi KAÇIL: Çekil KAÇILMAK: Kenara çekilmek KADAK:. Büyük başlı küçük kısa çivi KADI TUZLUĞU: Çalı şeklinde olan tuza banılıpta yenilen ot KAĞIZGI: Demir saç KAĞŞAK: Her tarafı dökülmüş KAHRINA GİTMEK: Gücüne gitmek KAKİLLİ: Saçları alnına düşen KAKINÇ: Serzeniş KAKLAMAK: Üstüne atmak KAKMA: Büyük kaya çıkıntısı KALABA: Kalabalık KALBUR: Bağırsaktan boşluklu örgü şeklinde kasnak geçirilerek yapılmış elek KALENDER: İş görür, kendisi ile anlaşılır sevimli kişi KALEVLE: Yumuşak ayakkabı KALIN EYELİ: Üzerine laf kondurmayan, laftan sözden etkilenmeyen KALLE: Büyük parça KANATÇI: Sürüye girmeyen koyun ve keçi KANÇA: Ucu eğri demir parçası KANDIRMAK: Gölünü etmek inandırma KANLICA: Yenebilen bir çeşit mantar çeşidi KANMAK: Söylenene inanmak KANTARMA: Atın ağzına konulan demir KANTMA: Asmaların tutulması için yapılmış ağaç yapı KAP: Tabak KAPAKLI SAHAN: Bakırdan yapılan kapaklı tabak KAPAMA-GAPAMA: Küpecikle pişen etli yemek KAPÇIK: Dış kapak KAPI AĞZI-KAPAĞZI: Beypazarı'na Ankara istikametinden gelirken ilçenin giriş kısmının adı KAPI GÖZÜ: Eşya konulan yer KAPIYORU: Isırıyor KAPLICAK: Kitap kaplığı KAPLIK: Defter ve kitap ciltlemek için kullanılan kağıt veya naylon KAPMAYOR: Isırmıyor KAPULLU (CAVA): Bir çeşit yörenin pirinci (Kapullu köyü) KARA BEYNİ: Yoğurtlu pekmez KARA DİKİ: Etin yağsız kısmı KARA HELVA: Unlu helva KARABAKAL: Karabatak kuşu KARABAKKAL: Sığırcık kuşu KARABERE: İçteki yara KARAKABUK: Kestane KARALTI: Gölge KARALTI: Gölge KARAMIK, KARAMUK: Bir buğday hastalığı KARANLIKTA GÖZ KIRPMAK: Bir işin önceden konuşulmadığı için haberinin olmadığını anlatmak KARAOVAÇA: Armudun küçüğü KARARTI: Havaleli eşya KARDOLAP: Gardırop KAREVLE: Bir çeşit ayakkabı, galevli KARGA BEYNİ: Yoğurtlu pekmez KARI: Kadın KARIK: Küçük ev KARIMAK: Mızıkçılık KARIN ALMAMAK: Kıskanmak KARINDAŞ: Kardeş KARIŞTIRMA: Ekmek kırıntısından yapılan yemek KARNI AÇ KUYRUĞU DİK GEZMEK: Karnının doyurmaya ekmek parasını zor bulan, fakat giyiminden gezmesinden taviz vermeyen KARŞIDAN GELİR GÜVECİMİN ŞIK ŞIK EDER EYERCİĞİM: Damadını seven kişi için damadını öven KARTALAÇ: Yufka, gözleme KARTMA: Büyük kaya parçası KARYOLA: Yüksel metal yatak KASALMAK: Efeleşmek, kendini beğenme KASAVET: İnsana bir burukluk bir korku veren durum KASE: Su bardağı KASE YOĞURT: Torba yoğurdu KASEM: Yemin KASKET: Şapka KAŞ: Karşıdaki yükselti KAŞ LASTİĞİ: Kaş alıp, düzeltmeye yarayan lastik KAŞAĞIN KÜPLESİ: Kaşığın dibi KAŞAMNAK: Hayvanların işemesi KAŞAR: Hayvanı taramak için kullanılan araç KAŞIK HELVASI: Baklava, sarım burma gibi tatlıların kırıntılarından yapılan helva KAŞIKLA: Yemeye devam etme KAŞMER: Esmer KAŞUK: Kaşık KAT: Kağıt KATI YASTIK: İçi kamış veya içirikle doldurulmuş kenarları düz yastık KATIK: Ekmeğin yanında yenen herhangi bir şey KATIK: Yoğurtu döverek elde ediilen yiyecek KATIR: Ot KAVAK DA NAR BİTER Mİ? SULARSAN DAHA İYİ BİTER: Olmayacak bir işi, bir büyük veya amiri dediği için kabullenmek KAVE: Kahvehane, kıraathane KAVGAZ: Toz fırtınası KAVGUTMAK: Koşturmak KAVLANGULAK: Bir tür ot KAVLIK: Bir çeşit yenen ot KAVLUK: dolma yapmak için toplanan ot KAVRAMAK: İyi yakalamak KAVURGA: Buğday veya mısırın saçta kavrulması KAVUT: Buğday veya mısırın kaba kavrulması KAVUTLAMA: Yağda sarartma KAYARLAMAK: Söğmek KAYASI OLMA: Herşeye karışma KAYFARKASI: Pazar KAYIŞ: Deriden kemer KAYKILMAK: Geriye yatmak KAYNATA: Kayınpeder KAYTAN: Kemer ve paçalara takılan bir nevi iplik KAZAĞI: Bakırcıların kapları kalaylamak için kullandıkları bir demir araç KAZAYAĞI: Kütüvatör, tarlayı düzeltmede kullanılan tarım aleti KEÇE: Yün KEÇENÜZLEMEK: Yaranın azması KEDİ BATMAZ: Hamurla yapılan, pekmezle tatlandırılıp yapılan yemek KEDİ GUNUSU: Kedi yavrusu KEF: Cendereden suyu çıkarılan üzüm suyunun fırına KEFE: Tuvalet KEGÜR SAAN: Simetrik sıkca delikli süzme işlemi yapan kap KEKEÇ: Kekeleme KEL YEMİŞ: Beyaz leblebi KELBAŞ: Üzerine sarımsak sürülen ekmek KELEFE: İplik sarmakla, çile yapmakla kullanılan tahta araç KELEK: Yetişmemiş kavun KELEK TUTMAK: Bir tür at sineğinin musallat olması KELEM: Lahana KELEPÇEK: Çıkrık KELEPİR: Ucuz çok ucuz KELEŞ: Güzel, iyi KELETE: Zayıf, cılız hayvan KELEZ: İyi gelişmemiş, kurumaya yüz tutmuş, seyrek KELGÜR: Kegir KELGÜRSAĞAN: Sulu şeyleri süzmeye yarayan delikli bakır kap KELGÜSAN: Sulu şeyleri süzmeye yarayan, delikli büyücek bakır kap KELİK: Bağ yeri kulübesi KELKÜREK: Üç kişiyle tarlanın yapımında kullanılan alet KELLE: Arpa, buğday vb.lerin başları KELLİ: Sonra KELTE: Kadınlar için bir aşağılama sıfatı KEMİK ATMACA: Bir tür çocuk oyunu KEMRE: Ahırta kurutulmuş hayvan pisliği KEMÜK: Kemik KENDİ LEYLİNE: Kendi haline, kendi isteği gibi, dalgınca KENDİRİK: Un konulan kap KENDÜRÜK: Ekmek yaparken üzerine hamur pazısı çıkarılan kumaş KENEF: Tuvalet KENER: Kenar KENETLEMEK: Kilitlemek KENEVİÇE: İğneyle yapılan renkli desenli işleme KEPAZE: Bakımsız , çirkin KEPÇİKLENMEK: Birine sert şekilde karşılık vermek KEPÇÜK: Küçük, tatlı bir kızma şekli KEPENEK: Çobanların soğuktan korunmak için giydiği kıyafet KEPEZ: Yüksek tepe KEPİLDEMEK: Gözün kırpışması KEPİR: Verimsiz KEPİR: Kerpiç KERAAT TABLOSU: Çarpım tablosu KERANACI: Yaramaz çocuk KERANECİ: Kerhaneci KERATA: Ayakkabı çekeceği, küçük çocuğu sevme KERATA: Yaramaz KERÇ: Gönül koymak KERÇ ETMEK: Suçlu bulmak KERÇAHE: Hatasını yüzüne vurmak KEREME: Hayvan pisliğinin kurutulmuş hali KEREZ: İyi gelişmemiş KERGÜR: Kevgir KERİ: İyi uzatılarak söylenir, sonra anlamına gelir KERİK: Karık KERME: Tezek yapımında kullanılan yuvarlak içi boş kasnak KERME BAĞLAMAK: İşaret edilen yerin çok pis, kirli olduğunu anlatır KERMEE: Yaraya benzeyen kabuk KERPİÇ GİBİ YOĞURT: Yoğurdun çok iyi uyutulmuş çalınmış hali KERTİŞMEK: Kaya ve taşların rüzgar veya yağmurdan aşınması, düzleşmesi KES: Yoncanın düvenle sürülmesinden elde edilen saman KESDENE: Kestane KESE: Kısa kestirme KESEK: Sürülen tarladaki büyük toprak parçası KESENE: Götürü, toptan iş KESENKES: Mutlaka KESER KAÇIĞI: Akıl hastası, uçuk hareket eden, müvazeneli düşünmeyen KESİN KES: Mutlaka olması gereken KESMİK: Ekin arpa saplarının kalın kısmı KESTİRME: Pekmez ocağında üzüm suyunun büyük ve kestirme denen kazalnlarda ilk kaynama ameliyesi KEŞ: Kurutulmuş tuzlu yoğurt KEŞ TEKNESİ: Tembel kişi KEŞİR: Havuç KEŞKÜL: Güveni çıkaran çatallı değnek KETİMİK: Çıkıntı KETUM: Sır vermeyen KEVGİR: Sulu şeyleri süzmeye yarayan, delikli bakır kap KEVŞEMEK: Geviş getirmek KEYBE: Kabe KEYGÜR: Delikli tabak KEYKİLMEK: Geriye yaslanmak KEYMAN: Pastırma çemeni KEZLEME: Gözetleme KIBIK: Azıcık KİBRİT: Ataşlık KIÇI DÖMELMEK: Bir sebeple havalanmak, havalara girme KIDIK: Çene altı KIDIM-KIDIM: Çok küçük parçalar halinde KIFI: Rüzgar görmeyen yer KIFI: Bir yere saklanmak KIFIM GELDİ:. İçinden herhangi bir işi yapma isteği gelme KIĞIÇ: Kışın nehir ve çayların sürüklediği su parçaları KİKİRDEMEK: Gülmek KİL:Gülmek Bulaşık toprağı KILAVUZ: Havuzun 3. Sulaması KILDIR: Hırsız KİLLEDİĞİN BAŞI ARIT: Başladığın işi yarım bırakma bitir KİMAN: Dövülüp, sarımsak et konularak hazırlanan bir tür yiyecek KIMÇI: Küçük ve ince değnek KİMİ YUDU KİMİ TARADI,: Bir işte netice almak için uğraşan değil de başka birinin faydalanmış olması ET KELOĞLANA YARADI KIMIZDAMAK: Yer değiştirmek KİMYE: Suni gübre KİMZAN: Pastırmada kullanılan madde, kimyon KINAMAK: Ayıplamak KIPIK: Kısık, azıcık KİPİLDETMEK: Göz kapaklarını yummaya çalışarak oynatma KIR: Tarla KİR GOGGİLİ: Pis kokan KIRA-GIRAĞ: Soğuk havalarda, hava değişiminde toprağın üzerindeki beyaz zerreler KİRASIZ KİLİM UCU TUTMAZ: Mutlaka her işinden menfaat, çıkar bekleyen kimse KİRBİTÇİ: Cimri, parasına kolay kıyamaya KİRBİTLİK: Kibrit KIRBIYIK: Pişmaniye helvası KİRETLİK: Banyoluk KIRGO: İtibar edilmeyen kişi KIRI: Eşek, kaba kişi KİRİŞ: Kuzu bağırsağından yapılmış ip KİRİTMEK: Zıtlaşmak KIRKBAYIR: Büyük hayvan işkenbesinde bir bölüm KİRKİK: Dokunan halı veya kilimin sıkıştırmaya yarayan tokmak KİRKİT: Kilim dokunurken iplikleri sıkıştırmaya yarayan alet KIRKLAMA: Bir işte çok oyalanmak, vakit geçirmek KIRKLIK: Davar yüni kesen makas KIRKTAKKE: Hayvan işkenbesinde bir bölüm KİRLİCE: Bir çeşit üzüm KIRMIZI KALEM ÇEKMEK: Birini bir suçundan dolayı kimseyi cezalandırmak KİRPİT: Kibrit KIRPMAK: Azaltmak KİS KİS GÜLMEK: Saklı saklı gülmek KİSBE: Küspe KISGIÇ: Mandal KISIK: Kasık arası fazla ışıldak olmayan KISIR: Koyunun kuzulamamış iki yıllığı KİSİR KİSİR: Sessizce gülen KİSPE: Küspe KISRAK: Dişi at KİŞELEMEK: Kovalamak KIŞTAN ZAYIF DÜŞMEK: Borçlu olan her istediğini alamayan kişi KİTLENMEK: Çoğalarak, artarak kaplamak KİVİR KİVİR: Çok iyi pişmiş KIVIRCIK: Marul KIVRAK: Bükümlü KIVRATMAK: Dövmek, korkutmak KIYILI: Fırın tepsisi KIYMA: Erişte KIYMATLI: Kıymetli KIYMIK: Odun parçası KIYNAŞIK: Yarı açık, aralık KIYTIRIK: Derme çatma KIZ ARKASI: Düğün sonrası gelinin akrabalarını ziyaret etmek KIZ EŞİĞİ YÜKSEK OLUR: Kız istemeye gidince hemen verilmez ve istekleri çoktur KIZ KISMININ BİR GÜLECEK KAPISI OLMALI: Kızı verirken nasıl bir yer diye iyi araştırıp vermeli KIZAN: Çocuk KIZIL: Çok kırmızı KIZIL YÜZLÜ: Suçu, davranışı çok hatalı olan utanmaz kimse KO: Bırak KOCA ANA: Büyükanne KOCA ANNE: Babanın abisinin hanımı KOCA BABA: Büyük baba KOCA KARI: Büyük elti KOÇAK: Düğünde oynayan erkek KOFALMAK: Büyülenmek KOĞALAMA: Kovmak KOĞLAŞMAK: Şikayette bulunmak KOĞU: Dedi kodu şikayet KOĞULAMAK: Kovalamak KOĞZAK: Gevşek, aşınmış KOKLADIĞI TORBAYI BOYNUNA ASMAK: Birinin sevdiğini veya istediği kişiyi onunla evlendirmek KOKU: Tarçın (Kuru yapımında kullanılan madde) KOLACI: Elbise temizleyicisi KOLAÇAN ETMEK: Kontrol etmek KOLAN: Hayvan kuşağı KOLAY Bulantı, iç bulantısı KOLLUK: Merdiven kenarındaki korumaların üstünde düz tahta kısım KOMAN: Yanına bırakmam, hesabını sorarım KONAK: Saçtaki kepek KOPAY: Av köpeği KOPÇA: Düğme KOPÇALARI KOYVERMEK: Korkmak KOPİL: Küçük çocuk KOSTAK: Çok edalı, fiyakalı KOŞAN: Koyun sağmak için bağlanan ip KOVANLIK: Arı yetiştirilen bağ evi KOYMADI-GOYMADI: Etkilemedi, tesir etmesizartar görmedik, bırakmadı KOYVERMEK: Serbest bırakmak KOZAMAK: Gevşemek, tam yerine oturmamak KÖFTER: Pekmez ve undan yapılan tatlı KÖĞGÖÇÜREN: Bir diken türü KÖĞTER: Köfte KÖKÜZ: Asma bağlarında, sulamayı sağlamak için yapılmış toçlı parça KÖLDÜR KÖME: Kalabalık halde KÖLEMEZ: Yoğurtla pekmez karışımı KÖPEKLENMEK: Şiddetle bağırmak KÖPEM: Hayvan akciğeri KÖPÜL: Patetes KÖPÜRMEK: Kızmak , sinirlenmek KÖPÜZ: Evlek sırası KÖR KÖSTEBEK GİBİ: Önünü görmeden rastgele iş yapan KÖR KÖSTEN GELEK: Köstebek KÖR PENCERE: Duvar oymakla oluşan girinti KÖRÜKLEMEK: Söndürmek KÖSKÜRE: Köz küreği, faraş KÖSKÜREĞİ: Pislik almak için kullanılan kürek KÖSLE: Kapı sürgüsü KÖSLEMEK: Kilitlemek KÖSSOK: Köz ye, boğazına köz parçası ye KÖSTEBEK: Vücutta çıkan iltihaplı yara KÖSTEĞİ KESMEK: Küçük çocukların yürümeye başladığı vakit yapılan gelenek KÖSTEK:Saat Engel KÖSTEK KESMEK: Yeni yürümeye başlayan çocukta bir tören KÖSTEK KESTİRMEK: Yürümeye başlayan çocuğun ayaklarının arasına bağlanan KÖSTEK OLMAK: Bir işi engellemeye çaılşmak KÖSÜL KÖSÜL: Nefesi kesilmiş halde KÖSÜLMEK: Nefesi kesilecek derecede yorulmuş olmak KÖTEK: Dayak atma KÖTÜ KÖTÜ YEMEK:Kötü koyunlar gibi hapşırma Az az yemek KÖV: Köy KÖVE GİTCEM: Köye gideceğim KÖVTERLİK: Cevizli sucuk yapmak için kullanılam kızartma, un ile yapılan tatlı bulama KÖZ: Sönmekte olan ateş, kömürleşmiş hali KÖZ BASTI: Etin közlenecek kısmı, ince yazılmış et KUBAT: Kaba saba KULAĞINA EZAN OKUNMAMAK: Söz dinlemeyen, öğüt almamış, dini bilgileri zayıf olan KUMPİR: Patates KUNDURA: Tahta ayakkabı KUNNAMAK: Yavrulamak KUNTİ: Eski motifli ipek kumaş KUPA: KUPÇAK:Bardak Ucuna ağaç parçası takılan büyük tas KURBAĞCIK: Sığır hastalığı KURSAK: Mide KURTLARI DÖKMEK: Oyun havasına oynayarak oynama hevesini tatmin etme KURU: Pestimet türü KURU BAKLA: Kuru fasulye KURU GALA: Zayıf KURU KENDÜRÜK: Zayıf, yemesine içmesine dikkat etmiyen KURU SIKIM: KURUM-GURUM:Zayıf Soba bacaların temizlendiğinde çıkan pislik KUŞANE: Tencere , tabak KUŞKONA:. Çatı katı KUŞLASTİK: Sapan KUŞLUK VAKTİ: Sabah güneşin doğmasından güneşin yükselmesine kadar olan vakit KUTNİ: Eski motifli ipek kumaş KUYRUĞU ÖLÜ KUYRUĞU EYRİ: Akrep KUYRUK SOKUSU: Omur iliğin bittiği yer KUYRUKLU: Ağı çalık sırma işlemeli kadife şalvar KUZLACI: Hamile hayvan KUZU DİŞİ: Küçük taneli dolu KUZU GÖBEĞİ: Yenebiken bir mantar çeşidi KUZU KULAĞI: Tuza banarak ya da salataların içerisinde yenilen ot KUZUM: Bebeğim KUZUNE: Fırınlı soba KÜFE: Örülerek yapılmış büyük sepet KÜFELİK:: Sarhoş KÜKÜM: Elden ayaktan düşmüş, çok yaşlı KÜL UFAK: Çok küçük parçacıklara ayrılmış olan KÜL UFAK ETMEK: İsmini cismini koymamak, mahvetmek KÜLDÜRTÜ: Çokça gürültü sesi KÜLLÜK: Köylerde çöp atmaya ayrılmış bölüm KÜLTEM: Kağıt destesi KÜLÜR: Küçük somun ekmek KÜME: Tarlada her bir sap gurubuna denir KÜMÜK: Basık, küçük burun KÜNGE: Pislik KÜNYE: Kişiyi tanıtan bir belge KÜP: Peynir, turşu konulan kap KÜPECİK: Topraktan, boyu küçük vazo biçiminde kap, kapama için kullanılır KÜPEŞ: Cam kenarı cam önü KÜRBEN: Gübre KÜRELEMEK: Kütle haline apar topar atmak KÜRTÜN: Kar yığını KÜRÜK: Küçük KÜRÜMEK: Kürekle yığıntı ve pislikleri temizlemek KÜRÜŞMEK: Hastalanıp büzüşmek KÜS: Dargın kişi KÜSKÜ: Nazar için duman verme KÜSKÜ GİBİ: Ağır KÜSTÜRME: Barışmak KÜŞTÜRE: Marangoz rendesi KÜŞTÜRELEREK: Bir tahta zemini düzlemek ve inceltmek için küştüre sürtme KÜTAYA: Kütahya KÜTBELEK: Boyu eniden biraz fazla hacimli şekil KÜTÜK: Camın gövdesi KÜTÜRDETMEK: Şıklatmak , vücuttan ses çıkması KÜTÜRTÜ: Gürültü LA: Erkekler arasında çağırmak için hiyap şekli LABBUDU LUBBUDU: Düzgün yürümeyenler için söylenen söz LAF EBESİ: Çok konuşan kimse LAF GAVUTLAMAK: Lafı değiştirmeye uğraşmak LAFIN SETEMİ: Sözün söylenişi LAGAR: Çok zayıf LAN: Ey, ulan seslenme LANGIR LANGIR: Bağıra bağıra LANGUR LUNGUR: Gereksiz LARHANA: Lahana LAŞE: Pis kokulu LAYLON: Oturak LAZIMLIK: Naylon LAZIMLIK:.. Tuvalet ihtiyacını gidermede kullanılan kova LEBLEBİ: Yemiş LEÇÇE: Yüz, çehre LENGEL: Tabak LEYHA: Pis koku LEYHA GİBİ KOKAR: Pis kokan , tuvalet gibi kokan LEYLERİ REGAİB: LIKIR LIKIR:Kandil gecesi Ses çıkara çıkara içmek LİLİ: Deterjan LİMETİ: En ince bez astar LOĞUSA: Hamile LOK ÇAMUR: Cıvık , çok çamur LOK LOK YUTMAK: Sofrada kimseyi beklemeden çabukça çokça yemek LOKÜZ: İsportonun yanmasında oluşan bir çeşit lamba LORD: Çökelek LÖK: Delik olan çanak, çömlek vd. eşyaların tamiri için lehim LÖK: Agır insan LÖKÜZ: Lüks lambası LÖŞ: Zayıf, gelişmemiş MACIR: Göçmen MAÇÇA: Dert, yara, pis MAÇÇALI: Pisli, çıbanlı MAÇU: Şişman MADAH: Erkek cinsel organı MADARA: Bozuk MADEN TAVA: Kulplu tava MADENİZ: Maydanoz MADI: Maskara,perişan ,beter MADIMAK: İlkbaharda kırda yetişen bitki MADIMASKARA: Perişan MAĞLAK: Boşlukta MAHLAMA: Havlu MAHNA: Bahane, sebep MAHNA BULMAK: Kusur bulmak, aramak MAHSEN: Eski evlerde bulunan karanlık oda MAHSÜL: Ürün MAHYA: Panayır MAKANA: Makarna MAKIS: Eksi MAL: Hayvan MAL: Karışık hayvan yiyintisi MALAĞMA:İnek Düven sürdükten sonra taneleriyle karışık saman MALAK: Manda yavrusu MALAK BAŞINA: Yalnız başına MALAKTA KALMAK: Ortalıkta kalmak MALAM YİMİŞ BIZA GİBİ BAKINIP DURMAK: Saf saf etrafa bakmak MALAMA: Karışık hayvan yiyeceği MALAMORTA: Uluorta, rastgele MALDUZ: İçinde köz bulundurularak kullanılan bir çeşit mangal MALGADUN: Baykuş MALİ NEKMET: Faydası görülmeyen mal MALİ NİMET: Faydalı mal MALI ONARMA: Hayvana bakma MALKADUN: Baykuş MAMALAMAK: Kızmak MAMIT: Mahmut MAMITLAR: Mahmutlar MAMRAK: Katlar arasındaki kapalı merdiven çıkışının açık kısmı MANCAR: İlkbaharda çalıların arasında yetişen bir bitki MANDAL: Kapaklı dolapları kapalı tutmaya yarayan tahta parçası MANDIZ: Gaz lambası MANDUZ: Izgaralı közlük MANGAL: Köz ocağı MANGIR: Para MANGIR ARMUDU: Bir çeşit armut MANİ: Engel MANTAR: Oyuncak tabanca ile patlatılan küçük barut. Yenen bitki MANTI: Kilosu fazla olan kişi MANTU: Pardösü MAPIS: Mapushane MARA: Mağara MARA: Argo saf, bir şey bilmeyen MARFETSİZ: Beceriksiz MARIL: Marul MARKUÇ: Hortum MARSİLE: Kiremit MARTİNİ: Uzun namlulu silah MASARUF: Masraf MASAT: bıçakları bileyen alet MASIL: Ürün MASIZ: Yalandan MASKARA ETMEK: Masraf MASRUF:Rezil etmek Masraf MASUZ: Yalan,gerçek olmayan MAŞRAPA: Bakır bardak MATÇA: Pis yara MAV: Bune MAVZER: Kırıkkale tüfeği MAVZERYAĞ: Vazelin MAYASIL: Hemeroit MAYE: Maya MAYHOŞ: Eşki MAYIS: Yaş hayvan pisliği MAYİŞ: Maaş MAZERYAĞ: Vazelin MAZI MASKARA: Rezil etmek MAZIBAT: Sürahi MAZLIM: Uysal, muti MAZOT: Motorin ME: Al, işte MEBBUS: Millet vekili MECCANİYE: Aşikar, gizlisi olmayan MECCİT: Mescit MEDÇELMESİ: Oyun türü MEDLEYE MEDLEYE: Hoplaya hoplaya MEELE: Mahalle MEELSİMEZ: Benimsememek MEH: Buyur, al MEHEL ALMAK: Layık, münasip bulmak MEHEL ALMAMAK: Önemsememek, küçümsemek MEHEL ALMAZ: Umursamaz MEHELSİMEK: Önem vermek, kıymet vermek MEHELSİMEMEK: Önemsememek, küçümsemek MEHİRSEK: Düşkün olmak MEHLEM: Krem MEKKİDİ MEKKİDİ: Sallana sallana iş gören MEKTEP: Okul MEL MEL BAKMAK: Boş boş bakmak MELE: Mahalle MELEMŞE: Menekşe MELEZ: Kırmızı renkli büyük yabani arı MELHEM GİBİ OLMAK: Bir şeyin çok iyi kıvamında yumuşaması MELLOV: Kara, siyah MELÜL MELÜL: Saf saf bakmak MEMET: Mehmet MEMİŞHANE: Hela, ayakyolu MENÇE: Bir nevi deste MENDİL: Yağlık MENGİRE:. Kirmen, iğ MERAMINI SAT: İstediğin nedir onu söyle MERASİME TABİİ OLMAK: Teferruatı çok iş MERDİMAN: Merdiven MERDİN: Uysal mazlım MERHEM: Melhem MERK: Krem Kasa MERKEP: Eşek MERTEK: İnce sırık MERTEK: Bina yapımında kullanılan kalın odun MES: İnce deriden yapılmış, fermuarlı ayakkabı MES LASTİK: Abdest almak kolaylığı için kullanılan deri potin MES MES: Anlamsız anlamsız bakmak MESARİF: Masraf MESE: Çatal bel MESEL: Bilmece MESGENE: Erik çeşidi MESİL MESİL BAKMAK: Biraz safça bakmak MESSAN: Kiler MESSEN: Mahsen MEŞŞER: Çok kalabalık MET: Küçük değnek MET ÇELMESİ: Bir tür çocuk oyunu METAMELİ: Hemen alınan, kırılgan METİRE: Metre METLEMEK: Hoplamak zıplamak METTEP: Okul MEYHUR: Sarhoş MEYİRSEK: Düşkün, döl tutmayan MEYİT: Cenaze MEYMENE, MEŞMENE: İsteksiz, gelişigüzel yapılan iş, gönülsüz hatalı yapılan iş MEYMENET: Tavır ede MEYMENET: Ayakkabının üstüne desen veren kısım MEYMENETSÜZ . Yordamsız, iş kabiliyeti olmayan, görenek bilmeten MEYREM: Meryem MEYTAR: Çalgıcılar MEYTERESÜL: Düzeysiz kalabalık MEZER: Mezar MEZERLİK: Mezarlık MEZİR: Çıra MICILDAK: Sulu MICILDAMAK: Sulu, sıvı kıvama yakın, yaranın ilelemiş azmış hali MICILGAN: Sulu MICIMAK: Oyun bozmak MİÇLİ: Mantıklı, gerçekçi, somut şeyler MIDIMIK: Ufak tefek MIGGIDIK: Çok katı, biraz sulandırılması lazım MIH: Çivi MIHLA: Çivile, vur, soğanlı ve yumurtalı yemek MIHLAMA: Kuru soğan veya yeşil soğandan yumurta kırılarak yapılan yemek MIHTI GİBİ OTURMAK: Bir şeye yardım etmeden oturmak MIKIM GELDİ: Sıkıntı geldi MIKKIDI MIKKIDI: İyi pişmemiş, içi hamur kalmış MIKMAK: Parmaklarıyla sıkmak MIKTAR: Muhtar MİL: Dantel örülen tığ MİLYA, MLLA: Misket, bilye MINCIK MINCIK: Yumuşak yumuşak MINCIKLAMAK: El ile küçültmek, sıkmak ezmek MINDAR: Yenilmeyen hayvan eti MINDARCI: Şehir kanalizasyonunun altından geçtiği köprü, pislik akan dere MİNDER: İçi pamuk, keçe vb. doldurulmuş, yere rahat oturmak için kullanılan eşya MINGIDAK: Otura kalmak MINI MINI: Leblebi, yemiş MİNİK: Leblebi MİNİRE: Minire MİNNACIK: Küçücük MİNTAN: Gömlek MIRIK: Pis tortu, hayvan pisliği MIRIK: Bataklık MIRILDANMAK: Sessiz konuşmak MİS: Kolonya, misk MISA: Musa MİSAF: Kur'an-ı kerim MİSİR: Mısır, sıvacıların tahtadan veya saçdan yapılmış malası MISIR: Koza MISIR TAVU: Hindi MISMIL: Etinin yenmesine cevaz olan hayvanlar MISTAA: Mustafa MISTAVA: Mustafa MİŞYAŞ: Belirsiz MITLAK: Mutfak MIY MIY: Ne söylediği belli olmayan MİYANE: Helva MIYMINTI: Elinden iş gelmeyen MIYNAK: Bir işi çabucak yapamayan, geç bitiren MIZ MIZ: Hareketleri yavaş olan kişi MIZARAT: Bela MIZILDAK: Mızmız, durmadan ağlayan MIZILDAMAK: Hafiften ağlamak MIZLAM: İllaki olması şart MIZMIZ: Bir türlü memnun olmayan, her şeyi beğenmeyen MOBİLGAZ: Tüp gazlı ocak MOCCUK: Argo ispiyoncu MOÇU: Şişman MODEREN: Modern MOLAMORTA: Üstünkörü, gelişigüzel MOMOLAMAK: Büyük bir güç farkı ile ezmek MONDİ: Plastik bidon MORUK: Yaşlı MOŞUL MOŞUL: Yüksek sesle uyumak MOTOBİSİKLET: Motorbisiklet MOTUR: Traktör MOZAK: Kozalak MOZALAK: Elma, armut gibi meyvelerin küçük ve ham olanları MÖH: Sen bunu al, saa bir şey düşmez anlamında el işareti MUALLİM: Öğretmen MUCUR: Ölçü birimi MUHAKKAT: Muhakkak, mutlaka MUHALLEBİ: Pirinç unu ve sütten yapılan şekerli tatlı MUHALLEBİ ÇOCUĞU: Nazik kibar MUHANET: Earayıp sormayan, hal hatır sormayan kişi MUHAYYER: Denemece, iade edilebilir MUMBAR: Et sucuğu MUNBAR: Elma armut gibi meyvelerin küçük ve ham olmayanları MUNDAR HAYVAN: Etinin yenmesine cevaz olmayan hayvanlar MURAF: Eşit, birbirini geçememiş MUSAF: Kuran-ı Kerim MUSKA GİBİ: Terbiyeli, hareketsiz MUSMUL: Makbul olan MUSTEMBEL: Kullanılmış MUSTUL: Uslu sakin MUŞAMBA: Naylon sergi MUŞMULA: Yeni dünya MUŞTA: Dikicilerin kullandığı alet MUŞTULAMAK: Söylemek MUYANE: Muayene MÜCEF: Çürük, sakat MÜCÜRE: Çekmece MÜDAİM: Daima MÜDANE: Minnet MÜĞÜRDÜM: Bezelye MÜLAYIM: Uyumlu, ağır başlı sakin kendisi ile anlaşılır MÜLDÜME: Kötü, tembel MÜNASIP: Uygun olan, uygun düşen, yakışan MÜRÜVET: Evlendirmek MÜSRİF-MÜŞİRİF: İsraf eden, boşa götüren MÜSRÜF: Fazla harcama MÜŞEMBE: Muşamba NAAMAN: Ne kadar çok NACAK: Baltanın küçüğü NADA: Düven sürdükten sonra samanın içindeki buğdayla beraber yığılmış hali NAHA: İşte NAHI BAŞKA BİŞEY DEMEN: Artık başka bir şey söylemiyorum NAHİYAT: Son NAKSINA: Bozulma NALET: Lanet NALİN: Takunya ,kadınların giydiği gümüş takunya NALLIGAŞI: Karaşar tarafından bir dağ NAMAZ: Kameri aylardan Recep ayının ilk perşembesi (Regaip Kandili) NAMAZGAH: Namazla, seccade NAMAZLA: Seccade NAMAZLIK:Seccade Nişanlı kızlara, regaip kandilinde gönderilen fişek maytap tarakkal NAME: Mektup NANİ MOLLA: Kibar NANİLİ: Terlik çeşidi NANKISI: Hangisi NAPAM?: Ne yapalım NAPAN?: Ne yapıyorsun? NAPİN: Ne yapayım NAPSAK: Ne yapsak NARKALMAK: Alay etmek NASSIN?: Nasılsın? NAŞAFA: Madeni su bardağı NAŞŞEY: Nasıl NATIR: Hamamlardaki bayan kesesi NATURASIZ: Yüzü gülmeyen, sevimsiz NAYDURUK: Üstünkörü geçiktirilerek yapılan iş NAZELMEK: Dokuma ve trikoda liflerin aşınıp kopup yırtılacak hale gelmesi NAZLI: Bir bitki örtüsü çalı NE CİBALLI: Neyin nesi NE DURUN: Niye bekliyorsun NE EDEN: Ne iş yapıyorsun NE EDEYO: Ne yapıyor NE GIBALLI: Neyin nesi NE GÜN GÖRDÜNDE AKŞAM OLMADI: Bu sıkıntıda inşallah geçer NE HACET: Ne gerek NE HAÇAT: Son bir ihtimal, en son çare NE KARIŞIYORSUN ANANENİN AŞI BABANIN KEŞİ DEĞİL: Senin ile hiç ilgisi yok, seni ilgilendirmez NE KIZI VER NE DÜNÜRÜ KÜSTÜR: Her iki tarafıda idare et NE UMARSIN BACINDAN BACIN ÖLÜR GİDER ACINDAN: Faydası beklenilen kişinin kendisine faydası olmayışı NEBİLİM: Haberim yok NEÇE: Ne kadar zamandır NEÇE GELEMEN: Hala ne gelmiyorsun, neden bir türlü gelmedin NEÇE SONRA: Çok zaman sonra NEÇE? . Niçin, neden, niye NEDER: Ne söylüyor, ne diyor NEEDEN: Nasılsın NEKBET: Çok çirkin NEKES: Cimri NEMBE: Bilmemki NEMBEM NE: Bilmem ki NEMBEN: Ne bilim NEMBENK: Bilmiyorum NEMİ LAZIM: Neyime gerek NENE: Nine NENE: Yenge NENNİ: Ninni NERDE ÇALGI ORDA GAVGI: Gününü gün etmeye bakan, eğlenceye vakit geçirmeye düşkün NERDİFAN: Merdiven NERE GİDEN?: Nereye gidiyorsun? NESİ: Nasıl NETCEN: Ne yapacaksın NEUÇUN: Niçin NEVALE: Alınan birtakım yiyecek içeceklerin geleni NEVAT: Ne zaman NEVET: İki kumaşı yan yana elle dilmek NEYANNA: Ne tarafa NEYİSEM: İyiki böyle olmuş, isabetli olmuş NEYNER-NİNER: (i uzatılır) ne ilgilendirir, seninle alakası ne , neden ilgilendirir NEZELMEK: İncelmek NİNEN: Sanane NİSAN YAĞAR MAYIS ÖĞER: Nisan yağmurunun neticesi, Mayıs ayında üründe görülür NIZLAM: İllaki, olması şart NOCA KI?: Ne olacak ki? NOCAK: Ne olacak NOCAK ÖLE EDİPDE?:Ne olacak Ne olacak öyle yapıpta? NOÇUN: Niçin NODA: İstif edilmiş tarla ürünü NODUL: Kaba ucu iğneli sopa NOGAY: Sevilmedik kişi NOLACAKİ: Ne olacakki NÖRÜYON: Ne yapıyorsun? Nasılsın NUZÜL: Felç NÜZUL İNDİ: Felç oldu O DÖŞEĞİNİ YAPSIN BİZ YORGANI ÖRTERİZ: İşin olması için iki tarafın birbirine karşı fedakârlıkları OCAĞI SÖNESİCE: Evinin dağılması, yılıkması için beddua OCAĞI SÖNMEYESİCE: Sevilen birine kızgınlık anında söylenir OCAK: Ekmek edilen yer OCAK: Kömür madeni işletmesi, Türkiye orta Anadolu Linyitleri OCAK BAŞI: Ocağın üzerindeki raf OCAK BAŞINDA KALDIN İNCE İŞLERE DALDIN,: El işi çok yapan kişi OCAKLI EV: Mutfak OÇA: Ahlat, olça ODUN GİBİ: Hiçbirşeyden anlamayan, beceriksiz OGGA: Kilo OGGALI: Bakırdan yapılmış ,içine yemek giren saklama kabı OGGANIN ALTINA GİTMEK: Suçu yokken suçlu bulunmak OĞLAN: Erkek çocuk OĞMAÇ AŞI: Bir nevi unlu çorba OĞUL BAK: Torun OH GUZUM: Yalvarmak OHA: Dur OKKA: Kilo OKKALI: Ağır OKKAYIŞ: Oku bağlayan kemer OKLAÇ: Yufka açmak için merdane OKLAÇ BAKLAVASI: Bir çeşit baklava OKLAĞAÇ: Oklava OKLAN: Kalın sırık OKRA: Sığırlarda parazitlerden dolayı deri altına teşekkül eden modül OKUCU: Okuyucu, düğüm çağırıcısı OKUMACAM: Okumayacağım OKUMAK: Davet etmek (Düşüne) OKUTCAM: Okutacağım OLAMAZOLASICA: Kızgınlık anı söylenen söz OLAN: Oğlan OLAN KIRIĞI, PİLAV DORUĞU: Erkek çocuğunun kıymetli olduğunu ifade etmek için OLDUK GADA: Küçücük OLDURUK: Kalın odun OLGÖRÜK: Bir türlü bitmeyen OLLA: Oralar OLMAYIVERSİN: Olmasın OLSA GEREK: Olması lazım OLU: Olur, tamam OLUBAKAM: Olurbakalım OLUK: Pınarların önüne konan yalak OLURSA AŞIMIN SUYU OLMAZSA BAŞIMIN SUYU: Bu işim olursa gelirim artar olmazsa canım sağ olur OLUVESİN: Bir işe razı etmek için kullaılan rica ifadesi OMACA: Asma kütüğü OMAÇ AŞI: Bir ürü undan pişirilen çorba OMAR: Ömer OMCA:: Asma ON SEKİZ TAŞ: On sekiz adet küçük taşla yere kareler çizilerek oynanan zeka oyunu ONARMAK: Düzeltmek ONATÇA: Güzelce ONAV: Deterjan ONDANKELLİ: Ondan sonra ONNA: Onlar ONUN UÇUN: Onun için ORA: Oraya ORASPI: Orospu, kötü yola düşmüş kadın, fahişe, kadınlar arasında kötüleme sözü ORTA KARIŞTIRMACA: İki gurupla oynanan oyunlardan fazla bir kişinin sıra ile guruplara girmesi ORTAKÇI: Yarıcı OSANMAK: Bıkmak OSSURMAK: Yellenmek, gaz çıkarmak OSSURUĞU CİNLİ: Kaprisli OSSURUNA ÇİTME ATMAK: Her şeye ters tepki vermek OT KÖK ÜSTÜNDE BÜYÜR: Geçmişi bilme, bir kişi için karar verrken ailesine bak anlamında kullanılır OTMAK: Oturacak Misafirlik etmek OTOMOBİL: Araba OTTUN MU?: Oturdun mu? Yerleştin mi? OTU: Otur OTU ŞURİYE: Otur şuraya OTUMAYA GEL EMİ: Misafirliğe gel olur mu? OTURAK: İskemlenin küçüğü OTURTMA: İmam bayıldı, patlıcan ve hazırlanan,,çle yapılan yemek OVAÇA: Bir çeşit armut OVALAMAK: Yoğurmak OVAZ: Övez OVMAK: İnsan vücuduna avuç içiyle masaj yapmak OVUŞTURMAK: Sürtmek OYMAK: Kazmak OYNATMA: Bir sözü bir sözünü tutmayan. Kadınlar arasında kötüleme sözü OYULGANMAK: Kıvrılarak hareket etmek ÖCÜL ÖCÜL: Saf saf bakmak ÖCÜL ÖCÜL BAKMAK: Dikkatli ve saf bakış ÖDEK: Korkak ÖDÜÇ: Geri verilmek üzere borç ÖĞEÇ: İki yıllık erkek keçi ÖĞMEK: Methetmek ve yüceltmek, yükseltmek, yavaş yavaş nüfus etmek ÖĞREŞMEK: Gizlice anlaşmak, kavilleşmek ÖĞÜN: Yemeğin paylaşım şekli ve zamanı ÖĞÜR OLMAK: Isınmak ÖĞÜRMEK: Geğirmek, ağızdan gaz çıkarmak ÖKELEKLİ: Hastalıklı hayvan ve kendini beyenmiş ÖKÜNMEK: Başkasını taklit ederek ağız ve mimik hareketlerini yapma ÖKÜZ ARABASI: Kağnı ÖLECE::. Öylece ÖLEMİ?: Öylemi, aslı varmı? ÖLEŞMEK: Bölüşmek ÖLLÜN KÖRÜ: Ne var? Ne oldu? Sorusuna alay etme veya kızma anlamında cevap ÖNDÜAY: İki ay önce ÖNDÜGÜN: Evvelki gün ÖNDÜN: Önceki gün ÖNDÜYIL: İki yıl önce ÖNÜNE DÜŞMEK: Ağzından laf almak ÖÖÖĞ: Öğürmek ÖRE: Nereye ÖRME: Koyunların sütünü sagmak için kafalarını birbirine bağlamaya yarayan ip ÖRT TERLESİN: Laf burada bitsin ÖRTME: Kapı, teras, balkon gibi yerlerin üzerine yapılan çatı ÖRTMEN: Öğretmen ÖRÜK: Bir yere bağlamak için sivri ağaç ÖRÜKLEMEK: Bağlamak ÖRÜKLÜ: Tıka basa, çok dolu ÖRÜSKER: Rüzgar ÖSGER, ÖRÜZGAR: Rüzgar ÖSSET: Derhal o saat ÖSÜRDÜM: Öksürdüm ÖSÜZ: Gaz lambası ÖTE GİT: Bir öbür tarafa git, biraz ileri git ÖTE MELE: Öte mahalle ÖTEBERİ: Hırdavat ÖTEEVLER: Öbürkü odalar ÖTLEK: Korkak ÖTTEN GİTMEK: Öbür taraftan gitmek ÖTÜRMEK: İshal olmak ÖTÜRÜ: Dolayı, ait, kimsesiz, anası babası yok ÖVEÇ: Bir yaşından sonraki kuzular ÖVEK: İyi, çok iyi ÖVELEK: Sığıra musallat olan bir cins sinek ÖVELEMEÇ: Ovarak koçanından ayırmak ÖVELEMEK: Elle veya birbirine sürterek koçandan ayırmak ÖVENDİRE: Ucunda çivi olan sopa ÖVEY: Üvey ÖVEYİK: Kuş ÖVEZ: Meyve ÖVMEK: İçine sinme ÖVÜRMEK: Kusmak ÖYEK . İyi, çok iyi ÖYKELENMEK: Öfkelenmek ÖYKÜNMEK: Alay etmek ÖYÜN: Yemek zamanı ÖZ: İç, kalem içi ÖZ: Bağ ÖZEMEK: Sulandırarak katıyı sıvı haline getirmek PABUÇ DİLLİ: Dili her kişiye karışan kişi PAÇALI KUŞ: Evcil kuş PAFUN: Atın taklidi, değersiz alaşım, kalp PAKLAMAK: Temizlemek PALA: Bez parçası PALAS PANTIRAS: Aniden hızla hareket eederek gitme, uzaklaşmak PALAZ: Kuş yavrusu PALAZLANMAK: Hareketlenmek PAMUKLU: Astar ile kumaş arasına pamuk yerleştirilip dikilen hırka PANCAR: Çükündür PANÇAK: İnce kök ucu PANGA: Banka PANIS: Cimri PANTUFLA: Makosene benzer galevle ayakkabı PANTUL: Pantolon PAPARA: Pirinçli, ekmekli yemek PAPIRDAMAK: Kızarak bağırmak PAPUÇ: Ayakkabı PARA: Bir parça PARAHANESİ: Alınması kolay olayan pahalı olan, çok para ile olan PASSAK: Merdiven, basamak PATATES: Gumpir PATATİS: Patates PATİÇ: İsteksiz ve çevik olmayan PATİK: El örgüsü çorap PATIRDAMAK: Korkutmak, ses yapmak PATİRE: Sadıçların başlarına taktıkları uzun peruk PATLATMA: Patlıcan salatası PATOZ: Saman yapma makinesi PAY: Köpek yiyeceği PAYIRT: Ani, hızlı hareket PAZI: Ekmek ve yufka açmak için hazırlanmış hamur parçası PEK: Çok PEK GELDİ: Abdest bozmak için çok sıkışmış olmak PEK GUBAT: Kaba-saba PEKET: Paket PEKLİK: Kabız PEKMEZ HELVASI: Tere yağı ile u ve pekmez ile yapılan tatlı PELTE: Pekmezden yapılan bir tatlı türü PENÇE: Çeltik demeti PERÇEM: Bir çeşit hamur tatlısı PERÇEM ÇANAĞI: Tabanı düz tatlı tabağı PERELEK: Birden bire aniden PERVANE OLMAK: Peşinde koşmak PERVAZ: Kapı kasası kenarı tahtası PERVENDE: Pekmezli ayva reçeli PESİN: Kurbağa pisliği yosun PESTİL: Kuru erik, zerdaliden yapılmış kuru yiyecek PEŞDEMBAL: Peştamal, banyo havlusu PEŞEMBE: Perşembe PEŞGİR: Havlu PİÇ: Aşısız meyve ağacı PIÇAK: Bıçak PIÇALAMAK: Kurtulacak çare aramak PILI PIRTI: Evdeki eşyaların neyi var neyi yoksa hepsi PINNITMAK: Kızmak, dövmek, dayak atmak PİNTİ: İki kg ağırlığında ölçü PİPİ: Dantelin bir bölümü PIR PIR: Çimen gübresi PİREBOLUK: Arı boku PİREN: Çalı çırpı gibi bir çeşit yakacak PİRİKET: Çimento ve kum harcıdan yapılan büyük tuğla PIRPIT: Dut çırpmak için kullanılan bez sergi PIRTI: Ev eşyası PIRTMAK: Hemen değişivermek PISILAMAK: Tepesine binmek PİSLAÇ: Bazlama yaparken saçta çevirmeye yarayan ağaçtan yastık kürek PİSLAĞAÇ: Ekmek PISMAK: Sinmek PİSTAN: Etek PISTIRMAK: Soldurmak PİYAZ: Yumurta salatası POÇA: Başa sarılan yemeni PODUR: Erkeklerin giydiği pantolon POFUN: Altın taklidi PONTUL: Pantolo POPAZ: Hindi PORASA: Pırasa PORUK: Kırda yetişen bir çeşit set dallı bitki PORUKÇU: Poruk kazan, yöresel lakap PORUM: Palavra PORUM SATMAK: Palavra atmak PORUMCU: Yalan söyleyen, aldatan kişi POŞU: Boyuna veya kafaya sarılan renkli örtü POTİN: Mes POTUK: Ayı ve domuz yavrusu POYTUN: Mes PÖRÇEK::: Çatıların uçları PÖRTLEMEK: Gözlerin koca koca açılıp gösterilmesi PÖSÜN: Yosun PUÇTAK: Hafif haklı yalan PULİS: Polis PULLU: Gelin yüzüne örtüllen kırmızı parlak tüy PULLUK: Tarla sürmeye yarayan tarım aleti PUNAR: Köy çeşmesi PUPAZ: Erkek hindi PURÇ: Ökse otu PÜR: Havucun yeşil yapraklı kısmı PÜRÇEK: Mısır püskülü PÜRÜZ: Piriz PÜSKÜT: Bisküvi RAF: Terek RAHLE:: Kuran'ı Kerim okumak için kullanılan sehpa RAHMET: Yağmur RAHMETLİ-İRAHMETLİ: Ölmüş, vefat etmiş, Allah'tan rahmet dilenen RAMUK: Römork RASTİK: Lastik REİS: Belediye Başkanı REY: Oynak REZİL: Umulmadık, beklenmedik zararlı iş yapan, davranışta bulunan ROMUK: Römork ROZMANA: Soruşturma RUVALE: Değişmek RUVANİYE: Kurmak RÜSVA: Rezil, kepaze, hayal kırıklığına uğrayan SAAN: Bakır kenarları süslemeli yayvan kap SABI: Sahibi SAC: Bazlama yapmaya yarayan torak ale SAC AYAĞI: Ocakta tencere altına konulan üçgen demir SACA: Demirden yapılmış üç ayaklı saç oturağı SACMAK: Bir uzvun içten zonklayarak ağrıması SAÇAKLI: Saçlarını taramamış, düzensiz bayan SAÇINI ÜTMÜŞ: Saçını yakmış SAÇLIK: Başlık parası SADALAMAK: Ne yapacağını bilmeden konuşmak SADEYAĞ: Tereyağı SAFi: Hep SAFUR: Sahur SAGAN: Tabak SAĞ GÖZDEN SOL GÖZE FAYDA YOK: Herkez kendi başının çaresine baksın.Hiç kimseden fayda yok SAĞANAK: Geçici yağmur SAĞDIÇ: Öğretici SAĞLACAKLA KAL: Hoşça kal SAĞLIĞINAN GİTME: Gülegüle gitme SAĞLILAGAL: Allahaısmarladıkbabında, hoç çakal SAĞLINA GİDİN: Güle güle gidin SAĞMAK: Hayvanın memesinden elle sütünü çıkarmak SAĞSAK: Hayva kokusu SAHABI: Sahibi SAHAN: Yayvan bakır tabak SAHTİYAN: Deri SAKAĞI: Hayvan nezlesi SAKAL ISLAYAN: Bir çeşit armut SAKALINA GÖRE TARAK VURMAK: Ne isterse onu yapmaya çalışmak, onu memnun etmeye çalışmak SAKARI: Sakarya SAKAV: Ceket SALA SALA: Bile bile SALAK: Koyunların toplandığı yer SALÇARIYA . Baştan sağma yapılan iş SALGARA: Rasgele düzensiz SALGARİYA: Öylesine SALGI: Vergi, evin altına uzatılan uzun ağaç SALIK: Dağınık SALIMINA: Boşu boşuna SALINAGAL: Hoşca kal SALINAGİT: Güle güle SALINGAÇ: Salıncak SALLA: Ağızdan çıkan tükürük akıntısı SALLALI KEŞKEŞ: Derbeder, pasaklı SALLANGAÇ: Salıncak SALLANMA: Oyalanma, vakit geçirme, bir yerden sarkmak SALLIM SAÇAK: Saçı başı dağınık olan kişi SALMA: Kız istemede erkketen istenilen eşyalara verilen ad, köy gideri için köylüden alınan para SALMAK: İnek vb. sağmak, başından göndermek SALTA: Çulha veya kadife üzerine sim işlemli kollu kadın yeleği SALTA YELEK: Çuha veya kadife üzerine sim işlemeli kollu kadın yeleği SALUK: Pasaklı SAMA: Zaman SAMID: Saf, budala SAMIRSAK: Sarımsak SAMSAK: Sarımsak SAMUT: Dilsiz SANCAK: Salıncak SANCI: Ağrı SANDELLE: Sandalye SANE: Seni ilgilendirmez anlamında SANGRA: Koyun kokusu SANIR: Sağır SANRA: Koyun idrarı SANSAR: Su borularında bulunan bir nevi yosun SANTRAÇ: Hayvan tırnaklarını kesen çakı SAP SENİN İSE SAMANLIK BENİM: Misafirin doyup, ev sahibinin ısrarı üzerine söylenen söz SAPA YOL: Issız, uzak düşen yol SAPAGOZ: İşini iyi yapamayan SAPALAÇ: Şaşkın SAPALAMAK: Neye uğrayacağını şaşırmak SAPANKAYA: İple sallayarak taş fırlatan oyuncak alet SAPIR SAPIR: Yorgun düşmüş, bitkin SAPITMAK: Şaşırma ne yapacağını bilmeme SAPLI: Pekmez ocağında kullanılan bakırdan küçük kepçe SAPLICAN: Apandisit SAPPUL SUPPUL: Dağınık SARAÇ: Binek hayvanlarının kayışlarını yapan kişi SARGIN: Aralarındaki samimilik SARIAŞ: Pekmezle yapılan aşure SARICA ARI-SARIÇARI: Yabani eşek arısı SARIM HURMA: Hamur tatlısı, sini içerisinde yufka ile yapılır SARIMBURMA: Bir çeşit tatlı SARIYAĞ: Tereyağ SARMAK: yüklemek SARMAŞIK: Bir ot türü SARPIN: Ambar SARRAF: Kuyumcu SATALAMAK: Bir daha bir daha söylemek SATAŞMAK: Kavga etmek SATİYEN, SEHTİYAN: Meşin yada deri SATMAK: Söylemek, konuşmak SAVAK: Değirmen oluğu SAVALAMAK: Sakar SAVAN: Bozkır, ağaçlı SAVOL: Sağol SAVRIÇ: Bulgur pişerken boşaltmaya yarayan kap SAVSAKLAMAK: Oyalamak SAVUÇ: Buradan uzaklaş, ayrıl git SAVUR: Kulağı işitmeyen SAVURMAK: Ürünün boşlarının dolularından ayırmak için rüzgara karşı tutma SAVUTTURMAK: Atıp fırlatmak SAVUTTURMAK: Boş vermek SAYA: Koyu ve keçi gibi hayvan sürülerini kapatılarak beslendiği etrafı çevrili yer SAYINSIMAK: Saymak, itibar etmek SAYIR SAYIR: Ardı ardına aralıksız SAYUNTUSUZ: Kaygısız SEBBİK: Yıllık gusül ramazabdan önce yıkanmak SECERE: Soy, kök, soy ağacı, nesil SEDDİL SÜDDÜL: Dengesiz yürüme SEDE YAĞ: Yoğurttan yapılan tere yağ SEDELİ-ZEDELİ: Çürümeye yakın veya çürümüş meyve ve sebze SEDİR: Oturacak yüksekçe bir yer SEET: Saat SEFERTASI: İşyerine götürülen saklama kabı SEĞİRMEK: Koşmak SEKİ: Basamak SELAMET PARASI: Bir kimsenin uzun bir yolculuğa çıkarken yakınlarına verdiği sempolik para SELAMLIK: Balkon SELBEŞ: Serbest SELCÜK: Aceleci, sabırsız SELÇİKLİK: Evecenlik SELÇUKLAŞMAK: Herşeye karışmak SELDÜR SÜLDÜR: Gayri muntazam yürüme SELE: Taşıma aracı SELERMEK: Küstah, mukala SEMBELEK: Sözüne itimat edilmeyen SEME: Aptallaşma, sersemleme, yarı baygın SEMİZ OTU: Ispanak tipi yenebilen bir bitki SEMT: Aptalımsı SEN BANA O KARAYI 9 OKKA ZİFT İLE ÇALAMASSIN: Ben o meselede suçsuzum bir kusurum yok, iftira SENDELEMEK: Afallamak,dengeyi kaybetmek SENEK: Çam ağacından yapılan su kabı SENELMEK: Karşılık vermek SENETMEKÇE: Senin dediğin gibi SENİT: Saç ekmeği SENTİRDEMEK: Dengesini kaybetmek, sendelemek SEPELEMEK: Azar azar dağıtmak SEPET: Tezgere SEPETLEMEK: Başından sağmak, yanından uzaklaştırmak, göndermek SEPTİL SÜPTÜL: Muvazenesiz SERDENKOVAN: Fare SEREK: Sayıklayan hasta SERGEN: Tavana yakın raf SERGENKOVAN: Fare SERGİ: Örtü, birşeyleri göstermek için yaygı SERHÖŞ: Sarhoş SERİT: Saç ekmeği SESEN: Boşamak SESLENMEK: Çağırmak SETİRE: Ceket SEVGİRSAĞAN: Delikli süzme kabı SEVİNDİRİK: Şımarık SEYİRMEK: Titremek SEYİRTMEK: Hızla koşma, uzaklaşma SEYİS: Kısırlaştırılmış erkek keçi SEYRETMEK: Koşmak SIBAR: Ölmek SIBILDATMAK: Çalkalamak SİCİM: Keteden yapılan sğlam ip SIÇAK: Büyük abdestini çok yapan SIÇAN: Fare SIÇDIN NI?: Hemen gizli bir olayı başkasına anlatmak, abdest bozmak SİDİKSALI: İdrar yolları iltihabı SİFON: Hortum SIFRA: Sofra, tepsi SIFRALTI: Sofra bezi SIĞAMAK: El ile dua ederk bir hastalığı sıvazlamak SİĞİM SİĞİM: Ağır ağır yağan yağmur SIĞIR: Büyük baş hayvan, kaba hareket yapan kişi için aşağalama SIĞIR AYAĞINA GELMEK: İneğin boğa araması SIĞIRKUYRUĞU: Sarı çiçek açan bitki SIĞSIK: Nemli SIKIŞ ARASINA SOKUŞ: Bir işin arasına başka işler sıkıştırmak, aceleye getirmek SIKRA: Cimri, eli sıkı SİLKMEK: Düşürmeye çalışmak SİMA: Yüz şekli SİMEK: Küçük tuvaletini yapmak SİMİLE: Sinsi SİMLİ: Yöresel kıyafet SIMTIRAÇ: At eşek tırnağını yontmaya yarayan kesici alet SINAMAK: İmtihan etmek SİNAMEKE: Sinameki, kapıslığı gidermek için kullanılan bitki SINDI: Makas SİNİLMEK: Saklanmak SİNİRSEK: Nemlenmiş ve ağızda çiğnenmesi zor SINMAK: Yılmak SİNMEK: Saklanmak, kokunun herşeyin üzerine bulaşarak kokması SİNSAR: Her şeyi yemeyen kişi SİNSİLE: Soy sülale SİNSOR: Sinsi, içten pazarlıklı SIPA: Ağaca çıkmak için kullanılan üç basamaklı sehba SIPA: Eşeğin yavrusu SIPA GADAR: Büyük anlamında SIPITMAK: İfşa etmek, abuk sabuk konuşmak SIPRA: Cimri SIRACALI: Saralı yapışkan SIRADOLMAK: Sıra ile gece gezmmesi SIRÇALI: İçine pekmez konulan küp SIRIK: İnce uzun sopa SİRİL SİRİL: İncecik, ince giyinen SIRIM: Bağırsak ve deriden yapılna ip SİRKE: Bit yumurtası SİRKMEK: Sallamak SIRNAŞMAK: Rahatsız etmek, sıkıştırmak SİST: Koyuna git deme şekli SIVAMAK: Evin duvarlarını boyamak SIVAZLAMA: El ayası ile ile bir yere temas ederek sürtme SIVAZLAMAK: Ovmak SİVİL: Odun yaran alet SİVİL-SİĞİL: Et beni, çıban SIVIŞMAK: Kaçmak SİVİŞMEK: Taşmak SİVTİNMEK: Kararsız kararsız dolaşmak SİYDİK YARIŞTIRMAK: İnatla herhangi bir olayda yarışma, birbirlerinde gördüklerini yapma SIYIR SIYIR: Peş peşe ve kolaylıkla SIYIRTMAÇ: Köylülerin ineklerini güden otlatan kişi SIYIRTTIRMAK: Belli belirsiz değerek geçmek SİYMEK: Ayakta işemek SIYRIK: Kumaşın kenarını keserken çıkan parça, hafif deri yaralanması SIYRINTI: Kumaş keserken kenardan çıkan ince parça SIZI: Ağrı SIZIRMAK: Sıkarak veya eriterek yağını çıkarmak SIZLAMAK: Açımak, ağrımak SOFA: Soba SOFU: Softa dindar SOĞUKKUYU: Kastik ayakkabı SOĞUKLUK: Yemek sonu veya sohbet arası yenen meyveler SOĞUKLUK: Havanın sıcak olmayan kısmı SOĞULMAK: İnek ve koyunun sütten kesilmesi SOKAĞA ÇIKMA: Gezmeye çıkma SOKAKTAN GELME: Gezmeden gelme SOKRANMAK: Söylenmek SOLFATA: Kinin SOLUCAN: Toprak kurdu SOLUĞUNU ALDA ZURNACI OL: Becerebildiğin yapabildiğin işi yap, herşeyin bir zorluğu vardır SOLUK: Balon SOMUDAK: Asık surat SOMUN: Taş fırında pişirilen yuvarlak ekmek (KEPEKLİ UNDAN YAPILIR) SOMUTMAK: Asık suratlı olmak SOMYA: Demiden yaylı yatak SONA: Sonra SONKU: Sonuncu SORMAÇ: Tülbent, emzik SORMAK: Emmek, ağızla çekmek, bir şeyi öğrenmek için danışmak SORUDAK: Asık suratlı SORUŞMAK: Tazeliği gitmiş buruşmuş SORUTTURMAK: Surat asmak SOVAN: Soğan SOVANOTU: Bir çeşit bitki SOVUK KUYU: Lastikten tarla ayakkabısı SOVULMAK: Kesilmek, kurumak SOYMAÇ: Kavak ağacı kabuğundan kıyılarak yapılan hayvan yemeği SOYTARI: Komiklik yapan SÖBE: Çocuklar saklanbaç oynarken gördükleri kişiyi belirli yere dokunarak gördüğünü belli etmesi. SÖBE KARA: Bir siyah üzüm çeşidi SÖLEPE: Yavaş hareket eden SÖLEŞ: Yavaş hareket eden SÖVE: Ucu sivritilmiş ağaç SÖVKE: Yataktaki bir kimsenin akasını besleyerek oturması SÖVMEK: Küfür etmek SÖVÜL SÖVÜL: Uzu bir şeyin veya kafilenin başlangıçtan sonra tamamının ortaya çıkması SÖYLENMEK: Kendi kendine konuşmak SU DÖKMEK: İdrara çıkmak SUAYA: Kanalizasyon SUFRA: Sofra SUFRA ALTI: Sofra altı SUMA: Sima, andıran tip yüz SUMSUK: Yumruk SURATSUZ: Yüzü gülmeyen kişi SUSA: Asfalt SUSAÇMAK: Susamak SUSAK: Pekmez savrulan delikli kap SUTASI: Bardak SUYURMUK: Genç çamların kabuklarının altındaki yenileşen zar SÜBEK: Bebeklerin sidiğini toplamak için kap SÜLALE: Akrabalar SÜLDÜR: Pasaklı beceriksiz SÜLÜMAN: Süleyman SÜMME PEYNİRİ: Bir tür kaşar peyniri SÜMSÜK: Görüntüsü hoş olmayan SÜMÜKLÜ BÖCEK: Salyangoz SÜMÜKLÜ CORCOR: Sümüklü SÜNDÜRMEK: Uzatmak SÜNEK: Esneyen sünen SÜNEPE: Üstüne başına, giyimine kumaşına bakmayan önem vermeyen SÜNGÜ: Taş fırını süpürmeye yarayan ucuna bez bağlanan sopa SÜNKÜRMEK: Burnundan sümüğü çıkarmak için nefesin burnundan kuvvetlice verilmesi SÜNMEK: Uzanmak, esnemek, hamle etmek SÜPRÜNTÜ: Kırıntıların pisliklerin yoplanmış hali SÜRAHİ: Cık cık SÜRGÜÇ: Bulaşık yıkanırken kullanılan sünger SÜRK: Vücutta kızartı ve ufak kabartılar SÜRMEK: Toprağı işlemek bir koku dökünmek SÜRÜNESİCE: Sıkıntı çekmesi istenilerek beddua edilen kişi SÜRÜNMEYİSİCE: Cile sıkıntı çekmesini istemeyerek beddua edilen kişi SÜRÜYÜ KIRDIRMA: Sürüyü kurda kaptırma SÜSMEK: Boynuz vurmak SÜTLÜ BULAMAÇ: Süt, az pirinç ve unla yapılan bir çeşit çorba SÜVETER: Bir çeşit örğü kazak ŞAGGADAK: Aniden ŞAK: Dokuma yollu ŞAK ŞAK: Kapı tokmağı ŞAKLAK: Kabarmış ŞAKLAMAK: Uçuklama, patlamak ŞAKŞUKA: Melemen ŞAL: İçine üzüm konarak çiğnenen çuval ŞALAKA: Kötek sopa ŞAMAKA: Şeker ŞAMATA: Gürültü patırtı ŞAMDOLMA: Ahşap bina inşaatında ara bölmeleri tahta parçalarıyla kaplama ŞAMTOPU: Şam'da yapılan ipek desenli kumaş ŞAN: Nam ŞANAFANANIN TAŞLARI BEN GÖRDÜM BU DÜŞLERİ: Tahmin etmiş olmak ŞANAFORA: Pekmez ocağı olan yer ŞAP: Kilim dokumalarında ipliklere renk veren taş ŞAPKAYI ÖNE EĞMEK: Aileden birisinin unanılacak bir şey yaptığında aile reisinin mahçup olması ŞAPLAK: Tokat ŞARAVANA: Çiğnenilen üzümün şırasının boşaldığı yer ŞARIAK: Arkta kademe ŞARLAK: Çağlayan ŞARPI: Eşarp ŞAŞAL: Pet şişe ŞAVAKKAL ŞEKERİ: Akide şekeri ŞAVAKLAMAK: Ayağa kalkmak, yükselmek ŞAYAK: İş şalvarı ŞEBBELEK: Çıplak ŞEBBİK: Bayramdan bir gün önceki hamamın kalabalık hali ŞEBÇÜK: Yalaka ŞEBELEK: Şebek ŞEBİT: Yufka ŞEBLEK: Yayvan ŞEDDELİ: Özelliği ayrıcalığı olan ŞEDE: Afacan yaramaz çocuk ŞEER: Şehir (Köylüler söyler) ŞEER EKMEE: Fırın ekmeği ŞEHMİ: Zoru sıkıntısı çekmek ŞEKER ARMUDU: Armut çeşidi ŞELLEK: Donsuz, açık ŞEMBELEK: Dalavere, sözüne itat etmeyen ŞEMEN: Küçük kavun ŞEMŞE: Şemsiye ŞEPİT: Gelmemiş hamurdan yapılan ekmek ŞER ŞOR: Patavatsız ŞERBET İÇMEK: İstenen kızın kendilerine verildiğine işaret eden çay veya şerbet içmek ŞEREMEKİ: Huysuz çocuk ŞERİBANİM: Şehribanim(bayan ismi) ŞEŞİBEŞ: Birbirinin zıttı ŞEVEK: Sebze yıkanan havuz ŞEYTAN ARABASI: Bisiklet ŞEYTAN DIRNAĞI: Tırnak kenarında sivri ince tırnaksı deri ŞEYTAN EVİ: Televizyon ŞEYTAN KUTUSU: Bilgisayar ŞEYTAN ŞEBELE: Televizyon ŞİBCE: Laf üreten ŞİBİDİK: Terlik ŞİBİT: Terlik ŞIĞIDIM: Oynak ŞIĞLAK: Anahtar ŞIHLAR: Köy ismi ŞİKAT: Şikayet ŞIKLAK: Kapı kolu ŞİLLOV: Kara olan ŞİLTE: Minder ŞİMBİL ŞİMBİL: Islak halde ŞİMCİK: Şimdi ŞİNCİ: Hemen şimdi ŞİNDİK: Şimdi ŞINGILDAK: Ses çıkarak oyuncak ŞİP DAMLA: Pekmez toprağından üzüm şırasının süzüldüğü yer ŞİP ŞİP: Terlik ŞİPCİK: Ağzında bakla ıslanmayan her şeyi söyleyen ŞİPİR ŞİPİR: Çok çabuk ve düzgüz ŞİPİRDEMEK: Ağzının yemek yerken ses çıkarması ŞİPLEK: Terlik ŞİPLEK: Hafıfce vurma ŞİPLEMEK: Hafifce damdan akmak ŞİPŞİPLEMEK: İnceltmek ŞIRA: Üzümün sıkılmış suyu ŞİRANE: Pekmez ocağında üzümlerin konulduğu geniş ver. Çiğneme yeri ŞİRAZE: Umulandan daha kötü hareket ŞIRGIN YAĞ: Sıvı yağ ŞIRINGA: Enjektör ŞIRLAMAK: Bir sıkının az az akışı ŞİRVAN: Tarla bekçisi ŞİŞEGALASICA: Sinirlendiği zaman karşı tarafa söylenen söz ŞİŞEK: Kısır koyun ŞIVGA: Genç ve uzun taze ŞIVGIN: İnce ŞİVŞİRİK: Eşarp yada kumaşı üçgen hale getirmek ŞORA: Şuraya ŞOYANNA: Şu tarafa ŞU GÖNNEDEN ŞU SIRIMDAN: İkiside aynı cinsden olan, aynı soydan olan ŞUKADACIK: Şukadarcık ŞUMATA: Kel işlemeli örtü ŞUNGADEM: Uğursuz ŞURALARA: Şu yerlerde ŞURE: Şuraya ŞÜFÖR: Şoför ŞÜRGÜNYAĞI: Haşhaş yağı TAA: Uzaktaki TAAR: Tahirler TABAK: Deri işlenmiş yemekkabı TABAN: Tohum ekildikten sonra torağı düzeltmeye yarayan ağaç merdane TABLA: Üzerinde yufka açılan tahta TAFRA: Üstten görmel tehditli davranış TAFTA: Tahta TAHAL: Tahıl TAHARATLANMAK: Tuvaletten sonra yapılan temizlik TAHMA: Küfte TAHRA:. Orak biçiminde kesici alet TAHRAT PALASI: Taharetten sonra ıslaklığı kurulamaya yarayan bez TAHTA TOKMAK: Bulgur dövmeye yarayan tokmak TAKATİM YOK: Dayanacak, sabredecek gücüm yok TAKAZA: Eziyet TAKDARAŞ: Alaleacele TAKGA: Başa konulan örgü veya kumaş şapka TAKI: Düğünlerde misafirlerin gelin ve damada taktıkları ve sergilenen hediyeler TAKIL GÜNÜ: Düğünün başladığı ilk gün TAKINAK: Geriye kalan borç TAKKA: Külah TAKKA: Şapka TAKKAÇ: Çarpmak TAKKE: Şapka TAKLAŞMAK: Kavga etmek TAKSİ DURDURAN: Kadife kumaş türü TAKTAK: Su motorundan yapılan araç TALASKA: Kemer TALAŞ: Marangoz artığı TALAZ: Tozlu fırtına TALBA: Üzerinde yemek yenilen tahta sofra TALLA: Tarla TANA: Tarhana TANAŞI: Tarhana çorbası TANDIR: Demirören TANDIR: Tava TANGIRDAMAK: Metal maddelerle ses çıkarmak TANIŞIK: Ahbap, bildik kişi, dost TANTANA ETMEK: Çok konuşmak TANTIR: Tava TAPSARA: Küçük tepsi çeşidi TAPSUK-TUPSUK: Ağza yapışkanlık veren tadı olmayan dıda TAR: Tahir köyü TARA: Odun kesen alet TARAŞ: Her işe burnunu sokmak TARTI: Baskül TARTMAK: Taşımak TAS: Bardak TASA: Dert TASALANMAK: Üzülmek TASARLAMAK: Kavurmak TASMA: Kemer TAŞ: Kase TAŞAĞRI: Çok taşlı yer TAŞI SIKSA SUYUNU ÇIKARIR: Çok kuvvetli, elinden bir iş gelir TATA: Sebze bostanında iki arkla sınırlanmış elek dizileri parçası TATA: Evlekler topluluğu TATALARA GELESİCE: Birine beddua etmek TATAR: Kekeleme TAVAN: Çatı arası TAVATIR: Çok güzel hoş TAVLAMAK: İkne etmek, kalkınmak TAVLANMAK: Kilo almak TAVSIMAK: Hiddeti azalmak TAVUK KAPAN: Atmaca TAYA: Çeltik demetlerinin üst üste yıkanmış hali TEBELLEŞ OLMAK: Musallat olmak TEC ETMEK: Harmanda ürünün işlenmesi, toplanması TECCAL: Deccal, şeytan TECEMİLLET: Düzen kurmak TECENNER: Tacettin köyü TECİLLİK: Yokluk sıkıntı darlık TECİRİP: Acayip TEÇ: Pilav pişen büyük tava TEDARİK: Hazırlık TEDİK: Hızlı TEDÜRGÜN: Rahatsız TEFİL: Gizli işler düşünen TEFTER: Defter TEGAVİT: Emekli olmak TEĞLİK: Terlik TEHNE: Kalabalık olmayan, sakin TEK DOLAP: Yemek saklamak için kullanılan dolap TEK DUR: Usludur, tembih manasında TEK GIRA: İçine tek fişek alan tüfek çeşidi TEKE: Damızlık erkek keçi TEKKIRA: Tüfek TEKNE: Hamur ve vb. yapılan kap TEKTÜFEK: Tek namlulu silah TEL DOLAP: Kışın buz dolabı yerine kullanılan kapağı tel kaplı raflı dolap TEL TEL HAVLASI: Pişmaniye TELE: Kanaviçe TELEFUN: Telefon TELETURA: Sinema, tiyatro TELEZİ: Terazi TELEZON: Televizyon TELİZ: Çuval, temek, ahır havalandırma teceresi TELKARİ: Gümüş sanatı TELLİK: Terlik TELPİS: Kurnaz,açıkgöz TELVE: Kahvenin tortusu TEMBİH: Israr TEMBİHLEMEK: Hatırlatmak TEMCİT: Güneşin doğmadan önceki vakit TEME: Sessiz tenha yer TEMEK: Ahır penceresi TEMELLİ: Tamamen TEMİZLİK OTU: Semiz otu TENCİRE: Tencere , tabak TENEŞİR: Ölen kişinin yıkandığı yer TENEŞİRE GELESİCE: Birine beddua etmek ölmesini istemek TENEŞÜR: Ölü yıkamak için üzerine konan tahta TENGEL MENGER: Yuvarlanma hali TENGERLENMEK: Yuvarlanmak TENGÜRSAHAN: Delikli TENHA: Issız sakin TENHA TEHNE: Serbest, rahat, kalabalık olmayan TENTE: Traktörlerin üzerine takılan gölgelik TENTENE: Dantel TEPİSİ: Tepsi, yemek yenen sofra TEPME: Tekme TEPSERMEK: Hapşurmak TERE: Yenebilen baharatlı bir yeşil ot TERES: Tatlı bir kızma (kerata) TEREZ: Kereta TERS: Gübre TESBİK: Tespih TESLEMEK:. Teslim etmek TEŞLEMEK: Elemek, işe yaramayanları ayırmak TET: Hadi ordan TEVATÜR: Mübala TEVEK: Bostan yaprağı TEVELLÜT: Doğum tarihi, doğum senesi TEYYARE: Uçak TEZ: Çabuk çabuk TEZE: Taze TEZEK: Büyük baş hayvanların dışkısına saman katarak yapılan bir yakacak TEZGERE: Sepet TIĞAN: Tava TIĞLU: Zayıf, cılız, hastalıklı TIĞSIRMAK: Aksırmak TİĞTEBER: Meteliksiz TIHAN: Tava TIHAN-TAHİN: Tahin ve pekmezden yapılan helva TIK: İçi geçmiş tohuma kaçmış TIKGIDI AYAKKABI: Topuklu ayakkabı TIKIR TIKIR: Kurumuş olan zayıf olan TIKIRDAMAK: Herhangi bir şeyi kaynatmak TIKIŞ: Büyümeyen zayıf çocuklar için söylenir TIKIŞ TIKIŞ: Çok dolu ve sıkışık, kalabalık TIKNAZ: Kısa boylu TİKON: Büyük kova TİL TONMAK . Şeftali TILAR: Demir beşik yatağı TİLKİ KUYRUĞU: Bir çeşit uzun taneli üzüm TILKIMAK: Bozulmak, kartlaşmak TILKINMAK: Tıkamak, aşırı yemek yemek TILLAMA: Koşmak TİLLE: Yük hayvanların semerinde yük sarmaya mahsuz urgan TILSIM: Altın ve inci ile süslü kolye TİLTOMBAK: Şeftali TIMARHANE: Akıl hastanesi TIMBA YATMAK: Hemen yatmak TİMİN ALTINI: Kıymetli olan, güzle yüzlü, iyi kimse TİN TİN: Yavaş yavaş TINAZ: Biçilmiş tahılların biriktirildiği harman TINGA: Kumbara, ufak emaye kap TİNGİLDEMEK: Sağlıklı olmamak TINGIR ELEK TINGIR SAÇ: Hiçbir şeyi yok TINGIR TINGIR: Boşboş TİNGİR TİNGİR: Sağlıklı TINGIRDAMAK: Ses çıkartmak TINMAK: Umursamamak, aldırış etmemek TİNTON: Muhabbet tellalı kadın TIPIŞ TIPIŞ: Mecburen, zorla TİR: Uzun parçalara ayrılmış toprak evlek TIRAKKAL: Maytap TİRE ÇORAP: İnce çorap TİREK: Uzun eğri araç TİREKİ: Tiryaki, alışmış olan TİRİL TİRİL: İncecik TIRILDAK: Topaç, gizlice iş çevirme TİRİLLE: Bir tür tirit yemeği TIRIS: Hafif gelmek, önem vermemek, hafife almak TIRIS GİTMEK: Soluk soluğa çarçabuk TIRIŞMAK: Yüzünü buruşturmak TIRIŞMAK: Yüzünün şeklini değiştirmek TİRİT: Et suyundan ve bayat ekmekten soğan ile yapılan sulu yemek TIRIVIRI: Önemsiz, gereksiz, fuzuli işler TIRKAZ: Kitlemek TIRKIZLAMAK: Kapıyı kapadıktan sonra dıştan bir eklentiyle kitleme TIRLAK: İshal, amel TIRLAMAK: Koşmak TIRMIK: Sapı tahtadan ucu demirden olan parmaklı tarım aleti TIRŞIK: Suratı asık TIRTAP: Düzenli, temiz TIRTIKLAMAK: Karıştırmak TIRTIKLI: Çukur,pürüzlü TİSELEMEK: Çiselemek TISIL TISIL: Yorgun halde TISIRMAK: Sümüğü silme TİSKEM: Bir parça TISLATMAK: Sessizce ossurmak TIVAN: Küçük tavan TİYARE: Uçak TOÇ: Ekili küçük araziyi sulamak ve ayırmak için kabartılan toprak TOĞUK: Tavuk TOK EVİN AÇ BEBEĞİ: Evde yemek yemeyip, başka evlerde hiç görmemiş gibi yiyip içen çocuk TOKAÇ: 60 cm uzunluğunda çamaşır döven sopa TOKAT: İri taeli üzüm çeşidi TOKGAL: Zank, zerdali, vişne, k,raz vb. gövdelerinden çıkan yapışkan TOKMA: Köfte TOKMAK: Kapı zili TOKMAK: Sert cisimleri ezmeye yarayan saplı alet TOKTUR: Doktor TOKYA: Terlik TOLA: Ambar TOLU . Dolu TOMATES: Domates TOMATİS: Domates TOMBALAK Beypazarı ağzından sözcükleromates Yuvarlak TOMUŞMAK: Vaziyetten memnun olmamak ve bunuyüz ifadesiyle belirtmek TONÇ: Toprak yükseltisi (sulama için) TONGURDAK: Koyunlara takılan çan TOP: Köpek ekmeği TOPAK: Külçe TOPLU: Altı ay bir yaş arası kuzu TORBA: Poşet TORBA YOĞURDU: Süzme yoğurt TORNET: Üç adet rulman üzerine bir ön, iki arkaya Tahta çıkarılarak yapılan çocuk arabası TOROŞ: Her işe burnunu sokmak TORTOP: Yuvarlak olan TORTOR: Motosiklet, odun kesme motoru TOSBA: Kablunbağa TOSLAMAK: Küsmek TOSLAŞMAK: Çarpışmak TOSUL TOSUL: Surat asarak yürüme TOSUN: Erkek dana TOTKAL-TOKGAL: Bazı ağaçların dal ve gövdelerinden akan yapışkan sıvı TOTURDAK: Motorsiklet TOVUK: Tavuk TOY: Yaşı genç olgun düşünemeyen TOZ: Deterjan TOZAK: Arı sepetinde mevsimin son oğlu TOZLUK: Erkeklere örülen süs çorap TÖHMÜRÜK: Sürekli kesik kesik öksürmek TÖKEZLEMEK: Ayağı sürçüp düşme, sendeleme TÖMSEK: Tümsek TÖNGEME: Söylediklerini kontrol edemeyen TÖRSEN: Yaramaz TÖRSENGİ: Ters TÖSMEK: Geri dönmek, vaz geçmek TUFALET: Tuvalet TUFRAN: Kuplu yayık TULUK: Küçük baş hayvanların derisinden oluşan torba TULUMBACI LASTİK: Lastik ayakkabı türü TULUS: Tozlu, fırtına TUMAN: Pantolon TUMBA: Misket oyununda en baştaki misket TUMMAK: Suya gömülmek TUNÇ YÜZLÜ: Utanmaz, kötü sözden yüzü kızarmayan TURAN: Sütü çalkalayarak yağ elde etme TURFAN: İki kuplu küp TURŞUMAK: Yüzünü ekşitmek TUTAK: Bir nevi ekşi, mayhoş olmamış meyve TUTTUĞUN İŞ BANA İSE ÖĞRENDİĞİN KENDİNE: İş yapanın sıkıldığı zaman azimli yapması için söylenen söz TUTTURUK: Çok saçı olan TUTUKLU . Eğreti TUTUKLU: Saçı dağınık, birbirine girmiş TUZ KABAĞI: Tuzluk TUZDAŞ: Beyaztaş TUZLAĞA: Davarların tuzlandığı taş TÜ: Tüy TÜDÜRMEK: Kaçırmak TÜKENDİ Mİ?: Bittimi? Kalmadımı? TÜKRÜK GADA: Çok az miktarda TÜLÜ: Şeftali TÜNEK: Hayvanların akşam durdukları yer TÜTSÜ: Arıların balını alırken çıkarılan duman TÜTÜNCÜLÜK: Saklambaca benzer gece oynanan bir oyun TÜYDÜRMEK: Kaçırmak TÜYMEK: Kaçmak TÜZGÜ: Duman, is UÇKU: Bıçak UÇKUR: Şalvarın kalın ipi UÇUN: İçin UFAK: Küçük UFALAMAK: Ufak parçalara ayırmak UĞRA: Un kırıntısı, somun ekmeği yaparken hamurun yapışmaması için kullanılan kepekli un UĞRUN: Gizli UĞUNMAK: Oğunmak ULA: Hayret ifadesi, aniden duyulan söz için kullanılır ULAMAK: Eklemek ULUK: Bir çarpmadan dolayı vücudun bir yerinde oluşan morluk UMANCA: Güzelce, iyice UMMA: Gördüğü veya kokusunu aldığı ama tadamadığından vücutta şişlik UMMA OLMAK: Canı çekmek UMMANA: Çok UMMANIK: Bir sürü UMURUMDA DEĞİL: İçinde olup fakat alakadar olmadığı işler UNDA: Pirinç kepeği UNLA: Onlar UNRA: Un kırıntısı URBA: Elbise URGAN: Halat URGUT: Sakin URUS: Rus USANMAK: Bıkmak USGUT: Sakin USTURPLU: Yerli yerinde USUL: Yavaş USULCA: Yavaşça USULDAN: Yavaş yavaş UŞAK: Çocuk UŞAKLIK: Küçük çocukluk UŞGUR: Şalvar bağı UTANCAK: Utangaç UTMAK: Oyun ve kumarda parasını malını almak UVANMAK: Sancı çekmek UYDUM AKILLI: Herkesin aklına uyan UYDURMAK: Yalan söylemek UYDURUK: Düzmece UYİİP DURMA GAK GALİ: Uyuyup durma kalk artık, uyuduğun yeter UYKU SEMESİ: Uyku sersemliği UYLAMAK: Sataşmak UYLANMAK: Ağrıdan kıvranmak UYLAŞMAK: Uzlaşmak UYLAŞTIRMAK: Barıştırmak, anlaştırmak UYUNTU: Mızmız UYUŞAK: İş yapmayan tembel, miskin UYUŞUK: Tembel UYUTMAK: Kandırmak UZUNAYAKLI: At UZUNEŞEK: Çocukların oynadığı bir oyun Ü GUŞU: Puhu kuşu ÜFÜRMEK: Üflemek ÜFÜRÜK: Islık ÜĞLEMEK: Beşikte, salıncakta sallamak ÜĞÜNDÜRMEK: Ellemek ÜĞÜRME: Yayık ÜĞÜTLEMEK: İşine yarayanı toplamak ÜĞÜTMEK: Ekinin un haline gelmesi ÜLENMEK: Beşikte, salıncakta sallanmak ÜLEŞMEK: Paylaşmak ÜLEŞTİRME: Paylaştırma ÜMRÜK YONCASI: Mavi tarla çiçeği ÜMÜK: Boyun ÜMÜRDÜK: Yuvarlak taneli hayvan yemi ÜNLEMEK: Seslenmek, çağırmak ÜNÜ ÇIKTIĞI KADAR: Gücü yettiği kadar bağırmak ÜREMEK: Çoğalmak ÜRER: Üreğil (Köy ismi) ÜRETMEK: İşi yetiştirmek,kolaylaştırmak ÜRMEK: Havlamak, saldırmak ÜRÜN: Süt ürünlerine verilen ad ÜRÜNALMA: Koyun, keçi g,b, hayvanları sütleri kesilene kadar sağma ÜRYA: Rüya ÜSSET: Hemen o anda ÜSSÜN: Hüseyin ÜSTELEMEK: Israr etme ÜŞENME: Erinme, bir işi yapmaktan çekinerek tembellik etmek ÜŞÜRMEK: Mübağla etmek ÜTMEK: Oyunda kazanmak ÜTÜLENDİ: Yandı ÜTÜLMEK: Yenilmek ÜVEZ: Kabızlığı gideren bir meyve ÜZERLİK: Tütsü otu ÜZERLİK OTU: Nazar değmesin diye yakılan bir ot ÜZÜMCÜK: Eti yağlı üzümleri yiyerek beslenen bir kuş VA: Var, mevcut VAA: Baba VALLAHA: Vallahi VAR BAK: Heralde VARACAĞDIK: Gelecektik VARAYOVA: Herşeye karışma VARBAK: Herhalde VARISA: Var ise VARISAM GÖRÜN: Yanına gelirsem görürsün VARISAM ORE: Gelirsem VARİYETLİ: Zengin kimse mal varlığı çok olan VARUK CURUK: Çok ses çıkarıldığı zaman söylenen söz VARVAK: Her halde VAY VAY ÇANAĞI: Çabuk kırılıp dökülen ev eşyası, narin eşya, fuzuli ihtiyaç VAZ GEÇMEK: Sözünden caymak, sözünden dönmek VELET: Küçük çocukluk VELVELECİ: Çok telaş eden VEMEYEYDİN: Vermeseydin VENİME: Kalabalık VENLEMEK: Birden, canhıraş bir şekilde ağlamak VEREN VEREN: Bağıra bağıra ağlamak VERESBİT: Bisiklet VERESE: Miras hissedarı VERESİ: Ücreti sonra verilmek için alınan VESAİT Vasıta VEYSAL VEYSAL: Uyuşuk Vİ: Vay VİCİL VİCİL: Şirin VICILDAK: Cıvık VİDALANMA: Küsme VİDALANMAK: Dengesiz konuşmak VİDALI: Süslü VİDARİME: Seçmek VİDİ: Hindi yavrusu VİDON: Plastik su bidonu VINLAMA: Dönerek ses çıkarmak VİRANE: Yıkılmış olan VIRVIR: Çok konuşmak VIZILDAMA: Ses çıkarma, ağlayacak hale gelme VIZIRTTAK: Çok hızlı VOCUK VOCUK: Çok sulu çamur VURUŞ: Hasatlık erik kurusu YA URGANDA YA YORGANDA: Nerede öleceği belli olmayan kişi YAA: Olmaz YABAN: Uzak, yabancı YADIRGAMAK: Rahatsız olmak YAFU: Yahu YAĞ BASMAK: Tereyağın uzun süre kullanılması için tuzlayarak derince bir kovaya alma YAĞLICA: Çıra görevi yapan bir çeşit odun YAĞLIK: Mendil YAĞMIR: Yağmur YAHU: Sıkılmak YAKI: Kına yakılırken kullanılan çiçek desenli deri YAL ÇALDI: Rüzgarın sıcaklığı ile bitkilerin kuruması YALAKA: Geveze, boş boğaz YALAMA: İşlevini yapamama YALAMAK: Çocuk oyunlarında yapılan bir yanlışı geri alarak düzeltmek YALAMIK: Çamın soyulan kısmı YALAN SATMAK: Yalan söylemek YALAN YALAP: Arka arkaya YALAN YANIŞ: Baştan sağma YALANDIRMAK: Susama duygusu YALANI: Ateşin sünen alevleri YALAP YALAP: Hemen, hemen, hızlı hızlı iş yapan YALAPDAK: Çabucak YALAŞIK: Kirlenmiş YALHAYIR GURDU: Çok zeki YALI GAZIĞI: Boş gezen, işi olmayan kişi YALIK: Mendil YALIKUŞU: Sakızcık ağacının yada kirazın küçüklerini yiyerek beslenen kuş YALIN AYAK: Çıplak ayak YALINIZ: Tek başına YALTAKCI: Geveze, boş boğaz YALTAKLANMAK: Birine çıkar uğruna iyi davranmak YAMA: Dik yokuş, yırtık elbise tamiri YAMAÇ: Eğimli arazi YAMALIK: Kumaş, bez parçası YAMANMAK: Sığınmak YAMENİ: Ayakkabı YAMRU: Eğri YAMŞAK: Şımarık YAMUL YUMUL: Eğri büğrü YAN BİÇMEK: Kıvırtmak YANAR ARKASI: Mahalle fırınlarında fırını kullanmada 2. Sınıf YANAŞIK: Aralık YANAŞMAK: Yaklaşmak YANDAK: Tarlalarda çıkan işe yaramaz ot YANGABİZ: Ters YANGOBAZ: Aksi, geçimsiz YANIŞ: YANLIŞ YANKABUZ: Yaramazlık, yalakalık eden kişi YANŞAK YALAKA: Çok konuşan, geveze YANTİRİ: Doğru dürüst yürümeyen, eğri duran YAPI: Bal peteği YAPI: Düğüne yapılacak baklava, dolma hazırlığı YAPIYA GELİN: Düğünde yenilecek baklava, dolma vb. hazırlığı YAPRAK BASMAK: Asma yaprağını tuzlu suda kaynatıp bidonlara bidonlara sulu şekilde depolama YARALI PARMAĞA SİYMEK: Yardıma muhtaç olana imkanı varken yardım etmeyen kişi YARESEL GÖLLE: Yöresel gölle günü YARIK: Çatlak YARILMAK: Çatlamak, kanamak YARIM: bugday,arpa gibi şeylerin ölçeği (yaklaşık 16 kilo) YARIM YAMALAK: Bir şeyin bitmemiş eksik hali YARIMCA: İçine kıyma, peynir, yeşil soğan konulan yufka YARİN: Yarin bir sonraki gün YARIŞ:: Koş YARIŞMAK: Koşmak YAS ETMEK: Ağıt yakmak YASLAÇ: Bazlamaç yapımında kullanılan yassı tahta eşya YASLAMAK: Herhangi bir aleti dikey olarak bir yere dayamak YAŞMAK: Bir bürgüyü yalnız gözlerinin görebileceği şekilde sarmak YATAK: Koyunların barındığı vadi kenarlarında yapılmış yer YATIR: Türbe YAVAN: Sade, katıksız olarak yenilen YAVINSIMAK: Et ve benzeri şeyleri yediğinde canı tatlı istemek YAVRUAĞZI: Bir tür çiçek YAVŞAK: Küçük bit yavrusu YAVŞAN: Bir bitki YAVU: Münasebetsiz, saygısız, tuhaf YAVU YARKA: İpe sapa gelmez YAVU YAVU BAKMA: Kötü kötü bakma YAVUKLU: Sözlü YAYAK: Yürüyerek YAYGARA: Söylenti, abartma YAYIK: Tereyağ ve yoğurt yapımında kullanılan tahtadan alet YAYLAMAK: Çobanlık yapmak, otlatmak YAYLON: Naylon YAZ GELİNCE ÇALI DİBİ SELAM ALIR: Yazın nerde olsa kalırım diyen kişi YAZI: Ova, bez YAZI VAR GÜZÜ VAR EVECEK NE İŞİ VAR: Olduğu zaman olsun acelesi yok YAZMA: Kadınların baş örtüsü YAZMAK: Hamuru açmak YEĞ: Daha üstün YEĞNİM: Yeğenim YELDİR YELDİR: Hızlı hızlı YELEK: Örgü kolsuz kıyafet YELİKMEK: Çok şımarmak YELTENMEK: Yapmaya kalkmak YEMEN: Ayakkabı YEMENİ: Yazlık ayakkabı, baş örtüsü YEMİŞ: Leblebi ,incir YEMİYE: Yevmiye YEMİYO: Yemiyor YEMLİK: Yenilen bir ot YENCE: Hafif YENİKTEN YAPMAK: Tekrardan yapmak YENİLE: Tazele tekrar getir ,yap hemen şimdi biraz önce YENİŞMEK: Birbirini bir alanda mağlup etmek YER EVİ: Eski evlerde odalardan biri YER HAYATI: Ayakkabılık YERE: Ağaçların birbirine tutturmak için delik açılmış ağaç YERMEK: Kötülemek YESİR: Esir düşmüş olan YEŞDİRMEK: Koşturmak YEŞİLUSTAM: Kertenkeleye benzeyen bir hayvan YET GİDİ: Topal YETİRMEK: Yetiştirmek, denk getirmek YETİŞMEK: Büyümek YETTİ Mİ?: Yeterlimi ? Kafi geldi mi Yİ: Ye YIGGIN: Sıhhati tam olmayan, mecalsiz YIĞLIK: Mendil YIKANMAK: Banyo yapmak YILCARMAK: Yaralanmak YILÇARMAK: Cüret etmek YILDIRMAK: Düğünlerde oynarken birbirlerinden iyi oynama bıktırmak usandırmak YILIŞMAK: Yalakalık yapmak YIMIRTA: Yumurta YIMIŞAK: Yumuşak YİNTİ: Hayvanlar için derlenmiş yiyecek YO: Hayır YOFİDİ: Argoda kafir YOĞUNİĞNE: Çuvaldız YOĞURTLAŞ: Yoğurtlu çorba YOKAR: Yukarı YOKARI: Yukarı YOKTAN YONGA KOPARMAK: Olmayacak bir işi başarmak YOL YORDAM BİLME: İşin yapılış şeklini bilme YOLAK: Yağmur yağdığında açılan yol YOLAPA: Yün kalıntısı YOLLUK: Kilim YONANIN KIZI: Yunanın kızı(Düşman kızı) YONGA: Kırık odun parçaları YONGA İLE KAŞINIYORUM: Parasız kişinin parasızlığını ifade etmesi YONMA: Yontma YOO: Hayır YORDAM: Kural YORTUSU TUTMAK: İnat etmek YOSMA: Şen, şuh, edalı kadın YOVAN İĞNE: Kalın iğne YOVURT: Yoğurt YOZ: Kısır YOZLAK: Tersik yapmak YÖRE: Çevre YUFKA: Hamurdan, ince açılmış saç ekmeği YUKA: Hafif YUKALAŞTIRMAK: İnceltmek YUKARDAN AŞŞA: Yukarıdan aşağıya YUMMAK: Kapatmak (Vücut hareketleri için geçerli) YUMSUK: Yumruk YUMURMA: Yoğurma YUMURTA SIZIRTMASI: Bazlama üstüne bişen yumurta YUVAK: Taştan silindir YUVMAK: Yıkamak YÜKLÜK: Yatak konulan yer YÜKSÜK: Yüzük YÜKSÜNMEK: Üşenmek YÜNSEK: Yüksek YÜREĞİ AĞZINA GELMEK: Ölecek gibi olmak, tıkanmak YÜREĞİ GEÇMEK: Uyumak YÜREK: Kalp YÜSSÜK: Yüzük YÜZERLİK: Tütsü otu YÜZÜ KOYUN: Bayır aşağı YÜZÜN AŞŞA . Yokuş aşağı YÜZÜN GAPAK: Yere yüzüstüyatmak ZAAN: Tabak ZAAR: Herhalde ZABAH: Sabah ZABAHLEYİN: Sabahleyin ZABALA: Sabahleyin ZABATA:Sa Sabaha ZABBIDI ZUBBUDU: Pasaklı, düzensiz ZABIH: Sahibi ZABİL: İşe yaramaz ZAHRA: Saman, yem konulan yer ZAHRA EVİ: Saman, yem konulan yer ZAHRALAMAK: Hayvanlara yiyecek vermek ZALATA: Salata ZALDIR ZULDUR: Boşboş yürüme ZALLAZORT: Düzensiz ZAMIRSAK: Samırsak ZANAAT: Meslek ZANGADAK: Ansızın ZANGIRDAK: Gelişi güzel konuşmak ZAPLANMA: Seslenme, sahip çıkma ZAR ZAR: Hiç durmadan konuşmak ZARAK: Sıra, tav ZARLAMAK: Ağlamak ZARTLAK: Ne söylediğini bilmeyen kişi ZARTLAK: Çok gaz çıkaran kişi ZAVIRDAMAK: Çok konuşmak ZAVUR ZUVUR: Öteberi ZEBELLA: İri yarı ZEBİL: Fakir ZEBİL OLMAK: Bakımsız ZEBUN: Çok zayıf, çok kötü ZEBZE: Sebze ZEKAT KEÇİSİ: Çok zayıf, çok kötü ZEKVARİYE: Karıştırmak ZELLETLİ: Lezzetli ZELVE: Öküzün boyunduruk aracı ZENAT: Sanat ZENCÜ: Zenci ZERDALİ: Kaysı ZERE: Ondanmı? ZEREM: Zaten ZERZEVAT: Sebze ZEVZEK: Ne dediğini bilmez ZIBARMA: Yatmak (Kızgınlık) ZİBİDİ: Avare, kendinde olmayan ZİBİL: Çöp, süprüntü, pislik, gübre ZIBIN: Çocuk giyeceği ZİGİRDEKLİ: Kendini beğenmiş ZİHT: Sobadan akan kara ZİKKE: Atların bağlandığı zincirin ucundaki sivri kazık ZILDIR: Boş ZILDIR ZILDIR: Çırılçıplak ZILGIT: Azar, paylama ZİLLİ: Havalı, süslü ZINDIKLI: Aklı fazla ermeyen ZINGILDAMAK: Yerine iyi oturmadığından dolayı sallanmak ZİNGİRDEK: Zil. Çan ZİNİ: Tepsi ZIR: Mukayese edatı (zır deli, zır aptal, zır soğuk) ZIRAA: Kimyon ZIRANCIMAK: Dikilmek ZIRAVUT: Uzun, gürbüz ZIRIL ZIRIL: Çok hasta olmak ZIRNIK: Hiçbir şey ZIRTABOZ: Laf söz dinlemez ZIRTALMAK: Küstahça karşı gelmek ZIRTIL: Utanmaz, sıkılmaz ZIRZIKIM: Ufak, dolu ZİRZOP: İri, yarı, kaba, kırıcı kimse ZIVANADAN ÇIKMAK: Kontrolden çıkmak, kontrol altına alınamamak ZOBA: Soba ZOBU: İri yarı ZOFRA ALTI: Sofra Bezi ZOKKUDU: Boyu uzun olan ZOMBULDAMAK: Titremek ZOMBULTU: Sarsıla sarsıla titreme ZORBA: Sıkıştırmak ZOTAHR: İri adam ZÖLDÜR: İşe yaramaz, bom boş durur ZÖMZÖM: Hal ve hareketleri uygun olmayan ZUFA: Soba ZUFRA: Sofra ZUFRALIK: Sofra Bezi ZUHRALANMAK: Yanaşmamak, beğenmemek ZÜMBÜL: Sümbül |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| FOTOĞRAF ALBÜMÜ |
| KÖY VİDEOLARI |
| ONUR TABLOMUZ |
| DERNEĞİMİZ |
| KÖY MUTFAĞI |
| MAHALLİ DİLİMİZ |
| ZİYARETÇİ DEFTERİ |